Hoşgeldin Misafir

Çevre

CyberHawk

CyberHawk

WebMaster
Adana
12 Ara 2018
16,128 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Herhangi bir yüzeyin sınırlarını belirleyen sı*nır çizgisinin uzunluğu, bir alanın sınırları ve*ya bir kimsenin etrafını kuşatan gibi anlamlan içeren çevre terimi, bir insanın davranışlarına etkisi'bakımından düşünüldüğünde, o insanın içinde yaşadığı ortam ve bu ortamın şartlarını ifade eder. Başka söyleyişle ortak çıkarları, benzer etkinlik ve faaliyetleri paylaşan, aynı toplumsal konumlar içinde birbiriyle ilişkili in*san topluluğu çevreyi oluşturmaktadır. Antro*poloji açısından çevre "kültür çevresi (Kul-turkreis)" teriminin ortaya atılmasına yol açtı. "Kültür çevresi" kavramı Alman Wİ!helm Sch-mİdt tarafından 1. Dünya Savaşı sonlarında ileri sürüldü. Buna göre bir topluluğun kültü*rünü başka topluluk kültürleriyle ilişkili ola*rak gelişen tabakalaşmiş ve bağımlı hale geti*rilmiş özellikler bütünü şeklinde tanımlamak
mümkündür. Ancak bu tanımın doğal sonucu olarak bir topluluğun kültürünün, ilişkide bu*lunduğu öteki topluluk kültürüne hakim olma*sı kaçınılmazdır ki, sonuçta hakim kültürünya-yılmacı ve emici nitelikte olması önlenemez. Aslında Avrupa, kültürünün hiç değilse XVIII. yüzyıldan itibaren bu süreci izlediği, ni*telendirmeler ve dayanılan dinamikler değiş*kenlik göstersede, söylenebilir.
Çevreyi çeşitli yönleriyle açıklamaya çalışan ekoloji (çevrebilim), canlı varlıkların birbirle*riyle ve bulundukları ortamla ilişkilerini ince*lemeyi kendisine konu edinirken, doğal ola*rak kültürler arasındaki mahiyet ve nitelik farklarını geliştikleri çevrenin fiziksel farkları*na bağlı olarak incelemeyi de öngörmektedir. Yani canlılar ile onları çevreleyen canlı ve can*sız ortam arasındaki ilişkiler açısından canlıla*rı birey, türdeş topluluklar ve karma topluluk*lar şeklinde ele almayı amaçlayan ekoloji an*cak XX. yüzyılın sonlarına doğru ilgi odağı olabilmiştir.
Alman Zoolog Ernst Haeckel, hayvanların canlı ve cansız çevreleriyle ilişkilerini belirle*mek amacıyla "oekolpgie" terimini kullanmış*tır Oikos Yunancada "ev", "barınak" demektir ki, böylece canlının yaşadığı ortam nitelemesi yapılmak istenmiştir. Aslında benzer tutum ve anlayışların İlk örneklerine antik Yunan fi*lozoflarının düşüncelerinde rastlamak müm*kündür. Sofistlerin İnsanı pratik hayatıyla ta*nımlama çabalarında "tabii olan" kavramına yer vermeleri bu bakımdan Önemli sayılmalı*dır. Aristoteles'in öğrencisi Theophrastos da canlı varlığın öteki canlılar ve cansız çevreyle ilişkisini incelemeye yöneldiğini söyleyebiliriz. Stoacılar, felsefelerine tabiatı merkez kavram olarak koymakla birlikte, insanın özgürlüğü*nü, mutluluğunu ve-cjdemliliğinİ tabiattaki canlı ve cansız ortamla ilişkisine göre anlam-, landırıp tanımlamaya özen göstermişlerdir. Ancak modern anlamıyla ekolojinin temellen-dirilmesi hayvan ve bitki dünyasını inceleyen fizyologların çalışmalarıyla mümkün* olmuş*tur. Sözgelimi Thomas Malthus'un ekonomik bağlamda nüfus artışıyla dünyadaki besin kay*nakları arasındaki ilişkiye, birazda kötümser açıdan bakması XIX. yüzyılda nüfus olgusuna dikkatleri çekecektir.
Çevre bir kişinin ya da kişiler topluluğunun kendisine fiili ya da potansiyel olarak cevap verdiği tüm harici kaynaklar ve faktörleri İçe*ren §ey şeklinde tanımlanabilir. Bir çevre, her ne kadar aralarındaki sınırlar gözlemcinin te*orik tercihlerine göre değişecekse de, fiziksel, toplumsal ve kültürel öğelere ayrılabilir.
Böylece örneğin eğer bir insan araç ve aletle*ri kültürün unsurlan olarak ele alırsa, bunlar kültürel çevrenin unsurları olacaklardır; fakat eğer kültür sembolik olarak birbirinden haber*dar kalıpların -ki bunlar eylemi yönetirler-paylaşılmasıyla sınırlanırsa, aletler fiziksel çev*renin unsuru olacaklardır. Bu bakımdan şuna da işaret etmek gerekir ki, eğer teorik refe*rans çatısı gözlemcininkinden çok eylemde bu*lunan kişinin bakış açısını ısrarla ele alıyorsa, çevrenin yeni bir boyutu, yani kişilerin kendisi*ne karşı sorumlu oldukları deneysel olmayan alan ilave edilmelidir.
Neyin harici olduğu yolundaki karar aynı za*manda ele alınan teorik yaklaşıma da bağlıdır. Toplumsal teorilerin pek çoğunda 'Biz orga*nizmamızı kendimiz olarak, çevreyi ise bizim dışımızda yatan bir şey olarak düşünürüz', gi*bi ifadelere rastlanır. Organizmadan ziyade benlik ya da ego kavramı üzerinde duran bu teorilerde fiziksel organizma benlik İçin bir nesne ve giderek çevrenin bir parçası olabilir. Benliğin kendisi bile, kendisine göre bir nes*ne olabilir ve giderek çevrenin bir parçası ola*rak düşünülebilir.
Geçmişle fiziksel çevre fikrini kullananların pek çoğu, toplumsal eylemi açıklayacak teorik bir referans çatısı oluşturmak amacıyla onu katılımla özdeşleştirdiler. Bu tür İnsanlar top*lumu çoğunlukla biyolojik bir sistem ya da her*hangi bir oranda katılım ve çevrenin ctkileşi-miyle açıklanabildiği ya da açıklana madiği normatif ve amaca-yönelmiş eylemler sistemi Şeklinde düşünmek eğilimindedirler. Bu tür fi*kirler büyük güçlükler ortaya çıkartır. Ve son zamanlardaki teoriciler kalıtım ve fiziksel çev*renin insan davranışını açıklamadığı ya da nor*matif kültürün İçeriğini belirlemediğini iddia
etme eğilimindedirler. Bu tür yazarlar fiziksel çevre fikrini terketmemekte ısrarlıdırlar.
Birey ya da tür ekolojisi genel olarak deneye ve tümevarım yönetimine dayanmaktadır. Bi*rey ekolojisi tek bir canimin çevresiyle ilişkisi*ni, tür ya da topluluk ekolojisi ise türlerin bir*birleriyle ve tümünün belli bir çevredeki etkin*liğiyle ilişkilerini İncelemekledir. Ekolojinin alt bölümlerine ayrılması çevrenin ya da yaşa*nılan ortamın veya türlerin tiplerine bakılarak da yapılabilir.
Öte yandan bir canlı olarak insanın tabiat, dolayısla çevre üzerindeki etkisi de önem ar-zetmektedir. özellikle Sanayi Devriminin, uluslararası ekonomik ilişkilerin yönlendirdi*ği işlemler ve araçlar İnsanın davranış ve anla*yışında doğayla İlişkisini yoğun bir şekilde et*kilemektedir. Bu etki çoğunlukla yarardan çok zarar verici boyutlarda ortaya çıkmakta*dır. Böylece toplum bilimlerinde, "çevrecilik" kavramı uygarlık ve kültür gelişmelerinde ye*ni görüşlerin ileri sürülmesine ortam hazırla*mıştır.
Gerçekten çevresel belirleyicilerin, yani kül*türün oluşmasında doğal kaynaklar, iklim ve coğrafi konum gibi etkenleri kapsayan maddi ortamın belirleyici olduğunu ileri sürenler çık*mıştır ki, bu görüş "çevresel determinizm" ola*rak da adlandırılır. Buna göre toplumsal ve kültürel gelişmenin açıklanmasında tarih ve gelenek yanında toplumsal ve ekonomik et*kenlerle kültürel özellikler önemli olamazlar. Sözgelimi bireyin suça itilmesinde sosyal çev*renin belirleyici olduğunu ileri süren İtalyan Enrico Fcrri'nin, hatta Lombrozo'nun görüş*leri burada anılabilir.
Buna karşılık başka bir görüş (çevresel im*kân), doğal ortamın insanların arasından se*çim yapabileceği çeşitli İmkanlar sunmaktan başka bir şeye yaramayacağını savunur. Bunla*ra göre, sözkonusu seçimin oluşmasında çevre*nin etkin olmadığı belirtilmelidir.
Şurası açık bir gerçektir ki, kültürün oluşum ve etkilenmesinde .çevrenin kesin belirleyici özellikte oluşu mutlak olarak savunulmaz. Fa*kat kültür olgusunun çevre konumu da gözar-dı edilemez. Bununla birlikte kültür olgusunun ve etkinliğinin tanım ve açıklanmasında çevreyle ilişkisi ve çevrenin bunlar üzerinde yani toplumsal, ekonomik, kültürel gelenek*lerle etkileşimi, çevre kavramının oluşumun*da göz önüne alınmak durumundadır. Dolayı*sıyla çevresel İmkân görüşünün ağırlık kazan*dığı söylenmelidir.
(SBA)
 
Geri
Üst