02-09 Aralık Mevlana haftası sebebi ile kişisel çalışma yapılmıştır.

Mevlana’nın tasavvufu, hiç bir zaman bir felsefe görüşü ya da hayali bir bilgi olmamıştır. O’nun tasavvufu, irfan, hakikat, aşk ve cezbe âleminde olgunlaşmadır.
Her şeyden önce şunu söylemek gerektir ki O, herhangi bir fikri anlatırken mantıki tahlillere, felsefi düşüncelere başvurmaz. Hele O’nda sufilerde bir illet haline gelmiş olan ve İbn-i Arabi’de had şeklini bulup sonrakiler de müzminleşen, kişilerin her haline bir isim verme hastalığı yoktur. Tasavvuf terimlerini çok çok az kullanır. Zaten onun halkçı ruhuna böyle terimlerle izah, anlaşılmaz sözlerle anlatma uygun gelmeyeceği gibi halka hitaplarında da böyle terimler yer almazdı. O, gerek divanda gerekse Mesnevide Varlık Birliği inancının, kendi felsefesinin, moralinin izahını, halk diliyle ve halk psikolojisine göre tam bir uygunlukla, hikayeler söyleyerek, örnekler vererek ve atasözlerini anarak anlatır.

Mevlana’nın tasavvufu, hiç bir zaman bir felsefe görüşü ya da hayali bir bilgi olmamıştır. O’nun tasavvufu, irfan, hakikat, aşk ve cezbe âleminde olgunlaşmadır.
Her şeyden önce şunu söylemek gerektir ki O, herhangi bir fikri anlatırken mantıki tahlillere, felsefi düşüncelere başvurmaz. Hele O’nda sufilerde bir illet haline gelmiş olan ve İbn-i Arabi’de had şeklini bulup sonrakiler de müzminleşen, kişilerin her haline bir isim verme hastalığı yoktur. Tasavvuf terimlerini çok çok az kullanır. Zaten onun halkçı ruhuna böyle terimlerle izah, anlaşılmaz sözlerle anlatma uygun gelmeyeceği gibi halka hitaplarında da böyle terimler yer almazdı. O, gerek divanda gerekse Mesnevide Varlık Birliği inancının, kendi felsefesinin, moralinin izahını, halk diliyle ve halk psikolojisine göre tam bir uygunlukla, hikayeler söyleyerek, örnekler vererek ve atasözlerini anarak anlatır.



