By_Nimetullah
- 10 Şub 2023
- 1,718 Mesaj
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Merhabalar. Biraz uzun bir yazı olacak, tamamını okumadan yorum yapmamanızı; yorum yapacak olduğunuzda alıntı kullanmamanızı rica ediyorum. Çünkü ilerleyen günlerde içeriği kaldırabilirim ve bunu yaptığımda izi kalsın istemiyorum.
Aslında ekşi itirafa falan dökecektim içimi de, ansızın burası geldi aklıma. Burada da her ne kadar farklı görüşten arkadaşlar olsa da, fikri hür, vicdanı hür insanların yoğunlukta ve çoğunlukta olduğuna inandığımdan buraya dökmek istedim içimi. Keza 2018-2019 ve 2021 yıllarında ticaret olsun bu tarz konular olsun çok tartıştık çok açtık içimizi, çoğu bu tip konularda yorumum vardır. Neyse, artık konuya geleyim.
Ben; çocukluk yaşlarında inançsal kavramları kendince sorgulamış, araştırmış ve başta toplumumuzda yaygın kutsal kitap olmak üzere çeşitli dinler hakkında okumalar yapmış, bunun sonucunda dinlerin Tanrı kelamı olmayacak özellikler gösterdiğini düşünen, dolayısıyla herhangi bir dine inanmayan bir insanım. Bunu da ne sosyal çevremden ne de özellikle yakınlarımdan, hayatımı birleştirmeyi dilediğim insandan gizleyecek değildim ve gizlemedim.
Yaklaşık 2.5 yıllık bir ilişkim vardı. Daha önce çok sayıda sevgilim oldu, bunlarla birlikte yaşamacalar, her tür yaşanmışlıklar. Ancak ilk defa biriyle evliliğe hazır hissedebilmiştim kendimi. Hani derler ya; “Sevdiğini alamıyorsan, aldığını seveceksin”. Beni en mutlu eden husus da sevmekten de öte, sevildiğimi bilmek ve hissediyor olmaktı. Tertemiz duygularla, hiç sevilmediğim kadar seviliyordum. Nişanlım (o zaman için kız arkadaşım) mutasıp bir yapıya sahipti, muhafazakâr bir aileden geliyordu. Kapalıydı, kapanmayı kendisi istemişti. Benim için bir problem teşkil etmiyordu, şekilci bir insan değildim ki. Benim derdim ve karşı olduğum; siyasi saikler ile, bir aidiyet amacıyla bunun kullanımıydı. Oysa o, inancında samimiydi.
Sevgililik günlerimizde inançsızlığımla ilgili konuştuk, kendimi yeterince net ifade ettim. Tanrı'nın varlığına inanmadığımı, şayet bir Tanrı olsa bile mevcut dinlerin O'nun kelamı olmaktan uzak olduğunu düşündüğümü, iyi ve ahlâklı insan olmanın ön şartının din olmadığını, bir şeyleri korkuyla değil; içinden gelerek yapma gerekliliğinin daha elzem olduğunu çok açık bir dil ile belirttim. Hak verdi bana, saygı gösterdi. Dedi ki...
- “Ben inanıyorum, Allah'ın sevgisi ve ona yakarışlarım huzur veriyor. Ama sana sonuna kadar saygı duyuyorum. Bu bizim için problem değil, zaten ben de namazında ve alnı secdeye değiyor diye; bir insanın yere göğe sığdırılamamasından, o insanın avantajlı görülmesinden, öne çıkartılmasından, kısacası Allah ile kul arasındaki inancın malzeme yapılmasından oldukça rahatsızım.”
İleride çocuklarımızı serbest yetiştirme hayaline kadar konuştuk, mutluyduk bunları konuşurken.
Dedi ki;
- “Yalnız senden iki küçük isteğim var. 1- Ailem inanmadığını ve alkol kullandığını bilmesin. 2- İmam nikahı kıymazsak benim için sıkıntı olur, bunu da yapalım”.
Tamam dedim, kabul ettim. Sonuçta özsaygım kadar ona olan saygım da esastı, kendi inancı açısından ritüel gördüğü ve ailesine izahta zorlanacağı bir noktada sorun çıkaracak değildim.
---
Geçtiğimiz yıl o kendi ailesine, ben de aileme ilişkimizden bahsettik. Ben; daha önce bir kişi dışında hiçbir sevgilimi ailemle tanıştırmadım, var ciddiyetimi buradan hesap etsinler. Ettiler de. Kendileri farklı şehirde olduğundan; söz, kız isteme ve nişanı tek bir güne sıkıştırıp Ankara'dan cümbür cemaat koyulduk yola. (Ben ailemin tek çocuğu, aynı zamanda ilk torunuyum. Anne tarafımdan başta anneannem olmak üzere; dayım olsun, teyzelerim olsun dört dörtlük insanlar. Hayatımın her alanında, sağ olsunlar yanımda oldular.)
Kız isteme ve nişan merasimleri gerçekleşti, her şey gayet güzel gidiyordu. Bu yaza evlenmek üzere de nişan sonrası olan görüşmelerde sözleştik... Hatta sözleşmek ne kelime? Düğün salonunu tuttuk kaporasını gönderdik, her şey yolundaydı.
---
İşte zurnanın zırt dediği yere şimdi geldik...
Çok değil, bundan 2 hafta kadar önce. Tarih: 28 Nisan. Nişanlımın dayısı hocaymış (!) o -o konuya geleceğim- dayısıyla bir şeyler konuştuğunu imam nikahı hakkında falan böyle bir konuşma geçti telefonda aramızda. Ben de biraz şakalaştım onunla, yani aramızda bir problem yok. (Yukarıda neler konuştuğumuzu, başta her şeyi netleştirdiğimizi eksiksiz olarak anlattım.) Annesi kapıdan bizi dinlemiş, bunu sıkıştırmış. Ben fazla dürüst diye seviyordum, ama bu kadar doğrucu davutluk da zarar sanırım. Annesi biraz üzerine yüklenmiş, bu da ötmüş her şeyi. Benim inanmadığımı falan... Her şeyi.
Bu aile ki üç kere (birincisi ilk ilişkimizi anlatırken annesi kıza, ikincisi babası babama, üçüncüsü de dedesi anneanneme nişan merasiminde) “Alevi değilsiniz değil mi?” diye sormuş insanlar. Yani ailenin Alevilik hakkında bile saçma önyargıları varken sen kalkıp inanmadığımı söylüyorsun.
Neyse, takdir ve tahmin edeceğiniz üzere karıştı ortalık. Babası babamı arıyor, annesi annemi. Bizimkilerle hemen hızlı bir irtibat; dedim benim hatun potun kralını kırdı, size toparlamak düşüyor. (Bu arada mesai saatlerinde, işyerinde çalışıyorum. Bir yandan durumları toparlamaya çalışıyorum, bir yandan şirkette kod yazıyorum. Nişanlım o aynı gün gelinlik provası için Ankara'ya gelecek, ama böyle de bir kriz çıktı; salmıyorlar.). Neyse; o telefon konuşmaları tabii ki yeterli olmuyor. Hatuna dedim ki sen buraya bi gel de çözeriz, bu arada evde “bu işi bitireceksin”, “Allah'a inanmayandan her türlü kötülük gelir”, “hakkımızı helal etmeyiz” zorlamaları gırla gidiyor. Hızlıca hazırlanıp atladı otobüse babası da peşinden 3 saat sonrasına bilet aldı. (Bunu bu şekilde ifade etmek istemezdim ama çakal herif aklınca mevzuyu burada bitirecek.) Neyse, telefon trafikleri, anlık değişen planlar falan derken, dedik akşam bize gelin bizde kalın (hem kendisi hem babası) burada konuşalım. (Normalde teyzesigil de Ankara'da, gelip onlarda kalacaklardı.) Ertesi sabah da gelinlik provası var.
Neyse, geldiler. Nişanlımı çektim bir köşeye. Haliyle beynine girmişler, “sen inanmadığın için nikahımız geçersiz oluyormuş”, “dayım hoca o söyledi, bir yolu yokmuş”, “inançta zorlama olmaz ama inansan olmaz mı?”, “ailem, inancım ve senin aranda kalıyorum” deyip duruyor. Neyse ki kriz yönetimim iyi, şöyle dedim; “Bak, başta biz bunları konuşmuştuk. Ben sana son anda sürpriz çıkarmadım, bu konu bireysel bir konudur. Senin inancına ne saygısızlık ettim, ne de aramızda bugüne kadar bir problem doğurdu. Ancak bu mevzuyu iki pasaja ayırarak çözmeliyiz. Öncelikle afedersin ben babanı almayacağım koynuma, mahremiyet diye bir şey vardır ve sen büyük bir hata yaparak kendin gizli tutalım dediğin şeyi ailene ifşa ettin. Onlar zihniyet olarak bunu kaldıramazlar, ben şimdi içeri geçip bir yanlış anlaşılma olduğuna dair açıklama yapacağım. Sen de beni onayla, sonrasında bizim aramızda zaten ihtilaf yok. Ha; gerçekten istediğin buysa, ben bu mevzuları 14-15 yaşımda kapattım, ama sana söz veriyorum, evlendiğimizde bir aktivite gibi bu konuda belirli bir gün ya da hafta sonu belirleyeceğimiz bir saatte münazara yaparız, sen de beni ikna edebilirsen inanırım. Ama benim aslolan en önemli yönüm dürüstlüğüm, ben kalben inanmadığım ve aklıma da yatmayan bir şeyi sırf senin içini rahatlatmak için yalan söyleyerek tasdikleyemem.” dedim.
Bu, yani ona saygım ve çözüm yolum hoşuna gitti, beraber gülümseyerek içeri geçtik. Babası olacak herife durumu izah ettim işte benim karşı olduğum şey yobazlık, tarikatlar vs. biraz mecburen yalana girdik o noktada tabii. O da “ben yanlış anlamışım” diyerek beni onayladı.
Yemeğimizi yedi çorbamızı içti, hem nişanlımın hem babasının yatağını yaptık, odasını hazırladık, güzel bir uyku çektiler. Sabah gelinlik provasına gidilecek, ben de işe gideceğim...
Sabah bir kalktık ki babası “bu iş yattı, ben ikna olmadım” modunda.
Kızı da etki altına alıyor, annem dedi ki; “bakın, en büyük günah sevenlerin arasına girmek ve onları ayırmaktır”. Yok, adam Nuh diyor başka bir şey demiyor.
Haliyle ben de yalvaracak pozisyonda değilim, iki kişinin arasındaki ilişkiden ona ne? Nişanlım tamam demiş, akşam o herif de güle oynaya evimizde kalmış, sabah böyle bir hareket. Çıktım gittim işime. Benim ardımdan onlar da (hem nişanlım hem de babası) bizden çıkmışlar, ve araç ayarlamışlar kuzeni de Ankara'daydı; nişanlım ufak ufak bize eşyalarını taşımaya başlamıştı (evlendiğimizde ilk etapta bizim ev 3 katlı olduğundan burada yaşayacaktık) eşyaları almaya yüzük atmaya eve gelmişler. Düşünün; ben o sırada evde bile değilim. Neyse, nişanlım ve annem ağlaşmışlar, sonucunda eşyaları araca yükleyip gittiler. 2 gün sonra da Ankara'dan yaşadıkları şehre döndüler.
Bu sırada nişanlım sürekli benimle irtibat kurmaya, hâlâ beni sevdiğini söylemeye, benden sonrasının olmayacağını, imkansız olsak bile beni sevdiğini belirten bir dolu WhatsApp mesajı yazdı.
Ara ara ikna çabaları devam ediyor tabii, “aslında inansan, ben aileme karşı dururum; ama sen, ailem ve inancım arasında kalıyorum” falan...
Bu arada dayısı demiştim, dayısı dediğim benim hiç tanışmadığım ve muhatap olmadığım şahıs Süleymancı olduğunu öğrendim. Yani bu aile tarikata mensup olmasa bile dolaylı olarak onlardan fetva alıyorlar.
Şimdi, sonuç olarak;
Ailemi düğün ve sair soktuğum masrafların hiçbiri gözümde yok, onlar da her koşulda yanımda olduklarını belirttiler. Ancak kurulacak yuvamı dağıtmamak için de kendimden ödün veremem, kalbimin ve aklımın onaylamadığına evet diyemem. Kaldı ki; benim de bir gururum var, benim inancım veya inançsızlığım birilerinin masaya yatırabileceği, tartışabileceği kadar basit değil. Dünyaya bir defa geliyorum, bugün bunu dayatan yarın neler yapmaz? Karşılıklı saygıdan bahsederken en büyük saygı duvarına toslayacaksam, bir şeylere mecbur kalacaksam vazgeçmek, bana daha mantıksal geliyor.
Yorumlarınızı tüm içtenliğinizle yazacağınızdan kuşkum yok, okuduğunuz için teşekkür ederim.
Aslında ekşi itirafa falan dökecektim içimi de, ansızın burası geldi aklıma. Burada da her ne kadar farklı görüşten arkadaşlar olsa da, fikri hür, vicdanı hür insanların yoğunlukta ve çoğunlukta olduğuna inandığımdan buraya dökmek istedim içimi. Keza 2018-2019 ve 2021 yıllarında ticaret olsun bu tarz konular olsun çok tartıştık çok açtık içimizi, çoğu bu tip konularda yorumum vardır. Neyse, artık konuya geleyim.
Ben; çocukluk yaşlarında inançsal kavramları kendince sorgulamış, araştırmış ve başta toplumumuzda yaygın kutsal kitap olmak üzere çeşitli dinler hakkında okumalar yapmış, bunun sonucunda dinlerin Tanrı kelamı olmayacak özellikler gösterdiğini düşünen, dolayısıyla herhangi bir dine inanmayan bir insanım. Bunu da ne sosyal çevremden ne de özellikle yakınlarımdan, hayatımı birleştirmeyi dilediğim insandan gizleyecek değildim ve gizlemedim.
Yaklaşık 2.5 yıllık bir ilişkim vardı. Daha önce çok sayıda sevgilim oldu, bunlarla birlikte yaşamacalar, her tür yaşanmışlıklar. Ancak ilk defa biriyle evliliğe hazır hissedebilmiştim kendimi. Hani derler ya; “Sevdiğini alamıyorsan, aldığını seveceksin”. Beni en mutlu eden husus da sevmekten de öte, sevildiğimi bilmek ve hissediyor olmaktı. Tertemiz duygularla, hiç sevilmediğim kadar seviliyordum. Nişanlım (o zaman için kız arkadaşım) mutasıp bir yapıya sahipti, muhafazakâr bir aileden geliyordu. Kapalıydı, kapanmayı kendisi istemişti. Benim için bir problem teşkil etmiyordu, şekilci bir insan değildim ki. Benim derdim ve karşı olduğum; siyasi saikler ile, bir aidiyet amacıyla bunun kullanımıydı. Oysa o, inancında samimiydi.
Sevgililik günlerimizde inançsızlığımla ilgili konuştuk, kendimi yeterince net ifade ettim. Tanrı'nın varlığına inanmadığımı, şayet bir Tanrı olsa bile mevcut dinlerin O'nun kelamı olmaktan uzak olduğunu düşündüğümü, iyi ve ahlâklı insan olmanın ön şartının din olmadığını, bir şeyleri korkuyla değil; içinden gelerek yapma gerekliliğinin daha elzem olduğunu çok açık bir dil ile belirttim. Hak verdi bana, saygı gösterdi. Dedi ki...
- “Ben inanıyorum, Allah'ın sevgisi ve ona yakarışlarım huzur veriyor. Ama sana sonuna kadar saygı duyuyorum. Bu bizim için problem değil, zaten ben de namazında ve alnı secdeye değiyor diye; bir insanın yere göğe sığdırılamamasından, o insanın avantajlı görülmesinden, öne çıkartılmasından, kısacası Allah ile kul arasındaki inancın malzeme yapılmasından oldukça rahatsızım.”
İleride çocuklarımızı serbest yetiştirme hayaline kadar konuştuk, mutluyduk bunları konuşurken.
Dedi ki;
- “Yalnız senden iki küçük isteğim var. 1- Ailem inanmadığını ve alkol kullandığını bilmesin. 2- İmam nikahı kıymazsak benim için sıkıntı olur, bunu da yapalım”.
Tamam dedim, kabul ettim. Sonuçta özsaygım kadar ona olan saygım da esastı, kendi inancı açısından ritüel gördüğü ve ailesine izahta zorlanacağı bir noktada sorun çıkaracak değildim.
---
Geçtiğimiz yıl o kendi ailesine, ben de aileme ilişkimizden bahsettik. Ben; daha önce bir kişi dışında hiçbir sevgilimi ailemle tanıştırmadım, var ciddiyetimi buradan hesap etsinler. Ettiler de. Kendileri farklı şehirde olduğundan; söz, kız isteme ve nişanı tek bir güne sıkıştırıp Ankara'dan cümbür cemaat koyulduk yola. (Ben ailemin tek çocuğu, aynı zamanda ilk torunuyum. Anne tarafımdan başta anneannem olmak üzere; dayım olsun, teyzelerim olsun dört dörtlük insanlar. Hayatımın her alanında, sağ olsunlar yanımda oldular.)
Kız isteme ve nişan merasimleri gerçekleşti, her şey gayet güzel gidiyordu. Bu yaza evlenmek üzere de nişan sonrası olan görüşmelerde sözleştik... Hatta sözleşmek ne kelime? Düğün salonunu tuttuk kaporasını gönderdik, her şey yolundaydı.
---
İşte zurnanın zırt dediği yere şimdi geldik...
Çok değil, bundan 2 hafta kadar önce. Tarih: 28 Nisan. Nişanlımın dayısı hocaymış (!) o -o konuya geleceğim- dayısıyla bir şeyler konuştuğunu imam nikahı hakkında falan böyle bir konuşma geçti telefonda aramızda. Ben de biraz şakalaştım onunla, yani aramızda bir problem yok. (Yukarıda neler konuştuğumuzu, başta her şeyi netleştirdiğimizi eksiksiz olarak anlattım.) Annesi kapıdan bizi dinlemiş, bunu sıkıştırmış. Ben fazla dürüst diye seviyordum, ama bu kadar doğrucu davutluk da zarar sanırım. Annesi biraz üzerine yüklenmiş, bu da ötmüş her şeyi. Benim inanmadığımı falan... Her şeyi.
Bu aile ki üç kere (birincisi ilk ilişkimizi anlatırken annesi kıza, ikincisi babası babama, üçüncüsü de dedesi anneanneme nişan merasiminde) “Alevi değilsiniz değil mi?” diye sormuş insanlar. Yani ailenin Alevilik hakkında bile saçma önyargıları varken sen kalkıp inanmadığımı söylüyorsun.
Neyse, takdir ve tahmin edeceğiniz üzere karıştı ortalık. Babası babamı arıyor, annesi annemi. Bizimkilerle hemen hızlı bir irtibat; dedim benim hatun potun kralını kırdı, size toparlamak düşüyor. (Bu arada mesai saatlerinde, işyerinde çalışıyorum. Bir yandan durumları toparlamaya çalışıyorum, bir yandan şirkette kod yazıyorum. Nişanlım o aynı gün gelinlik provası için Ankara'ya gelecek, ama böyle de bir kriz çıktı; salmıyorlar.). Neyse; o telefon konuşmaları tabii ki yeterli olmuyor. Hatuna dedim ki sen buraya bi gel de çözeriz, bu arada evde “bu işi bitireceksin”, “Allah'a inanmayandan her türlü kötülük gelir”, “hakkımızı helal etmeyiz” zorlamaları gırla gidiyor. Hızlıca hazırlanıp atladı otobüse babası da peşinden 3 saat sonrasına bilet aldı. (Bunu bu şekilde ifade etmek istemezdim ama çakal herif aklınca mevzuyu burada bitirecek.) Neyse, telefon trafikleri, anlık değişen planlar falan derken, dedik akşam bize gelin bizde kalın (hem kendisi hem babası) burada konuşalım. (Normalde teyzesigil de Ankara'da, gelip onlarda kalacaklardı.) Ertesi sabah da gelinlik provası var.
Neyse, geldiler. Nişanlımı çektim bir köşeye. Haliyle beynine girmişler, “sen inanmadığın için nikahımız geçersiz oluyormuş”, “dayım hoca o söyledi, bir yolu yokmuş”, “inançta zorlama olmaz ama inansan olmaz mı?”, “ailem, inancım ve senin aranda kalıyorum” deyip duruyor. Neyse ki kriz yönetimim iyi, şöyle dedim; “Bak, başta biz bunları konuşmuştuk. Ben sana son anda sürpriz çıkarmadım, bu konu bireysel bir konudur. Senin inancına ne saygısızlık ettim, ne de aramızda bugüne kadar bir problem doğurdu. Ancak bu mevzuyu iki pasaja ayırarak çözmeliyiz. Öncelikle afedersin ben babanı almayacağım koynuma, mahremiyet diye bir şey vardır ve sen büyük bir hata yaparak kendin gizli tutalım dediğin şeyi ailene ifşa ettin. Onlar zihniyet olarak bunu kaldıramazlar, ben şimdi içeri geçip bir yanlış anlaşılma olduğuna dair açıklama yapacağım. Sen de beni onayla, sonrasında bizim aramızda zaten ihtilaf yok. Ha; gerçekten istediğin buysa, ben bu mevzuları 14-15 yaşımda kapattım, ama sana söz veriyorum, evlendiğimizde bir aktivite gibi bu konuda belirli bir gün ya da hafta sonu belirleyeceğimiz bir saatte münazara yaparız, sen de beni ikna edebilirsen inanırım. Ama benim aslolan en önemli yönüm dürüstlüğüm, ben kalben inanmadığım ve aklıma da yatmayan bir şeyi sırf senin içini rahatlatmak için yalan söyleyerek tasdikleyemem.” dedim.
Bu, yani ona saygım ve çözüm yolum hoşuna gitti, beraber gülümseyerek içeri geçtik. Babası olacak herife durumu izah ettim işte benim karşı olduğum şey yobazlık, tarikatlar vs. biraz mecburen yalana girdik o noktada tabii. O da “ben yanlış anlamışım” diyerek beni onayladı.
Yemeğimizi yedi çorbamızı içti, hem nişanlımın hem babasının yatağını yaptık, odasını hazırladık, güzel bir uyku çektiler. Sabah gelinlik provasına gidilecek, ben de işe gideceğim...
Sabah bir kalktık ki babası “bu iş yattı, ben ikna olmadım” modunda.
Kızı da etki altına alıyor, annem dedi ki; “bakın, en büyük günah sevenlerin arasına girmek ve onları ayırmaktır”. Yok, adam Nuh diyor başka bir şey demiyor.
Haliyle ben de yalvaracak pozisyonda değilim, iki kişinin arasındaki ilişkiden ona ne? Nişanlım tamam demiş, akşam o herif de güle oynaya evimizde kalmış, sabah böyle bir hareket. Çıktım gittim işime. Benim ardımdan onlar da (hem nişanlım hem de babası) bizden çıkmışlar, ve araç ayarlamışlar kuzeni de Ankara'daydı; nişanlım ufak ufak bize eşyalarını taşımaya başlamıştı (evlendiğimizde ilk etapta bizim ev 3 katlı olduğundan burada yaşayacaktık) eşyaları almaya yüzük atmaya eve gelmişler. Düşünün; ben o sırada evde bile değilim. Neyse, nişanlım ve annem ağlaşmışlar, sonucunda eşyaları araca yükleyip gittiler. 2 gün sonra da Ankara'dan yaşadıkları şehre döndüler.
Bu sırada nişanlım sürekli benimle irtibat kurmaya, hâlâ beni sevdiğini söylemeye, benden sonrasının olmayacağını, imkansız olsak bile beni sevdiğini belirten bir dolu WhatsApp mesajı yazdı.
Ara ara ikna çabaları devam ediyor tabii, “aslında inansan, ben aileme karşı dururum; ama sen, ailem ve inancım arasında kalıyorum” falan...
Bu arada dayısı demiştim, dayısı dediğim benim hiç tanışmadığım ve muhatap olmadığım şahıs Süleymancı olduğunu öğrendim. Yani bu aile tarikata mensup olmasa bile dolaylı olarak onlardan fetva alıyorlar.
Şimdi, sonuç olarak;
- Ben sevgililik döneminde kendimle ilgili her şeyi detaylı olarak izah ettim.
- Eşim olacak, hayatımı birleştireceğim insan tarafından bu noktada kabul gördüm.
- Farklılıklar asla insanları ayırmaya ölçüt değil, ancak karşılıklı saygı esas olmalıydı. Öyle bir noktaya geldi ki, “imam nikahımız geçersiz olurmuş, ilişkimiz haram olurmuş” diyerek inanmaya zorlanıyorum. Anası babası falan tamam da, ben hayatımı birleştireceğim insanı yalan ile kandıramam. İlkelerim her şeyden önce gelir. Bir evliliği, yalan üzerine kuramam.
- Ailesinin baskıları ve bu bağnaz düşünceleri olmasa bizim aramızda bu durum sorun teşkil etmezdi.
- Bana olan sevgisinden eminim, herkesten ve her şeyden çok eminim. Zaten bundan emin olmasam şimdiye dek çoktan basardım engeli. Sonuçta O'nun da yetiştiği aile ve şartları bu, benim perspektifimden bakamıyor; anlıyorum. Ama benim de ödün veremeyeceğim şeyler var. Bu noktada karar en çok da bana düşüyor, ne yapacağımı bilemiyorum.
- En son durumu sürüncemede bıraktık, bir süre yazışmama ve konuşmama kararı aldık. “Bir süre kendimle kalmaya ihtiyacım var. Her zaman sessizlikte, sükunette, sabırda su doğru yolunu bulur.” dedi, saygı gösterdim ve hak verdim. Zaten son günlerde yazan, arayan sürekli O'ydu.
Ailemi düğün ve sair soktuğum masrafların hiçbiri gözümde yok, onlar da her koşulda yanımda olduklarını belirttiler. Ancak kurulacak yuvamı dağıtmamak için de kendimden ödün veremem, kalbimin ve aklımın onaylamadığına evet diyemem. Kaldı ki; benim de bir gururum var, benim inancım veya inançsızlığım birilerinin masaya yatırabileceği, tartışabileceği kadar basit değil. Dünyaya bir defa geliyorum, bugün bunu dayatan yarın neler yapmaz? Karşılıklı saygıdan bahsederken en büyük saygı duvarına toslayacaksam, bir şeylere mecbur kalacaksam vazgeçmek, bana daha mantıksal geliyor.
Yorumlarınızı tüm içtenliğinizle yazacağınızdan kuşkum yok, okuduğunuz için teşekkür ederim.






