Hoşgeldin Misafir

Birleşik Eyaletler

CyberHawk

CyberHawk

WebMaster
Adana
12 Ara 2018
16,070 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
BİRLEŞİK EYALETLER, Hollanda' nın kuzey bölümüne 1579'dan (Utrecht birliği) 1795'e dek (Lahey antlaşması) verilen ad.
Birleşik Eyaletler,kuzeydeki yedi calvin-c\ eyaletten oluşuyordu (Zeeland, Hollanda, Utrecht, Overijsel, Friesland, Gronin-gen ve Gelderland); bunlar 23 ocak 1579'da Utrecht birliği antlaşması ile ispanya'dan ayrıldıklarını ilan ettiler. Ama ancak 1581'de, Felipe H'nin iktidardan düşürülmesi yolunda oy kullandıktan sonra, gerçekten devlet haline geldiler.
Eyaletlerin yazgısı yine de 1585'e ve Anvers'in düşüşüne kadar açıklığa kavuşmadı. Amsterdam uzun süre Felipe II'ye bağlı kaldı; korsanların ablukası 1578'e dek kentin ticaretini köstekledi (bu tarihte Felipe II yanlıları meclisten çıkarıldı ve yerlerine protestanlar alındı).
Anvers'in düşüşünden sonra, göçmen tüccarlar Middelburg, Leiden ve Amster-dam'a yerleştiler ve bu kentlerin ticaret yaşamına sermaye, teknik ve uluslararası girişimciliği getirdiler. Hollanda ve 2e-eland'da etkin bir ırmak taşımacılığı ve bu işte usta tayfalar buldular. Böylece seçkin tüccarları yavaş yavaş Amsterdam' da toplayan etkin bir ticaret yaşamı doğdu. Her firmanın tüm ülkelerde aracıları, simsarları ve temsilcileri vardı; gemilerin sayısı çoktu (yılda 1 000 dolayında gemi denize indiriliyordu) ve tonilatoları büyüktü (Koggen'ter). işin rizikoları paylaşıldı: gemi mülkiyetleri, taşınan yükler, sigortalar paylara bölündü (çoğu kez sekiz ya da on altı paya); böylece büyük kişisel zararlar önlenmiş oluyordu. Tüccarlar tam anlamıyla uzmanlaşmış değillerdi; duruma göre her tür üründen kazanç sağlamaya bakıyorlardı. Bununla birlikte başlıca ticaret, eskiden beri süren tahıl ticaretiydi. 1580 -1650 arasında Güney Avrupa'da görülen kıtlıklar yüzünden, Hollandalılar, Bal-tık ülkeleri'nden Prusya ve Polonya'dan büyük oranlarda satın aldıkları has buğday, arpa ve çavdarla İsveç demir ve kerestesini italya, ispanya ve Fransa'da piyasaya sürdüler. Dönüşlerinde de şarap, meyve, tuz ve değerli madenler getiriyorlardı. Yine başka ülkelere Leiden dokumaları, alman kap-kacağı, vb. sattılar. Ticaret alanları gitgide genişleyerek Arhangelsk (Rusya), Gine, 1596'da Cornelis Van Houtman'ın seferiyle Sunda takımadaları (Cava, Sumatra, vb.), 1621'den sonra Kuzey Amerika ve Brezilya'ya dek yayıldı.
Oldenbarnevelt'in önayak oluşuyla kurulan (1602) Doğu Hindistan şirketi, önce denizlerde, 1660'tan başlayarak da Güneydoğu Asya'da geniş bir ticari imparatorluk yarattı. Willem Usselincx'in kurduğu (1621) Batı hint şirketi saldırgan bir tutumla, Amerika ticaretini ele geçirmek için ispanya ile savaşmaya hazırlanıyordu. Bu iki tekelci şirketin ticari gelişimi Amsterdam borsası'nın ön plana çıkmasını sağladı.
Bütün bu ticari etkinlik özellikle kentlere yaradı: tüccarlar, ödemelerinde, parası acyodan yararlanan Amsterdam banka-sı'nı daha çok kullanır oldular (1609); öte yandan servetlerinin bir bölümüyle, Rembrandt, Ruysdael, vermeer, Huy-gens gibi dâhi sanatçı ve bilginlerle seç-kinleşen Altın Yüzyıl'ın en güzel sanat yapıtlarını desteklediler. Ancak kırsal kesim de ihmal edilmedi. Zengin besinlerin kullanılmasıyla hayvancılık çok gelişti. Su baskınlarının yol açtığı felaketleri önlemek amacıyla, Hollanda burjuvaları, Amster-dam'ın K.-B.'smdaki polder'leri (1608' den başlayarak Beemster gölünü) kurutmak için yatırımlar yaptılar. Batakçayırlar işletilmeye ve iç landalar ekilir duruma getirilmeye başlandı; kimi zaman vurguncu amaçlarla yeni ürünler (lale gibi) ekildi (bezelye, kuşkonmaz, kavun) ve genellikle nadasa gidilmedi (XVI. yy.'dan başlayarak Friesland'daki uygulama). Tarıma koşut olarak sanayi de gelişti (Leiden dokumaları, kumaş boyama, vb. gibi yan sanayiler) ve kendi evlerinde çalışanların işgücüne talep giderek arttı; bunlara düşük ücret ödeniyor, kıtlık dönemlerinde ödemeler iyice aksıyordu.
Her ne kadar Birleşik Eyaletler'in ekonomik refahı şaşırtıcı bir olguysa da, mutlak monarşiler döneminde böyle bir cumhuriyet yönetimi kurmuş olmaları daha da şaşırtıcıdır. Ülkenin tek anayasal temeli olan Utrecht birliği çok belirsiz bir nitelik taşıyordu. Belediye ve eyaletlerin tüm özgürlükleri korunmuştu ve önemli kararlarda oybirliği sağlamak güç olduğu için "bölünmüş eyaletler" (Hollanda, Zeeland, Utrecht, Friesland, Overijsel, 1579'dan başlayarak Gelderland ve aralarına ancak 1594'te katılan Groningen) gibi sözcük oyunlarına başvuruluyordu; gerçekte eyaletlerin dayanışması ancak dış baskıların zoruyla gerçekleşti. Her kentin bir meclisi, on iki belediye yargıcı, iki ya da dört burgmeister'i, genellikle yazışmalarla görevli bir sekreteri ve bir iç danışmanı vardı. Her eyalette yönetim erki kent temsilcilerinin toplandığı meclislerdeydi; yetki belgesine sahip bu temsilcilerin yanında kimi zaman soylu ya da kırsal kesim temsilcileri de yer alırdı. Bu meclislerde bir eyalet valisiyle kent valisi aynı işleve sahipti. Askeri komutanlığı bir stathouder üstlenirdi. 1579'dan önce, taşrada kralın vekili olan stathouder, bu tarihten başlayarak eyalet meclisleri tarafından atanmaya başladı. Bu göreve genellikle bir Orange-Nassau prensi getirilirdi. Eyalet meclislerinin üstünde genel meclisler vardı ("Yüksek Organlar"). Eyaletlerden (yedi eyaletle çok sonra birleşen Drenthe dışında) gelen 40 temsilci La-hey'de toplanır, dış ve iç sorunlar, çoğunluğu oluşturan bölgelerin (Brabant, Lim-bourg, Flandre ve Gelderland'ın Birleşik Eyaletler'e bağlı yöreleri ve Wes(erwolde) yönetim sorunları, vergiler ve ordu konularında tartışırlardı. Alınan kararlar, ancak eyalet meclislerince onaylandıktan sonra uygulamaya konurdu. 12 temsilcinin oluşturduğu bir Devlet konseyi de özel olarak mali ve askeri sorunlarla ilgilenirdi. Hollanda'yı da yöneten bir genel vali, gündelik işler, elçilerle ilişkiler, vb. gibi konularla uğraşırdı. Oldenbamevelt (1586 -1618), Johan de Witt (1653-1672) ve Hein-sius (1689-1720) ile genel valilik önem kazandı. Bu burjuva ve kozmopolit cumhuriyet yönetimi, protestan Hollanda kili-sesi'ne rağmen, genelde oldukça geniş ve alışılmamış bir dinsel hoşgörüye sahipti. Büyük burjuvazi zaten Protestanlığı (ar-miniusçuluk) çok geniş biçimde yorumlama eğilimindeydi. Ama bu durum, tanrı-
bilimciler arasında çok sert çekişmelere neden oldu (arminiusçulara karşı çıkan ödünsüz gomarcılar). Gerçekte, Dord-recht sinodu'nun toplanması (1618-19) ve Oldenbarnevelt'in idamı (1619), doğu eyaletlerinin soylulara ve köylülere dayanan orangecı partisi ile iki deniz eyaleti Hollanda ve Zeeland'ın burjuva ve kentlilerini temsil eden cumhuriyeçi partisi'ni karşı karşıya getiren siyasal ve toplumsal anlaşmazlıkların dinsel düzlemdeki ifadesinden başka bir şey değildi.
Grotius ile uluslararası deniz hukukunun temellerini atan bu devlet, yahudi azınlığın görüşlerini özgürce dile getirmesine (Spinoza) de izin verdi ve katolik bir devletin protestanları tehdit ettiği dönemler dışında, oldukça esnek bir yönetimle katolikleri de gözetti; protestanları, hatta Louis XIV'ün ezdiği fransız janseniusçu-lan bile kabul etti ve onları Utrecht'e yerleştirdi. Ayrıca, kendi yurttaşlarına olduğu kadar yabancılara da (örneğin fransız protestanı Jurieu'ye), açık görüşlü basın organlarında düşüncelerini özgürce dile getirme olanağı verildi; avrupalı zihniyetinin oluşmasında bu basın önemli bir siyasal ve düşünsel-rol oynayacaktır.
Birleşik Eyaletler Orange prensleriyle pek çok kez çatıştı. Maurits, Frederik -Henrik ve Willem II bir ya da birkaç eyalette yalnızca stathouderdiler (Sessiz Willem II beş eyalette, kardeşi iki başka eyalette bu unvanı almışlardı). Bu onlara, genel meclisler tarafından kara ve deniz kuvvetleri komutanlıklarına atanmaları koşuluyla askeri başkomutanlık hakkını veriyordu. Ama onlar daha yüksek unvanlar ve daha mutlak iktidarlar peşindeydiler. Frederik-Henrik, Fransa kralından krallık altes'i unvanını aldı; Willem II krallığa göz dikmişti; rakiplerini azaltmak için altısını hapse attırdı ve Amsterdam'ı kuşattı (1650). Hollanda, onun ölümünden sonra stathouderliği kaldırdı (1650-1672); öbür eyaletler de bu kararı benimsediler. Bu dönem boyunca Birleşik Eyaletler, Danimarka ve ingiltere'nin ticari rekabetinden zarar gördü (ingiltere ile gemicilik anlaşması, 1651; ilk ingiliz-hollanda savaşları, 1652-1654, 1665-1667) ve Baltık de-nizi'nde ulaşım serbestliği için önce isveç ile ittifak halinde, sonra ona karşı (1655-1660) savaştılar. Üçlü ittifak'a girmeleri (1668), Louis XIV'ün emellerine ve Birleşik Eyaletler'in ticaret ve denizcilik alanındaki gücünden kaygı duyan Colbert' in tasarılarına alet olmalarıyla sonuçlandi. 1672'de Hollanda'nın istilaya uğraması üzerine (-Hollanda savaşı) genel vali Witt düştü; valinin öldürülmesinden sonra Willem III, Hollanda ve Zeeland stathouderliği ve kara kuvvetleri komutanlığı görevlerine getirildi (haziran 1672); hatta stathouderlik beş eyalette veraset esasına bağlandı. 1689'da Willem III Büyük Britanya kralı olunca, bir süre sonra, Fransa'ya karşı giriştiği seferler uğruna (Augsburg birliği savaşı) Birleşik eyaletlerin çıkarlarını tümüyle ihmal etmeye başladı. 1702'de ölümü üzerine, onun Friesland ve Groningen stathouderliklerini, halefi olarak yeğeni Jan Willem'e bırakmış olmasına bakmaksızın, Birleşik Eyaletler, stathouderlikten vazgeçtiler, ülkeyi yönetme ve Fransa ile mücadele (İspanya veraset savaşı) görevini Hollanda genel valisi Heinsius'a verdiler. 1672 olaylarının yinelenmesini istemeyen Hein-sius tüm Hollanda topraklarını (Hollanda garnizonlarınca işgal edilen ve daha önce 1697 Rysvvickantlaşmasında açıkça belirtilen Barreere topraklarını denetim altına alarak, bu görevi başarıyla yerine getirdi. 1747'de Bergen op Zoom'un Fransızlar'ın eline geçmesi bir halk hareketini başlattı. Bunun üzerine naipler, Willem IVü stathouder atamak zorunda kaldılar. Ama naiplerin muhalefeti yüzünden ne o, ne de danışmanı Bentick yönetim ve vergi sisteminde reform yapabildiler. Muhafazakâr ve oligarşik parti ile halkın isteklerini dile getiren stathouderin partisi arasında, burjuva kökenli ama felsefi görüşler içinde boğulup kalmış bir üçüncü parti doğdu. Kendilerini kısa sürede "yurtsever" ilan eden bu partinin üyeleri, ülkelerine, stathouderin mutlakçı-lığı ve naiplerin alışılmış savsaklayıcı tutumu dışında yeni bir ruh kazandırmak istediler. Stathouderi siyasal başarısızlıklarından, naipleri de Birleşik Eyalet-ler'in XVIII. yy.'ın sonunda düştüğü iktisadi bunalımdan sorumlu tuttular. Bu bunalımın çıkış noktasını ve özelliklerini belirlemek güçtür. Bunalımı 1648'de (Münster barışı), 1651 'de (İngilizler ile gemicilik anlaşması), 1672'de (Hollanda savaşı), 1689'da (Willem lll'ün İngiltere tahtına çıkışı), 1713'te (Utrecht antlaşması) ve sorumluluğu naiplere yükleyerek 1745'te başlatanlar vardır. Gerçekte, Birleşik Eya-letler'in ticareti, 1648'den 1672'ye değin, tüm Avrupa'da geçici bir gerileme içine girmişse de giderek bundan kurtulmuş ve aşağı yukarı 1740'a dek, çok yüksek bir düzeyde kalmıştı. İngiliz rekabetiyse ancak 1730'dan sonra önemli bir tehlike oluşturmaya başlamıştı. Ama Birleşik Eyaletler XVII. yy.'ın ilk yarısında Fransa ve ingiltere'de iç savaşlar ve Almanya'daki Otuz Yıl savaşı sayesinde tüm rakiplerinden kurtularak ulaştıkları düzeye yeniden kavuşamadı. Demek ki Birleşik Eyaletler' in gerilemesi uzun bir dönem boyunca ancak göreli bir gerilemeydi. Çay ve şeker vurgunlarına girişen Doğu hint şirketi, 1740'a değin ortaklarına yüksek paylar dağıttı. Yalnızca dördüncü ingiliz -hollanda savaşı (1780-1784) Hollanda' nın Avrupa ve Asya ticaretine yıkıcı darbe indirebildi. Bu savaş, Willem V'in otoritesini zayıflattı; hollanda meclisleri kendisine karşı küçültücü kararlar aldılar. Gel-derland'a sığınmak zorunda kalan Willem V, 1787'de yurtseverleri Fransa'ya süren Prusya birliklerince yeniden tahta çıkarıldı. Ama 1789'dan sonra, Hollanda'daki tüm yurtsever hareketleri destekleyen yeni Fransız cumhuriyeti, 1794'te Fleurus' un zaferiyle kendisine Hollanda yolunuaçtı.