Finansman kaynağına ihtiyaç duyanla bunu sağlayan arasında oluşan, karşılıklı ve sürekli akde borç denir. "Kamu borcu" ise, alışılmış normal gelirlerin yetersizliği ve/veya içerisin*de bulunulan şartların gerektirmesi halinde, devletin, iç veya dış piyasadan, tamamen ser*best iradeye dayanarak, kararlaştırılan vade sonunda iade etmek ve belli bir karşılık (faiz) ödemek suretiyle sağladığı para veyahut pa*rayla ölçülebilen ekonomik değerlerdir.
Hukuki yönden borç, iki taraflı tam bir söz*leşmedir. Bu sözleşme, icapta bulunana (kre*di isteyen), zamanında ve eksiksiz bir şekilde, mukavele şartlarını, yani borç almadan kay*naklanan karşılık ve anaparayı Ödeme külfeti getirirkcn;kredi açana da, vaad olunan meblâ*ğı zamanında ila zorunluluğu yükler.
Günümüz devleti, üstlendiği çok boyutlu sos-yo-ekonomik fonksiyonlarını gerçekleştirebi*lecek çeşitli malî araçlarla donatılmış olup, "borç" bunlardan biridir. Borçlanmak suretiy*le sağlanan kamu fonunun özellikleri şunlar*dır: Serbest İrâdeye dayanır; belli bir karşılığı vardır; nihâî bir ödeme olmayıp, belirli bir va*de sonunda geriye iadesi gerekir; zorunlu de*ğildir; genellikle -azgelişmiş ülkeler bakımın*dan- dış kaynaklıdır.
Klâsik iktisatçı ve maliyecilerin devlete atfet*tikleri birtakım tutarsız tez ve gerekçelerin ak*sine, bugün, çağdaş devletin borçlanması ve hatta ihtiyaç içerisinde bulunanlara kredi aç*ması, tamamen olağan ve yerindedir. Çünkü klâsikler, devletin borçlanmasına karşı çıkarlarken ve ancak, onun olağanüstü durumlarda ve sadece sermaye piyasasından borçlanması*na cevaz verirlerken, şu iki hususta kaygılan bulunmaktaydı:
1- Devletin ekonomik ilkeler doğrultusunda kullanılacak fonları borçlanmak suretiyle piya*sadan çekerek, bunları verimsiz alanlarda ve irrasyonel şekilde harcaması hakkındaki kaygı*lan; Oysa, bütün bu endişeler yersiz olup, öne sürdükleri tezler de çok kere geçersizdir, zira, sağlanan fonların, özel kesimde mi, yoksa ka*mu sektöründe mi daha etkin ve rasyonel kul*lanılacağı tartışmalıdır. Kaldı ki bugün anılan klasik mantığın dayanağını oluşturan "tarafsız maliye" anlayışı önemini tamamen yitirmiş ve yerini "müdahaleci maliye"ye bırakmıştır.
2-Devletin borçlanmasından doğan kamu harcamalannınartacağı, borçların finansmanı*nın vergi gelirlerini öne alacağı, bunun İse dev*letin asli fonksiyonlarını sekteye uğratacağı, bu duraklamanın yeni borçlar yaratacağı, bun*ların gelecek kuşaklara üstesinden gelinmez külfetler yükleyeceği ve sonunda da devletin iflas edeceği korkusu: Klasiklerin bu görüşleri de yanlıştır. Çünkü devlet, fertler gibi fiziki ve biyolojik bir organizma değil; içerisinde yaşa*nan çağın şartlan çerçevesinde o fertlerin or*tak ihtiyaçlarına ekonomik ve rasyonel cevap vermek için kendiliğinden (de facto) oluşan bir kurumdur. Bu yüzden, devletin egemenliği altındakiler iflas ederler ama devlet asla İflas etmez.
Mali nedenlerden ötürü iflas etmeyen ve asıl varlık sebebi de harcamada bulunmak olan devlet, başlıca şu amaçlan gerçekleştir*mek için borçlanma yoluna gider: Önceden tahmin olunamayan fevkalade harcamaları fi*nanse etmek; büyük boyutlu sosyo-ekonomik projelerigerçekleştirmek; bütçe gelirleri İle gi*derleri arasındaki dengeyi sağlamak; ekono*mik ve mali konjonktürün gerekli kıldığı ted*birleri almak.
Devlet, anılan nedenlerden ötürü, istediği miktardaki borçlanmayı, iç ve/veya dıs piyasa*dan sağlayabilir. Devletin istediği miktar ve ni*telikte borçlanabilmesi, hiç şüphesiz sınırsız değildir. Devlet yönünden, İstenilen miktar ve vasıfta borçlanabilme imkanını sağlayan un*surlara "Uygunborçlanma şartları" denir. Bun*lar sırasıyla: 1-Borç verebilecek bir gelir (ta*sarruf) düzeyinin olması;
2-Siyasal iktidara güven;
3- Borç vermekle paradan yoksun kal*maya değecek bir karşılık;
4- Para değerinde*ki aşınmaya karşı borç verenin korunması.
Devlet, bir taraftan uygun borçlanma şartla*rını, diğer taraftan da kendisini böyle bir fi*nansman kaynağına götüren sebepleri gözö-nünde bulundurarak, kısa yahut uzun vadede, içeriden ve/veya dışarıdan borçlanabilir. Ge*nelde, vadeleri bir yıldan fazla olan borçlar uzun, 1-365 gün arasında kalanlar da kısa va*deli borçlar olarak anılır. Bu sonuncular, de*vamlı şekilde inişli-çıkışh bir seyir izlerler; bu yüzden "dalgalı borç" olarak da isimlendirilir*ler.
Devletin, milli egemenlik sınırları dahilinde, kendi milli para cinsinden akdettiği borçlan*maya İçborç yabana para (döviz) ile yaptığı borçlara da "dış borç" denir, tç borç, milli pa*ra cinsinden olduğu için, tıpkı sağ elden sol ele geçirme gibidir. Dolayısiyle pek önemli sa*yılabilecek etkileri yoktur. Buna karşılık, dış borç, alındığındahissedilir bir ekonomik can*lanmaya, ödendiğinde de durgunluk ve daral*maya sebebiyet verir. Ayrıca dış kaynaklı borç*lar, ülkenin politiksosyal yapısında birtakım değişik tesirler sergilerler ki, bu yüzden bunla*ra, "Politik borçlar" ûa. denir. Sözgelimi, Os*manlı İmparatorluğu'nun XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı ülkeleriyle akdettiği borçlar, ilkin 1881'de Muharrem Kararname-si'nin yayınlanmasını, ardından da Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kuruluşunu gerektirmiş*tir.
Azgelişmiş ülkeler; demokratikleşme hare*keti, kalkınma arzusunun toplumsallaşması, çağ gerisi sömürü politikalarının uygulanmaz-lığı, ödemeler bilançolarının devamlı açık ver*mesi gibi sebeplerden ötürü, dış finansmana muhtaçtırlar. Dış finansmanın kaynaklan ise: Yardım, yabancı sermaye ve dış borç olarak üç türdür. Bunlardan "dış borç", serbest reka*bet ortamında ve karşılıklı menfaatlerin opti*mum düzeyde dengelenmesi suretiyle akdolunması halinde, ülke yönünden uygun kay*nak şeklidir.
Bununla beraber belirtelim ki, borçlanma*nın bir sının vardır. Bu sınırın belirleyicileri: Devletin çağdaş mali yaklaşıma uygun olarak kendisinden beklenilen fonksiyonları yerine getirebilme kabiliyeti ve borçlanmanın toplu*ma getirdiği yüktür. Çünkü devlet, toplumun kollektif ihtiyaçlarını sağlamak için vardır. Bu*nu yaparken de, bir taraftan en az maliyetle azami faydayı sağlayacak şekilde hareket et*meli; diğer taraftan da, iktisadi, mali, siyasal ve sosyal politikaların işlerliğini kolaylaştırma-lıdır. Borçlanmanın getirdiği yük ise, genelde, devlet borçlarının finansmanı nedeniyle, bir takım sermaye ve yatırım malları üretiminden vazgeçmeyi, yani milli harcamalarda buluna*bilme kabiliyetini tahdit altına sokmayı ifade eder. Başka bir deyişle, borçlanma yüzünden, milli sermaye stokunun azalması veya bu sto*ka yapılması gereken net ilavelerin yapılama-masıdır. Özellikle dış borçlar yönünden, dev*let borçlarının sebebiyet verdiği yükün tayinin*de, şu İki kıstastan birisi kullanılır:
1- Borçlar toplamının milli gelire oranı (Borç-lar/GSMH);
2- Dış borç servisinin döviz girdi*lerine oranı (Her yıl ödenen dış borç faizi + Anapara/İhracat).
Genelde, birinci kıstasın esas alınması halin*de, oranın % 50 ve üst düzeylerde seyretmesi, "borç yükii"nün ağırlığını gösterir, ikinci kıs*tas, "dış borç servis msyosu" olup, bu oranın % 30'ların üzerine çıkması iyiye işaret değil*dir. Bu bakımdan devleti temsil eden siyasalik-lidar için "kamu borçlarının yönetimi" veya "i-daresi", oldukça Önemli bir konudur.
"Borçyönetimi", bir ülkenin ulaşmak İstediği sosyo-ekonomik hedeflerin gerçekleştirilmesi için, o ülkenin borçlarında oluşturulan miktar ve/veya mahiyet değişimleridir. Hİç kuşku yok ki, bu, bir taraftan izlenen para ve maliye politiklarına, diğer taraftan da o ülkede yaşa*nan ekonomik şartlara sıkıca bağlıdır. Genel*likle borç yönetimi, .bazı araçların birlikte ve*ya yeknesak kullanılmasını zorunlu kılar ki, bunlar, konversİyon, konsolidasyon ve amor*tismandır.
Konversiyon devletin.her yıl ödemekte oldu-ğu borç faizlerinin yükünü hafifletmek amacıy*la, yüksek faiz oranlı borçlarını, çıkardığı da*ha düşük faizli tahvillerle değiştirmesidir. Her ne kadar zamanımızda pek kullanılmıyorsa da, genel fiyat seviyesinin önemli Ölçüde düş*mesi halinde, konversiyona gidilebilir.
Konsolidosyon: Kısa vadeli borçların uzun vadeli borçlara dönüştürülmesi veya süresi ge*len borçların ödenmeyip, vadelerinin ertelen*mesi işlemine denir. Bu son hali anlatmak İçin, genellikel uluslararası Üteradürdc "mora-toıium" (mühlet verme, talik etme) deyimi kullanılır. Her ne kadar, bazı maliyeciler "mo-ratorium"u bir devletin iflası anlamında kulla-nılıyorlarsa da, bu tamamen yanlıştır. Çünkü, mali yönden devletin iflası, ne hukuken, ne de fiilen mümkündür.
Amortisman: Geri istenebilir (muaccel) aşa*maya gelen borcun ödenmesidir. Diğer bir an*latımla, muacceliyet kesbeden borcun öden*mesi suretiyle, borç miktarında meydana geti*rilen azaltma işlemidir. Bu azalma "açık" ve "gizli" nitelik gösterebilir. Dolayısİylcbıı nite*liklerine göre, "açık amortisman" veya "gizli amortisman''dan sözcdilir. Gizli amortisman, para değerindeki aşınmadan ötürü, kamu borçlarında vurgulanan azalıştır. Açık amortis*man ise, borçlu ve alacaklı arasında oluşturu*lan sözleşmeye uygun olarak, borcun taksit ve karşılıklarının ödenmesidir. Asi olan da bu*dur. Her ne kadar gizli amortismanla devlet borçlan yneıilcbilİrse de, şu bakımlardan bu yöntemin kullanılması caiz değildir: Uygun borçlanma şartlarının sağlanması; fiyat artışla*rının olağanüstü durumlara mühnasır bulun*ması; çağdaş sosyal devlet anlayışının yaygın*lık kazanması.
Borçlanmanın, "gelir" ve "servet" olmak üze*re iki önemli etkisi vardır. Borçlanmanın gelir etkisi, elindeki satın alma gücünü (para) devle*te borç vermek suretiyle bundan yoksun kalan kimsenin, eski harcama gücünü korumak ama*cıyla, daha çok çalışması ve üretimde bulun*masıdır. Savet etkisi ise, devlete borç veren ki*şilerin, psikolojik olarak kendilerini daha güç*lü ve zengin hissetmeleridir. Bu nedenle dev-
let, borçlarını yönetirken, hem borçlanmanın sözkonusu etkilerini hem de kendisinin bizzat sahib olduğu çağdaş niteliği gozönünde bulun*durmalı; uzun vadede, makro düzeydeki mali, sosyalve ekonomik dengelerin oluşmasına İm*kan verecek politikaları seçip uygulamalıdır.
Mehmet E.PALAMUT Bk. Dış Yanlım; Finansal Piyasalar.
Hukuki yönden borç, iki taraflı tam bir söz*leşmedir. Bu sözleşme, icapta bulunana (kre*di isteyen), zamanında ve eksiksiz bir şekilde, mukavele şartlarını, yani borç almadan kay*naklanan karşılık ve anaparayı Ödeme külfeti getirirkcn;kredi açana da, vaad olunan meblâ*ğı zamanında ila zorunluluğu yükler.
Günümüz devleti, üstlendiği çok boyutlu sos-yo-ekonomik fonksiyonlarını gerçekleştirebi*lecek çeşitli malî araçlarla donatılmış olup, "borç" bunlardan biridir. Borçlanmak suretiy*le sağlanan kamu fonunun özellikleri şunlar*dır: Serbest İrâdeye dayanır; belli bir karşılığı vardır; nihâî bir ödeme olmayıp, belirli bir va*de sonunda geriye iadesi gerekir; zorunlu de*ğildir; genellikle -azgelişmiş ülkeler bakımın*dan- dış kaynaklıdır.
Klâsik iktisatçı ve maliyecilerin devlete atfet*tikleri birtakım tutarsız tez ve gerekçelerin ak*sine, bugün, çağdaş devletin borçlanması ve hatta ihtiyaç içerisinde bulunanlara kredi aç*ması, tamamen olağan ve yerindedir. Çünkü klâsikler, devletin borçlanmasına karşı çıkarlarken ve ancak, onun olağanüstü durumlarda ve sadece sermaye piyasasından borçlanması*na cevaz verirlerken, şu iki hususta kaygılan bulunmaktaydı:
1- Devletin ekonomik ilkeler doğrultusunda kullanılacak fonları borçlanmak suretiyle piya*sadan çekerek, bunları verimsiz alanlarda ve irrasyonel şekilde harcaması hakkındaki kaygı*lan; Oysa, bütün bu endişeler yersiz olup, öne sürdükleri tezler de çok kere geçersizdir, zira, sağlanan fonların, özel kesimde mi, yoksa ka*mu sektöründe mi daha etkin ve rasyonel kul*lanılacağı tartışmalıdır. Kaldı ki bugün anılan klasik mantığın dayanağını oluşturan "tarafsız maliye" anlayışı önemini tamamen yitirmiş ve yerini "müdahaleci maliye"ye bırakmıştır.
2-Devletin borçlanmasından doğan kamu harcamalannınartacağı, borçların finansmanı*nın vergi gelirlerini öne alacağı, bunun İse dev*letin asli fonksiyonlarını sekteye uğratacağı, bu duraklamanın yeni borçlar yaratacağı, bun*ların gelecek kuşaklara üstesinden gelinmez külfetler yükleyeceği ve sonunda da devletin iflas edeceği korkusu: Klasiklerin bu görüşleri de yanlıştır. Çünkü devlet, fertler gibi fiziki ve biyolojik bir organizma değil; içerisinde yaşa*nan çağın şartlan çerçevesinde o fertlerin or*tak ihtiyaçlarına ekonomik ve rasyonel cevap vermek için kendiliğinden (de facto) oluşan bir kurumdur. Bu yüzden, devletin egemenliği altındakiler iflas ederler ama devlet asla İflas etmez.
Mali nedenlerden ötürü iflas etmeyen ve asıl varlık sebebi de harcamada bulunmak olan devlet, başlıca şu amaçlan gerçekleştir*mek için borçlanma yoluna gider: Önceden tahmin olunamayan fevkalade harcamaları fi*nanse etmek; büyük boyutlu sosyo-ekonomik projelerigerçekleştirmek; bütçe gelirleri İle gi*derleri arasındaki dengeyi sağlamak; ekono*mik ve mali konjonktürün gerekli kıldığı ted*birleri almak.
Devlet, anılan nedenlerden ötürü, istediği miktardaki borçlanmayı, iç ve/veya dıs piyasa*dan sağlayabilir. Devletin istediği miktar ve ni*telikte borçlanabilmesi, hiç şüphesiz sınırsız değildir. Devlet yönünden, İstenilen miktar ve vasıfta borçlanabilme imkanını sağlayan un*surlara "Uygunborçlanma şartları" denir. Bun*lar sırasıyla: 1-Borç verebilecek bir gelir (ta*sarruf) düzeyinin olması;
2-Siyasal iktidara güven;
3- Borç vermekle paradan yoksun kal*maya değecek bir karşılık;
4- Para değerinde*ki aşınmaya karşı borç verenin korunması.
Devlet, bir taraftan uygun borçlanma şartla*rını, diğer taraftan da kendisini böyle bir fi*nansman kaynağına götüren sebepleri gözö-nünde bulundurarak, kısa yahut uzun vadede, içeriden ve/veya dışarıdan borçlanabilir. Ge*nelde, vadeleri bir yıldan fazla olan borçlar uzun, 1-365 gün arasında kalanlar da kısa va*deli borçlar olarak anılır. Bu sonuncular, de*vamlı şekilde inişli-çıkışh bir seyir izlerler; bu yüzden "dalgalı borç" olarak da isimlendirilir*ler.
Devletin, milli egemenlik sınırları dahilinde, kendi milli para cinsinden akdettiği borçlan*maya İçborç yabana para (döviz) ile yaptığı borçlara da "dış borç" denir, tç borç, milli pa*ra cinsinden olduğu için, tıpkı sağ elden sol ele geçirme gibidir. Dolayısiyle pek önemli sa*yılabilecek etkileri yoktur. Buna karşılık, dış borç, alındığındahissedilir bir ekonomik can*lanmaya, ödendiğinde de durgunluk ve daral*maya sebebiyet verir. Ayrıca dış kaynaklı borç*lar, ülkenin politiksosyal yapısında birtakım değişik tesirler sergilerler ki, bu yüzden bunla*ra, "Politik borçlar" ûa. denir. Sözgelimi, Os*manlı İmparatorluğu'nun XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı ülkeleriyle akdettiği borçlar, ilkin 1881'de Muharrem Kararname-si'nin yayınlanmasını, ardından da Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kuruluşunu gerektirmiş*tir.
Azgelişmiş ülkeler; demokratikleşme hare*keti, kalkınma arzusunun toplumsallaşması, çağ gerisi sömürü politikalarının uygulanmaz-lığı, ödemeler bilançolarının devamlı açık ver*mesi gibi sebeplerden ötürü, dış finansmana muhtaçtırlar. Dış finansmanın kaynaklan ise: Yardım, yabancı sermaye ve dış borç olarak üç türdür. Bunlardan "dış borç", serbest reka*bet ortamında ve karşılıklı menfaatlerin opti*mum düzeyde dengelenmesi suretiyle akdolunması halinde, ülke yönünden uygun kay*nak şeklidir.
Bununla beraber belirtelim ki, borçlanma*nın bir sının vardır. Bu sınırın belirleyicileri: Devletin çağdaş mali yaklaşıma uygun olarak kendisinden beklenilen fonksiyonları yerine getirebilme kabiliyeti ve borçlanmanın toplu*ma getirdiği yüktür. Çünkü devlet, toplumun kollektif ihtiyaçlarını sağlamak için vardır. Bu*nu yaparken de, bir taraftan en az maliyetle azami faydayı sağlayacak şekilde hareket et*meli; diğer taraftan da, iktisadi, mali, siyasal ve sosyal politikaların işlerliğini kolaylaştırma-lıdır. Borçlanmanın getirdiği yük ise, genelde, devlet borçlarının finansmanı nedeniyle, bir takım sermaye ve yatırım malları üretiminden vazgeçmeyi, yani milli harcamalarda buluna*bilme kabiliyetini tahdit altına sokmayı ifade eder. Başka bir deyişle, borçlanma yüzünden, milli sermaye stokunun azalması veya bu sto*ka yapılması gereken net ilavelerin yapılama-masıdır. Özellikle dış borçlar yönünden, dev*let borçlarının sebebiyet verdiği yükün tayinin*de, şu İki kıstastan birisi kullanılır:
1- Borçlar toplamının milli gelire oranı (Borç-lar/GSMH);
2- Dış borç servisinin döviz girdi*lerine oranı (Her yıl ödenen dış borç faizi + Anapara/İhracat).
Genelde, birinci kıstasın esas alınması halin*de, oranın % 50 ve üst düzeylerde seyretmesi, "borç yükii"nün ağırlığını gösterir, ikinci kıs*tas, "dış borç servis msyosu" olup, bu oranın % 30'ların üzerine çıkması iyiye işaret değil*dir. Bu bakımdan devleti temsil eden siyasalik-lidar için "kamu borçlarının yönetimi" veya "i-daresi", oldukça Önemli bir konudur.
"Borçyönetimi", bir ülkenin ulaşmak İstediği sosyo-ekonomik hedeflerin gerçekleştirilmesi için, o ülkenin borçlarında oluşturulan miktar ve/veya mahiyet değişimleridir. Hİç kuşku yok ki, bu, bir taraftan izlenen para ve maliye politiklarına, diğer taraftan da o ülkede yaşa*nan ekonomik şartlara sıkıca bağlıdır. Genel*likle borç yönetimi, .bazı araçların birlikte ve*ya yeknesak kullanılmasını zorunlu kılar ki, bunlar, konversİyon, konsolidasyon ve amor*tismandır.
Konversiyon devletin.her yıl ödemekte oldu-ğu borç faizlerinin yükünü hafifletmek amacıy*la, yüksek faiz oranlı borçlarını, çıkardığı da*ha düşük faizli tahvillerle değiştirmesidir. Her ne kadar zamanımızda pek kullanılmıyorsa da, genel fiyat seviyesinin önemli Ölçüde düş*mesi halinde, konversiyona gidilebilir.
Konsolidosyon: Kısa vadeli borçların uzun vadeli borçlara dönüştürülmesi veya süresi ge*len borçların ödenmeyip, vadelerinin ertelen*mesi işlemine denir. Bu son hali anlatmak İçin, genellikel uluslararası Üteradürdc "mora-toıium" (mühlet verme, talik etme) deyimi kullanılır. Her ne kadar, bazı maliyeciler "mo-ratorium"u bir devletin iflası anlamında kulla-nılıyorlarsa da, bu tamamen yanlıştır. Çünkü, mali yönden devletin iflası, ne hukuken, ne de fiilen mümkündür.
Amortisman: Geri istenebilir (muaccel) aşa*maya gelen borcun ödenmesidir. Diğer bir an*latımla, muacceliyet kesbeden borcun öden*mesi suretiyle, borç miktarında meydana geti*rilen azaltma işlemidir. Bu azalma "açık" ve "gizli" nitelik gösterebilir. Dolayısİylcbıı nite*liklerine göre, "açık amortisman" veya "gizli amortisman''dan sözcdilir. Gizli amortisman, para değerindeki aşınmadan ötürü, kamu borçlarında vurgulanan azalıştır. Açık amortis*man ise, borçlu ve alacaklı arasında oluşturu*lan sözleşmeye uygun olarak, borcun taksit ve karşılıklarının ödenmesidir. Asi olan da bu*dur. Her ne kadar gizli amortismanla devlet borçlan yneıilcbilİrse de, şu bakımlardan bu yöntemin kullanılması caiz değildir: Uygun borçlanma şartlarının sağlanması; fiyat artışla*rının olağanüstü durumlara mühnasır bulun*ması; çağdaş sosyal devlet anlayışının yaygın*lık kazanması.
Borçlanmanın, "gelir" ve "servet" olmak üze*re iki önemli etkisi vardır. Borçlanmanın gelir etkisi, elindeki satın alma gücünü (para) devle*te borç vermek suretiyle bundan yoksun kalan kimsenin, eski harcama gücünü korumak ama*cıyla, daha çok çalışması ve üretimde bulun*masıdır. Savet etkisi ise, devlete borç veren ki*şilerin, psikolojik olarak kendilerini daha güç*lü ve zengin hissetmeleridir. Bu nedenle dev-
let, borçlarını yönetirken, hem borçlanmanın sözkonusu etkilerini hem de kendisinin bizzat sahib olduğu çağdaş niteliği gozönünde bulun*durmalı; uzun vadede, makro düzeydeki mali, sosyalve ekonomik dengelerin oluşmasına İm*kan verecek politikaları seçip uygulamalıdır.
Mehmet E.PALAMUT Bk. Dış Yanlım; Finansal Piyasalar.
