Hoşgeldin Misafir

Celâleddîn-i Hindi

CyberHawk

CyberHawk

WebMaster
Adana
12 Ara 2018
16,070 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Hindistan'ın büyük velîlerinden. İsmi, Muhammed olup babasınınki Mahmûd'dur. Aslen Kâzrûn şehrinden olduğu için, Kâzrûnî, Hindistan'da Pâni-püt şehrinde yerleştiği için Pâni-pütî, hazret-i Osmân soyundan olduğu için Osmânî nisbet edildi. Celâleddîn, Kebîr-ül-evliyâ, Kutb-i Rabbânî lakabları verildi.Hindistan'da Celâl Pâni-pütî diye tanındı. Yüz yaşından fazla ömür sürdü ve 1363 (H.765) yılında vefât edip, Pâni-püt şehrinde defnedildi. Mezarının üstüne büyük bir türbe yapıldı.

Küçük yaşta babası vefât etti. Amcasının terbiyesinde yetişti. Temel din bilgileri ile âlet, yardımcı ilimleri öğrendi. Asrın büyüklerinden yüksek din bilgilerini tahsîl etti.

Nice büyük kimseler, Celâleddîn hazretlerinin büyüklüğünü daha küçük yaşta anlayarak, yetişmesine yardımcı olmak için zaman zaman ziyâretine giderlerdi. Bunlardan biri de Kutb-i ebdâl Şeyh Şerefüddîn Ebû Ali Kalender idi. Kutb-i Rabbânî Celâleddîn Pâni-pütî'yi çocuk iken de çok sever, her gün ziyâretine gider, ona teveccüh ederdi. Eğer evde bulamazsa, gittiği yeri öğrenir ve oraya varırdı. Yine bir gün onun ziyâretine gitti. Bağa gittiğini söylediler. O da atına binip bağa vardı. Onun geldiğini gören Şeyh Celâleddîn, bir kap içinde bir mikdâr yem getirdi. Ebû Ali Kalender; "Evlâdım, bu nedir?" diye sordu. Celâleddîn de; "Atınız için yem getirdim." dedi."Öyleyse, önce ata bir sor, bakalım aç mı, tok mu?" buyurunca, ata döndü. Daha birşey sormadan at konuşmaya başlayıp; "Tokum, efendim yem yedirdikten sonra sırtıma bindi." dedi. Çocuk yaştaki Celâleddîn, bu hâle çok hayret etti. Kap elinde kaldı. Kutb-i ebdâl Ebû Ali Kalender; "Ey evlâd! Kapta getirdiğiniz hediyeyi, biz de size bağışladık ve Allahü teâlâdan, bu kaptaki tâneler kadar sana evlât vermesini diledik." buyurdu. Gerçekten de Celâleddîn hazretlerinin sayılamayacak kadar çocukları, torunları oldu.

Şerefüddîn Ebû Ali Kalender hazretlerinin terbiyesine verildi. Yıllarca ilim öğrendi ve riyâzetler çekti. Çöllerde, sahrâlarda dolaşıp nefsini terbiye etti. Çöllere düşmesine, Ebû Ali Kalender hazretlerinin bir sözü vesîle oldu. Birgün Şerefüddîn Ebû Ali Kalender bir yolun kenarında oturuyordu. Kutb-i Rabbânî de güzel bir atın üstünde uzaktan geldi. Ebû Ali Kalender hazretleri, atlı yanına yaklaşınca; "Ne güzel at, ne güzel binici!" buyurdu. Bu sözü duyan Celâleddîn birden değişip, bambaşka bir hâle geldi. Hocasının önüne varıp attan düştü. Yakasını yırtıp elbisesini parçaladı. Kalkıp yola revân oldu. Senelerce çöllerde, ıssız yerlerde dolaştı. Pek çok âlim ve velî ile sohbet etti. Herbirinden çeşitli nîmetlere kavuştu. Yine de aradığını bulamayıp memleketine doğru yola çıktı. Herkes aradığını onda buluyor, fakat o, aradığını kimsede bulamıyordu. Bir kervandaki dervişlerle birlikte memleketine doğru giderken, Hansî şehrine geldiler.

Zamânın büyüklerinden Sultân-ül-meşâyıh Şeyh Cemâl Hansevî'ye rüyâsında Celâleddîn'i karşılamak için emir verilip; "Şeyh Celâl Kebîr-ül-Evliyâ Pâni-pütî geliyor, ona hizmet etmekte acele et. Senin silsilenin devâmı, onun senin hakkındaki hayırlı duâlarına bağlıdır." denildi. Daha kervan şehre girmeden, gelenleri karşılamaya çıktı. Hizmetçisine de târif edip; "Şöyle şöyle dervişler göreceksin, Onların hepsini al gel!" diyerek gönderdi. Dervişler, eşyâlarını taşıttıkları Celâleddîn-i Hindî'yi eşyâların başında bırakıp geldiler. Cemâl Hansevî, onları görünce; "İçinizden kimse ayrıldı mı?" diye sorup, Celâleddîn'in kaldığını öğrendi. Gidip onu da evine dâvet etti. Hepsine çok izzet ve ikrâmda bulundu. Dervişleri gönderdikten sonra, Kutb-i Rabbânî Celâleddîn Pâni-pütî hazretlerinden duâ istedi. Aczini ortaya koyup, onun duâsına çok ihtiyâcı olduğunu söyledi. Çok ısrâr etti. Hazret-i Kutb-i Rabbânî, Cemâl Hansevî'ye duâ edip, Fâtiha okudu. Onun bu duâsı bereketiyle, Cemâl Hansevî hazretlerinin silsilesi, oğlu Nûreddîn vâsıtasıyla devâm etti.Kutb-i Rabbânî, derviş arkadaşlarının yanına döndü. Dervişler, onun büyüklüğünü anlayıp, çok edeb gösterdiler. Eşyâları alıp kendileri taşımak istediler. Ancak Celâleddîn-i Hindî râzı olmadı. Zorla eşyâları yüklendi. Yola koyuldular. Onlardan önde yürüyen Celâleddîn Hindî'nin eşyâları taşımasına hayret edip baktıklarında, eşyâların, başının üstünde asılı olduğunu ve devamlı onu tâkib ettiğini gördüler. Ona olan bağlılıkları daha da kuvvetlenip, eşyâları alarak özür dilediler. Affedilmelerini istediler. Hazret-i Kutb-i Rabbânî; "Ey azîzler, bize sizden hiçbir sıkıntı gelmedi. Belki sizin sohbetinizde, aranızda mahfûz kaldım. Bir kusûr olmuşsa bile, affedilmiştir." buyurdu.

Bu arada Şeyh Cemâl, henüz oradan fazla uzaklaşmıyan kâfileye tekrar adamlar gönderip, evine dâvet etti. Dönmek istemediyse de, çok yalvardılar. Birkaç gün daha onda misâfir kaldılar. O günler, hazretin muhabbetinin coştuğu ve sarhoş olduğu zamanlar idi. Vatanına dönmek istemiyordu. Şeyh Cemâl, nasîhatler edip râzı etti. "Bâbâ, sen Allah'ın sevgilisisin. İnsanların olgunlaşmasını sana verdi. Senin böyle hayrân durman uygun değildir. Memleketinize gidip oturmanız iyi olur. Bu günlerde oraya bir kemâl sâhibi gelecek. Sizin fütûhâtınız onun elinde olacaktır. Onun hizmetinde murâdınıza kavuşacaksınız. Bana da izin olsa, ben de gelir feyzlenirdim. Bugün hangi yoldan olursa, Pâni-püt'e gidiniz!" dedi. O, Sultân-ül-evliyâ Kutb-i âlem Cemâl Hansevî'nin ısrârına dayanamayıp memleketine döndü. O kemâl sâhibi bir kimse olarak bildirilen zât, Şems-ül-evliyâ Hâce Şemsüddîn Türk Pâni-pütî'den başkası değildi. Sonunda o mübârek zâtın sohbetine kavuşmakla şereflendi.