Hoşgeldin Misafir

Celâlzâde Mustafa Çelebi

CyberHawk

CyberHawk

WebMaster
Adana
12 Ara 2018
16,070 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
On altıncı asır Osmanlı âlimi ve büyük devlet adamı. 1491 (H. 895) senesinde Tosya'da doğdu. 1567 (H.975) yılında İstanbul'da vefât etti.

Babası, Tosyalı Kâdı Celâl'dir. Celâleddîn Efendi, medreseden yetişerek Rumeli tarafındaki kazâlarda kâdılık etmiş, derecesi Eşrâf-ı Kudât rütbesine kadar yükseldikten sonra kâdılıktan çekilerek, emekliye ayrılmış ve 1528 târihinde vefât etmiştir. Kâdı Celâleddîn, doğruluğu, yumuşak huylu ve mütevâzi olmasıyla kendisini sevdirmiş, içi dışı tertemiz bir zât idi. Kâdı Celâleddîn'in Mustafa, Sâlih veAtâullah isimlerindeki üç fazîletli oğlunun büyüğü Mustafa Çelebi'dir.

Mustafa Çelebi ilk medrese tahsîlini memleketinde gördükten sonra İstanbul'a gelip, Sahn-ı Semân medreselerinde dânişmendliğe kadar yükseldi. Dîvânî yazıdaki üstün kâbiliyeti ve Vezîriâzam Pîrî Mehmed Paşa ile Nişancı Seydî Beyin kendisini himâye etmeleriyle, medrese hayâtından ayrılarak, genç yaşında devlet hizmetine alındı. Yavuz Sultan Selîm Hanın iltifâtına mazhâr olup, 1516 senesinde Dîvân-ı Hümâyûn kâtipliğine tâyin edildi.

Bir gün Yavuz Sultan Selîm'e bâzı kimseler gelerek Amasya'da Gümüşlüoğlu Şeyh Mehmed'in, Sultan Korkut sağdır diye propaganda yaptığını ve başına adamlar topladığını bildirdiler. Bunun üzerine Pâdişâh şeyhi getirtip İstanbul'da hapsettirdi. Şeyh Mehmed Efendi doğru sözlü, ihlâslı ve muhterem bir zâttı. Bunu bilen Vezîriâzam Pîri Paşa derhal Pâdişâhın yanına gelerek Şeyh Mehmed hakkındaki sözlerin asılsız olduğunu ve bunu tahkik için mûtemed birisinin memur edilmesini arzetti. Bunun üzerine Sultan Selîm Han da; "Ehl-i vukûftan birisini bana gönder." diye tenbihledi. Celâlzâde Mustafa Çelebi'yi gören Pîri Paşa; "Dîvânda meseleler görüşüldükten sonra pâdişâhın yanına gideceksin, bir yere ayrılma." diye bildirdi. Pâdişâhın huzûruna çıkacağını duyan Celâlzâde büyük bir heyecan geçirdi ve dîvân müzâkerelerinden sonra arz odasına girdi. Sultan Selîm Han bu esnâda bir kitap mütâlaası ile meşguldü. Celâlzâde'yi görünce; "Celâl oğlu Mustafa sen misin?" diye sordu. "Ben kulun Pâdişâhım." demesi üzerine; "Gümüşlüoğlunu nasıl bilirsin? Cevher veya meder midir? (Yâni cevher veya toprak mıdır) nice idrâk kılursın, bilürsin?" dedi. Mustafa Çelebi de; "Evliyâlık membaının, kaynağının cevheri ve nefisle mücâdele meydanının hâlis eri bir ulu kişi bilirim." diye cevap verince; "Ulu mu, ulu mu, ulu mu?" diye üç kere tekrar ederek hiddet göstermiş. Fakat Mustafa Çelebi'nin her defâsında; "Evet pâdişâhım ulu kişidir." demesiyle hiddeti geçmiş ve kendisiyle sonra yumuşak bir şekilde konuşmuştur. Bu arada Celâlzâde'ye yevmiyesini de soran Selîm Han, on akçe olduğunu duyunca çok az bulmuş ve artırılmasını emretmiştir. Sonra da; "Şeyhe bizden selâm söyle, hatırını hoş tutsun." diyerek Celâlzâde'yi Gümüşlüoğlu'na göndermiştir.

Celâlzâde Mustafa Çelebi çalışkanlığı, vazîfesini kavraması ve sır saklaması sebebiyle gün geçtikçe pâdişâhın îtimâdını kazandı. Yavuz Sultan Selîm Han, devlet erkânından mahrem, gizli olarak bâzı yerlere göndereceği emirleri, Mustafa Çelebi'yi çağırtarak kendisine yazdırırdı.

Celâlzâde Mustafa Çelebi'nin dîvân işlerinde yetişmesinde, ikinci hâmisi Nişancı Seydî Beyin çok gayreti oldu. Nîmetin kadrini bilen bir kimse olan Mustafa Çelebi, Seydî Bey hakkında: "Benim mürebbî, muallim ve üstâdım idi. O, kânûn-şinâs idi. Umûr-ı kalemiyyede, yazışma işlerinde gâyet mâhirdi" demektedir.

Mustafa Çelebi, daha sonra hâmisi olan Vezîriâzam Pîri Mehmed Paşaya tezkireci, özel kalem müdürü oldu. Tahkîki îcâbeden bâzı mühim işlerde bulundu. Pîrî Paşa vezîriâzam bulunduğu müddetçe, onun tezkireciliğini yaptı. 1523 senesi Şâban ayında Pîrî Paşa emekliye sevk edilerek, yerine Rumeli Beylerbeyliği de üzerinde olarak, Enderûndan has odabaşı İbrâhim Ağa vezîriâzamlığa getirildi. Nişancı Seydî Beyin tavsiyesiyle Mustafa Çelebi, İbrâhim Paşaya da tezkireci oldu. Celâlzâde, bunu şöyle anlatıyor: "Maktûl İbrâhim Paşa, harem-i pâdişâhîden ilk defâ vezîriâzamlıkla çıkdıkda, kâtiplerden ehl-i vukûf, işini bilen bir kimse isteyip bu hakîri getirtip tezkireci edindi. Kendisinin ahvâl-i âleme, hükümet işlerine dâir durumlara tecrübesi olmadığından, şikâyetçiler de sıkıştırırdı. Durum aramızda gizlice ittifâk olundu. Eğer dînî meseleleri ilgilendiriyorsa kâdıaskere gönderilir, mâlî işleri ilgilendiriyorsa defterdâra gönderilir ve eğer kendisine ait vezâret ile alâkalı ise ben divit ve kaleme yapışırdım. O, hüküm yazılsın diye emrederdi."

Yavuz Sultan Selîm Hanın, Mısır'ı fethinden bir müddet sonra, Çerkes beyleri halkı kışkırtıp isyâna teşvik ederek, eski Çerkes kölemen ocağını yeniden tüttürmek istemişlerdi. Halka adâlet gösterilmediğini ve birçok kimsenin bu durumdan şikâyetçi olmalarını da bahâne olarak ileri sürüyorlardı. Bu şikâyetleri yerinde incelemek, tetkik ve tahkîk etmek üzereVezîr-i âzam İbrâhim Paşanın Mısır'a gitmesine lüzum görülmüş ve tezkireci Celâlzâde Mustafa Çelebi ile berâber, oldukça kalabalık bir heyet ve beş yüz kadar yeniçeri ile ve deniz yoluyla, 1524 senesi Zilhicce ayının başlarında hareket etmişlerdi. Mevsimin sonbahar ve gün dönümü fırtınalarına tesâdüf etmesi sebebiyle, ancak Rodos Adası önlerine veMarmaris taraflarına kadar gidilebilip, oradan karayolu ile Sûriye üzerinden Mısır'a varıldı. Vezîr-i âzam Kâhire'de durumu tahkîk etti. Memlûk sultanlarından Kayıtbay ve Kansu Gavri ile Mısır'ın ilk Osmanlı Beylerbeyi Hayır Bey'in tatbik ettikleri kânunları getirterek inceledi. Bunun üzerine hem hazîneyi, hem de halkı koruyacak âdilâne bir kânun tertib ettirdi. Bu yeni kânunun tedvîninde, hazırlanmasında, Celâlzâde'nin büyük hizmeti görüldü. İbrâhim Paşa on bir ay sonra, 1525 senesi Zilkâde ayında karayoluyla İstanbul'a geldi. Mustafa Çelebi, göstermiş olduğu hizmet ve liyâkatına karşılık, Haydar Çelebi'nin yerine Reîs-ül-küttâb tâyin edildi. Bu hizmette on sene bulundu ve seferlere iştirâk etti.

Kânûnî Sultan Süleymân'ın 1554 senesinde Irakeyn (Irak-ı Acem ve Irak-ı Arab) seferinde Tebriz'den Bağdât'a hareketinden sonra Nişancı Seydî Beyin vefâtı sebebiyle makâmı boş kalmıştı. Bağdât'a girildikten sonra 5 Aralıkta, 180.000 akçe has ile Celâlzâde Mustafa Çelebi, Nişancılığa, Osmanlı Devletinde yabancı hükümdârlara gönderilecek mektuplarla ahidnâmelerin, vezirlere verilecek menşûr ve berâtların müsveddelerini hazırlamak, pâdişâhın adına yazılan fermân, berât vb. yazıların başına pâdişâhın tuğrasını çekmekle vazîfeli makama tâyin edildi. Celâlzâde nişancılıkta 23 sene kaldı ve asıl şöhrete bu çeyrek asırda kavuştu. Devlet kânunlarında mürâcaat edilen yegâne merci oldu. Kendisini yetiştiren Seydî Beyden daha fazla şöhret buldu. Devlet idâresine dâir bütün kânunlar onun elinden geçti ve onun tedbirleriyle hallolundu. Kânunlar üzerindeki bilgisi, ilmi ve ahlâkî fazîleti sâyesinde pek fazla şöhret bulduğundan; "Koca Nişancı" diye anılmaya başladı. En karışık meselelerin halli için onun mütâlaası alınıyordu. Meşhûr Tâcizâde Câfer Çelebi'den sonra Celâlzâde kudretinde bir nişancı gelmemiş ve yapmış olduğu kânunlar, yazışmalar, ahkâm ve menşûrlardaki ifâde tarzı, kendisinden sonra yarım asırdan ziyâde nümûne olmuştur. Celâlzâde'nin yüksek vukûf ve mesâisine mükâfât olarak, nişancılık hasları, o târihe kadar hiç bir nişancıya nasîb olmayan 300.000 akçeye çıkarılmıştır.