Hoşgeldin Misafir

Celâlzâde Sâlih Çelebi

CyberHawk

CyberHawk

WebMaster
Adana
12 Ara 2018
16,070 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Osmanlı Devleti zamânında Anadolu'da yetişen Hanefî mezhebi fıkıh âlimi ve devlet adamı. İsmi Molla Sâlih bin Celâl er-Rûmî olup, meşhûr kâdılardan Tosyalı Celâl'in oğludur. 1493 (H.899) senesinde Volçitrin'de doğdu. Doğduğu zaman, babası Volçitrin kâdısı idi. 1563 (H.973) senesi Rebîulevvel ayında vefât etti.

Celâlzâde Sâlih Çelebi, medrese tahsîlini tamamladıktan sonra, İstanbul'da İbn-i Kemâl Paşanın derslerine devâm etti. Meşhûr hattât Şeyh Hamdullah'tan hat sanatını öğrendi. Yazısı çok güzeldi. Bir taraftan ders okuyup, bir yandan da hocası İbn-i Kemâl'in bâzı eserlerini temize çekerdi. 1520 senesinde Kânûnî Sultan Süleymân'ın tahta çıkmasından sonra Celâlzâde, İbn-i Kemâl'in yanından ayrılarak, pâdişâhın hocası Hayreddîn Efendiye talebe oldu. Ondan icâzet, diploma aldıktan sonra, Edirne'deki Sirâciyye Medresesine müderris tâyin edildi.

Celâlzâde Sâlih Çelebi, Edirne'de müderris iken, Kânûnî SultanSüleymân Hanın Belgrad, Rodos ve Budin seferlerini yazarak, sultana takdîm etti.

1524 senesinde, İstanbul'daki Murâd Paşa Medresesine müderris tâyin edildi. Uzun süre bu medresede müderrislik yaptıktan sonra, Dîvânyolu'ndaki Haldun Ali Paşa Medresesi müderrisliğine getirildi. 1536 senesinde Sahn-ı Semân müderrisliğine tâyin edildi. Burada Sultan Süleymân Hanın emriyle, Fîrûz Şâh hikâyesini kısa zamanda 8 cilt hâlinde Farsçadan Türkçeye çevirdi. Değişik medreselerde görev aldıktan sonra, 1544 senesinde Halep kâdılığına getirildi.

Elli beş gün süren bu vazîfeden sonra, Mısır Beylerbeyi Haldun Dâvûd Paşanın durumunu ve Mısır Evkâfını tahkîk ve teftiş ile Mısır'a gönderildi. Vazîfesinin bitiminde, tekrar Halep kâdısı olması istendi. Ancak bu görevi kabûl etmedi ve İstanbul'daki Sultan Bâyezîd Medresesi müderrisliğine tâyin edildi. Fakat bu göreve başlamadan, Şam kâdılığına getirildi. Bir sene sonra da Mısır kâdısı oldu. 1550 senesinde emekliye ayrıldı. Emekliye ayrılma sebebini şöyle anlatmaktadır.

"Kâdılık yaptığım müddetçe İslâmiyetin hükümlerinden kıl kadar ayrılmadım. Lâkin o diyarlarda (Mısır, Şam ve Halep) olan haksızlık ve zulüm göklere çıkmıştı. Aramızda çetin mücâdeleler geçti. Buna rağmen ne onlar beni zulme uydurabildi ne ben onları adâlete getirebildim. Âkıbet onlar zulm ile gâlip, ben de adl ile mağlûb oldum. Şaşkınlık ve hayretler içerisinde uzun bir müddet tefekküre, düşünceye daldım. Sonunda cümle hevâ ve hevesleri, arzuları bertaraf edip dünyâ makamlarından el çektim."