Conrado Sol
- 29 Nis 2026
- 88 Mesaj
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Hepinize merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere siber güvenlik alanında faaliyet gösteren CrowdStrike şirketinin 2026 yılında yayımladığı Global Threat Report hakkında bilgi vereceğim.
Günümüzde şirketler birçok işlemini internet ve bilgisayar sistemleri üzerinden gerçekleştiriyor. Bu nedenle bir saldırganın sisteme girmesi; kişisel bilgilerin çalınmasına, şirket verilerinin ele geçirilmesine veya işlerin durmasına neden olabilir. CrowdStrike gibi siber güvenlik şirketleri bu tür tehditleri tespit etmek ve saldırılara karşı savunma oluşturmak için çeşitli teknolojiler geliştirir.
CrowdStrike'ın önemli çalışmalarından biri de siber tehditleri takip ederek saldırganların kullandığı yöntemleri incelemektir. Şirketin tehdit istihbaratı ekipleri, farklı saldırıların nasıl gerçekleştirildiğini ve saldırganların zaman içerisinde hangi yöntemlere yöneldiğini analiz eder. Bu bilgiler daha sonra çeşitli raporlarda paylaşılır. Bunlardan biri de Global Threat Report adlı yıllık rapordur.
2026 yılında yayımlanan Global Threat Report, özellikle 2025 yılında gözlemlenen siber saldırılara odaklanmaktadır. Raporda saldırıların hızlanması, yapay zekânın saldırılarda kullanılması, kötü amaçlı yazılım kullanılmadan gerçekleştirilen saldırılar ve yeni güvenlik açıklarının kötüye kullanılması gibi konular öne çıkmaktadır.
Bu raporun temel amacı, siber saldırılarda kullanılan yöntemleri ve saldırganların davranışlarını inceleyerek ortaya çıkan tehditleri daha anlaşılır hale getirmektir. Böylece şirketler ve güvenlik ekipleri, karşılaşabilecekleri saldırılara karşı daha hazırlıklı olabilir.
2026 yılında yayımlanan raporun önemli bir özelliği, değerlendirmelerin 2025 yılında CrowdStrike tarafından gözlemlenen saldırı ve tehditlere dayanmasıdır. Yani rapordaki bilgiler, 2025 yılında ortaya çıkan siber güvenlik olaylarının ve saldırganların kullandığı yöntemlerin incelenmesi sonucunda hazırlanmıştır.
Raporda sadece bilgisayarlara bulaşan zararlı yazılımlar ele alınmıyor. Saldırganların çalınmış hesapları kullanması, bulut sistemlerine ulaşması, internet üzerinden erişilebilen cihazlardaki güvenlik açıklarından yararlanması, yapay zekâdan faydalanması ve güvenilir sistemleri kötüye kullanması gibi farklı saldırı yöntemleri de inceleniyor.
2026 raporunda özellikle dikkat çeken konulardan biri saldırıların hızlanmasıdır. CrowdStrike'ın verilerine göre 2025 yılında bir saldırganın ilk erişimden sonra kurum içerisindeki başka sistemlere geçmesi için geçen ortalama süre 29 dakikaya kadar düştü. En hızlı gözlemlenen örnekte ise bu süre yalnızca 27 saniyeydi.
Raporda ayrıca yapay zekânın siber saldırılarda daha fazla kullanılmaya başlaması, kötü amaçlı yazılım kullanılmadan gerçekleştirilen saldırıların yaygınlaşması, sıfır gün güvenlik açıklarının kötüye kullanılması ve bulut sistemlerinin hedef alınması gibi önemli değişimler üzerinde duruluyor.
Raporda öne çıkan ilk konulardan biri siber saldırıların hızlanmasıdır. 2025 yılında siber suç gruplarının ilk erişimden sonra kurum içerisindeki başka sistemlere geçmesi için geçen ortalama süre 29 dakikaya kadar düşmüştür. Gözlemlenen en hızlı örnekte ise bu geçiş sadece 27 saniye içerisinde gerçekleşmiştir. Bu durum, güvenlik ekiplerinin bir saldırıyı fark edip müdahale etmek için çok daha kısa bir zamana sahip olduğunu göstermektedir.
Raporda öne çıkan ilk konulardan biri siber saldırıların hızlanmasıdır. 2025 yılında siber suç gruplarının ilk erişimden sonra kurum içerisindeki başka sistemlere geçmesi için geçen ortalama süre 29 dakikaya kadar düşmüştür. Gözlemlenen en hızlı örnekte ise bu geçiş sadece 27 saniye içerisinde gerçekleşmiştir. Bu durum, güvenlik ekiplerinin bir saldırıyı fark edip müdahale etmek için çok daha kısa bir zamana sahip olduğunu göstermektedir.
İkinci önemli konu yapay zekânın saldırılarda daha fazla kullanılmasıdır. CrowdStrike, yapay zekâ kullanan saldırganların faaliyetlerinde bir önceki yıla göre yüzde 89 artış gözlemlemiştir. Yapay zekâ; saldırganların araştırma yapması, kimlik bilgilerini ele geçirmeye çalışması ve bazı işlemleri daha hızlı gerçekleştirmesi gibi farklı amaçlarla kullanılabilmektedir.
Bir diğer dikkat çekici bulgu ise saldırıların büyük bölümünün klasik anlamda kötü amaçlı yazılım gerektirmemesidir.
CrowdStrike'ın gözlemlerinde 2025 yılındaki tespitlerin yüzde 82'sinin malware içermediği belirtilmektedir. Bunun yerine saldırganlar ele geçirilmiş kullanıcı hesaplarından, güvenilir uygulamalardan ve sistemlerin normal özelliklerinden yararlanarak hareket edebilmektedir.
Raporda ayrıca zero-day güvenlik açıklarının kullanımında da artış görülmektedir. Kamuya açıklanmadan önce kullanılan güvenlik açıklarının sayısında yüzde 42'lik bir artış raporlanmıştır. Bu tür açıklar, üreticilerin henüz herkese açık bir çözüm sunmadığı bir dönemde kullanılabildiği için özellikle önemlidir.
Bulut sistemleri ve internete açık cihazlar da raporda önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle devlet bağlantılı tehdit aktörlerinin bulut ortamlarını hedefleyen faaliyetlerinde ciddi bir artış görülmüştür. Çin bağlantılı tehdit aktörlerinin kullandığı güvenlik açıklarının yüzde 40'ının internet üzerinden erişilebilen edge cihazlarını hedeflediği belirtilmektedir. Bu cihazlara VPN sistemleri, güvenlik duvarları ve ağ geçitleri gibi teknolojiler örnek verilebilir.
Son olarak rapor, siber saldırıların artık tek bir alanda gerçekleşmediğini göstermektedir. Saldırganlar kullanıcı hesaplarından bulut sistemlerine, yazılım tedarik zincirlerinden internet bağlantılı cihazlara kadar farklı alanlar arasında hareket edebilmektedir. Bu nedenle günümüzde siber güvenlik yalnızca bilgisayara antivirüs yüklemekten ibaret değildir.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken konulardan biri, yapay zekâ kullanan saldırganların faaliyetlerindeki artış. Rapora göre 2025 yılında yapay zekâ destekli saldırganların gerçekleştirdiği faaliyetlerde bir önceki yıla göre %89 artış gözlemlendi. Bu durum, yapay zekânın siber saldırılarda artık daha fazla kullanılmaya başladığını gösteriyor.
Örneğin daha önce bir saldırganın hazırlaması uzun sürebilecek bir kimlik avı mesajı veya sosyal mühendislik içeriği, yapay zekâ kullanılarak daha hızlı ve hedef kişiye uygun şekilde hazırlanabilir. Böylece saldırgan aynı zaman içerisinde daha fazla kişiyi hedefleyebilir.
Ancak raporda daha farklı ve önemli bir gelişme de dikkat çekiyor. Yapay zekâ sadece saldırganların kullandığı bir araç haline gelmiyor, aynı zamanda saldırıların hedeflerinden biri de oluyor.
CrowdStrike, 2025 yılında 90'dan fazla kuruluşta yasal olarak kullanılan üretken yapay zekâ araçlarının kötü amaçlı komutlar oluşturmak ve hassas bilgileri ele geçirmek amacıyla kötüye kullanıldığını bildirdi. Ayrıca yapay zekâ geliştirme platformlarının da saldırganlar tarafından hedef alındığı olaylar gözlemlendi.
Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir şirket çalışanlarının yapay zekâ araçlarını kullandığını düşünelim. Eğer saldırgan, bu sistemin nasıl çalıştığını veya kullanıcı ile yapay zekâ arasındaki etkileşimi kötüye kullanmayı başarırsa, normalde zararsız görünen bir yapay zekâ hizmeti üzerinden istenmeyen işlemler gerçekleştirmeye çalışabilir. Bu nedenle yapay zekâ güvenliği artık yalnızca yapay zekânın ürettiği cevapların doğru olup olmadığıyla ilgili değildir. Kullanıcıların verileri, kullanılan modeller, yapay zekâ uygulamaları, bunların bağlı olduğu sistemler ve geliştirildikleri platformlar da güvenlik açısından dikkate alınmalıdır.
Örneğin bir saldırganın bir çalışanın hesabını ele geçirdiğini düşünelim. Saldırgan burada durmayıp bu hesabı kullanarak şirketin başka bilgisayarlarına, sunucularına veya önemli verilerine ulaşmaya çalışabilir. İlk giriş ile başka bir sisteme geçiş arasındaki süre, breakout time açısından önemlidir.
CrowdStrike'ın 2026 raporuna göre 2025 yılında siber suçlular için ortalama breakout time 29 dakikaya kadar düştü. Bu değer, bir önceki yıla göre saldırganların daha hızlı hareket ettiğini gösteriyor. Raporda ortalama hızdaki artışın 2024'e kıyasla %65 olduğu belirtiliyor.
Daha da dikkat çekici olan ise en hızlı gözlemlenen saldırıda bu sürenin yalnızca 27 saniye olmasıdır. Yani saldırgan, sisteme ilk erişimi sağladıktan sonra başka bir sisteme geçmek için bir dakikadan bile daha az süre kullanmıştır.
Bu durum neden önemli?
Çünkü saldırgan ne kadar hızlı hareket ederse, güvenlik ekiplerinin saldırıyı fark edip müdahale etmek için sahip olduğu süre de o kadar azalır. Eskiden bir saldırının fark edilmesi için daha fazla zaman bulunabilirken, günümüzde saldırganların dakikalar hatta saniyeler içerisinde hareket edebilmesi savunmayı çok daha zor hale getiriyor.
Raporda ayrıca incelenen bir saldırıda, saldırganın ilk erişiminden yalnızca dört dakika sonra veri dışarı çıkarmaya başladığı belirtiliyor. Bu örnek, saldırının sadece sisteme girmekten ibaret olmadığını; saldırganların kısa süre içerisinde değerli bilgileri ele geçirmeye çalışabildiğini gösteriyor.
Burada önemli olan nokta, 29 dakikanın her saldırının tam olarak 29 dakika sürdüğü anlamına gelmemesidir. Bu rakam, CrowdStrike'ın gözlemlediği eCrime olaylarında hesaplanan ortalama breakout time'dır. 27 saniye ise bu ölçüm kapsamında gözlemlenen en hızlı örnektir.
Malware, bilgisayara veya başka bir dijital sisteme zarar vermek, bilgi çalmak ya da saldırgana kontrol sağlamak amacıyla kullanılan kötü amaçlı yazılımların genel adıdır.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken bulgulardan biri, 2025 yılında tespit edilen olayların %82'sinin malware içermemesi oldu. Bu oran, saldırganların normal sistem özelliklerini ve daha önce ele geçirilmiş hesapları kullanarak da saldırı gerçekleştirebildiğini gösteriyor.
Saldırganlar ayrıca kurumların kullandığı güvenilir uygulamalardan, bulut hizmetlerinden ve sistem içerisinde zaten bulunan araçlardan yararlanabilir. Böylece bilgisayara yeni bir zararlı dosya yüklemeden de sistem içerisinde ilerlemeye çalışabilirler.
Bu yöntem saldırgan açısından önemli bir avantaj sağlayabilir. Çünkü güvenlik sistemleri uzun yıllar boyunca büyük ölçüde zararlı dosyaları ve bilinen malware örneklerini tespit etmeye odaklanmıştır. Fakat saldırgan normal bir hesabı veya güvenilir bir uygulamayı kötüye kullandığında, gerçekleştirilen işlem normal kullanıcı hareketlerinden ayırt edilmesi daha zor bir hale gelebilir.
Bunu günlük hayattan basit bir örnekle düşünebiliriz.
Bir binaya hırsızın zorla kapıyı kırarak girmesi ile daha önce ele geçirdiği gerçek bir anahtarla kapıyı normal şekilde açması aynı şey değildir. İkinci durumda kapıda kırılma veya zorlama belirtisi olmayabilir. Siber saldırılarda da ele geçirilmiş gerçek kullanıcı hesaplarının kullanılması buna benzer bir durum oluşturabilir.
Bu nedenle günümüzde siber güvenlikte sadece "Bilgisayarda virüs var mı?" sorusuna bakmak yeterli değildir.
Kullanıcının normalden farklı davranıp davranmadığı, hesabın nereden kullanıldığı, hangi kaynaklara erişildiği ve sistemler arasında nasıl hareket edildiği de takip edilmelidir.
CrowdStrike'ın verileri ayrıca malware'siz tespitlerin son yıllarda sürekli arttığını gösteriyor. Rapordaki verilere göre bu oran 2020'de %51 iken 2025'te %82'ye ulaşmıştır.
Bu noktada Zero-Day kavramı karşımıza çıkar. Zero-Day, üreticinin veya güvenlik topluluğunun henüz genel olarak çözüm sunmadığı ya da açığın kamuya açıklanmasından önce saldırganlar tarafından kullanılmaya başlandığı güvenlik açıkları için kullanılan bir terimdir.
Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir binanın kapısında güvenlik görevlilerinin henüz fark etmediği bir açık olduğunu düşünelim. Bir hırsız bu açığı görevlilerden önce keşfeder ve kullanırsa, bina sahibi sorunu fark edip önlem almadan önce içeri girmek için bir avantaj elde etmiş olur. Zero-Day saldırıları da buna benzer bir mantıkla düşünülebilir.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'una göre 2025 yılında saldırganların güvenlik açıklarını kamuya açıklanmadan önce kullanmasında %42'lik bir artış gözlemlendi. Bu durum, saldırganların yeni ortaya çıkan güvenlik açıklarını daha hızlı şekilde kullanmaya yöneldiğini gösteriyor.
Zero-Day açıkları farklı amaçlarla kullanılabilir. Örneğin saldırganlar bu açıkları sisteme ilk kez girmek, sistem üzerinde daha yüksek yetkilere ulaşmak veya uzaktaki bir sistemde kod çalıştırmak için kullanabilir. Bu nedenle tek bir güvenlik açığı bile kurum açısından ciddi bir risk oluşturabilir.
Bu tür açıkların tehlikeli olmasının önemli nedenlerinden biri, savunma ekiplerinin saldırı gerçekleştiği sırada sorunun farkında olmayabilmesidir. Üreticinin henüz güvenlik güncellemesi hazırlamadığı bir dönemde saldırı gerçekleşirse, kuruluşların bu açığı kapatmak için kullanabileceği hazır bir güncelleme bulunmayabilir.
Bu nedenle kurumların yalnızca bilinen güvenlik açıklarını kapatması yeterli değildir. Sistemlerin sürekli izlenmesi, şüpheli davranışların tespit edilmesi ve saldırganların kullandığı yöntemlerin takip edilmesi de önem taşır.
CrowdStrike'ın raporu, Zero-Day açıklarının 2025 yılında saldırganlar için önemli bir başlangıç noktası haline geldiğini gösteriyor. Saldırganlar yeni açıklardan yararlanarak savunma mekanizmalarını aşmaya ve sistemlere daha hızlı erişmeye çalışıyor.
Bulut sistemleri, internet üzerinden erişilebilen bilgi işlem kaynaklarının kullanılmasını sağlar. Bu yapı şirketlere büyük kolaylık sağlarken, aynı zamanda saldırganlar açısından da önemli bir hedef oluşturabiliyor.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda bulut ortamlarını hedefleyen saldırılarda %37'lik bir artış gözlemlendiği belirtiliyor. Devlet bağlantılı tehdit aktörlerinin bulut ortamlarına yönelik faaliyetlerinde ise artış çok daha yüksek; bu gruptaki bulut odaklı saldırılar %266 arttı. (crowdstrike.com)
Saldırgan bir bulut hesabını ele geçirirse, yalnızca tek bir bilgisayara ulaşmak yerine daha geniş bir bilgi ve sistem alanına erişme fırsatı elde edebilir.
Raporda dikkat çeken başka bir nokta ise saldırganların her zaman yeni bir hesap veya özel bir erişim yöntemi oluşturmaya ihtiyaç duymamasıdır. Bazı olaylarda geçerli kullanıcı hesaplarının kötüye kullanılması önemli bir saldırı yöntemi olarak görülüyor. CrowdStrike'ın verilerine göre bulut olaylarının %35'inde geçerli hesapların kötüye kullanılması tespit edildi.
Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir saldırganın bir şirketin çalışanına ait kullanıcı adı ve şifresini ele geçirdiğini düşünelim. Saldırgan sisteme kendi hesabıyla girmeye çalışmak yerine gerçek çalışanın hesabını kullanırsa, yaptığı bazı işlemler ilk bakışta normal bir kullanıcı etkinliği gibi görünebilir. Bu nedenle bulut güvenliğinde sadece sisteme dışarıdan gelen saldırıları engellemek yeterli değildir. Hangi hesabın, nereden, ne zaman ve hangi kaynaklara eriştiğinin de takip edilmesi gerekir.
Bulut sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte siber güvenliğin kapsamı da genişlemiştir. Artık yalnızca bilgisayarları ve sunucuları korumak değil, kullanıcı hesaplarını, bulut uygulamalarını, verileri ve bunlar arasındaki bağlantıları da güvenli hale getirmek gerekmektedir.
Bu cihazlara genel olarak edge cihazları denir. VPN cihazları, güvenlik duvarları ve ağ geçitleri bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu cihazlar dış dünyadan gelen bağlantılarla kurumun iç sistemleri arasında bir geçiş noktası oluşturduğu için güvenlik açısından büyük önem taşır.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken bulgulardan biri, Çin bağlantılı tehdit aktörlerinin kullandığı güvenlik açıklarının %40'ının internet üzerinden erişilebilen edge cihazlarını hedeflemesi oldu. Raporda bu tür cihazların özellikle uzun süreli erişim sağlamak ve bilgi toplamak amacıyla kullanıldığı belirtiliyor.
Buradaki önemli nokta, saldırganın doğrudan çalışanın bilgisayarına saldırmak zorunda olmamasıdır. İnternete açık bir ağ cihazındaki güvenlik açığı, saldırgan için alternatif bir giriş kapısı oluşturabilir.
Bu nedenle şirketlerin sadece çalışan bilgisayarlarını koruması yeterli değildir. İnternete açık olan VPN cihazları, güvenlik duvarları, ağ geçitleri ve benzeri sistemlerin de düzenli olarak güncellenmesi ve güvenlik açısından takip edilmesi gerekir.
Ayrıca saldırganların bu cihazları kullanması, görünürlüğün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bir kurum hangi cihazların internete açık olduğunu ve bu cihazların nasıl kullanıldığını bilmiyorsa, saldırganın gerçekleştirdiği faaliyetleri fark etmek daha zor olabilir.
CrowdStrike Nedir?
CrowdStrike, siber güvenlik alanında faaliyet gösteren bir teknoloji şirketidir. Temel amacı, kurumların bilgisayarlarını, kullanıcı hesaplarını, bulut sistemlerini ve diğer dijital varlıklarını siber saldırılara karşı korumaya yardımcı olmaktır.Günümüzde şirketler birçok işlemini internet ve bilgisayar sistemleri üzerinden gerçekleştiriyor. Bu nedenle bir saldırganın sisteme girmesi; kişisel bilgilerin çalınmasına, şirket verilerinin ele geçirilmesine veya işlerin durmasına neden olabilir. CrowdStrike gibi siber güvenlik şirketleri bu tür tehditleri tespit etmek ve saldırılara karşı savunma oluşturmak için çeşitli teknolojiler geliştirir.
CrowdStrike'ın önemli çalışmalarından biri de siber tehditleri takip ederek saldırganların kullandığı yöntemleri incelemektir. Şirketin tehdit istihbaratı ekipleri, farklı saldırıların nasıl gerçekleştirildiğini ve saldırganların zaman içerisinde hangi yöntemlere yöneldiğini analiz eder. Bu bilgiler daha sonra çeşitli raporlarda paylaşılır. Bunlardan biri de Global Threat Report adlı yıllık rapordur.
2026 yılında yayımlanan Global Threat Report, özellikle 2025 yılında gözlemlenen siber saldırılara odaklanmaktadır. Raporda saldırıların hızlanması, yapay zekânın saldırılarda kullanılması, kötü amaçlı yazılım kullanılmadan gerçekleştirilen saldırılar ve yeni güvenlik açıklarının kötüye kullanılması gibi konular öne çıkmaktadır.
Global Threat Report Nedir?
Global Threat Report, CrowdStrike tarafından hazırlanan ve dünya genelindeki siber tehditlerin nasıl değiştiğini inceleyen yıllık bir siber güvenlik raporudur.Bu raporun temel amacı, siber saldırılarda kullanılan yöntemleri ve saldırganların davranışlarını inceleyerek ortaya çıkan tehditleri daha anlaşılır hale getirmektir. Böylece şirketler ve güvenlik ekipleri, karşılaşabilecekleri saldırılara karşı daha hazırlıklı olabilir.
2026 yılında yayımlanan raporun önemli bir özelliği, değerlendirmelerin 2025 yılında CrowdStrike tarafından gözlemlenen saldırı ve tehditlere dayanmasıdır. Yani rapordaki bilgiler, 2025 yılında ortaya çıkan siber güvenlik olaylarının ve saldırganların kullandığı yöntemlerin incelenmesi sonucunda hazırlanmıştır.
Raporda sadece bilgisayarlara bulaşan zararlı yazılımlar ele alınmıyor. Saldırganların çalınmış hesapları kullanması, bulut sistemlerine ulaşması, internet üzerinden erişilebilen cihazlardaki güvenlik açıklarından yararlanması, yapay zekâdan faydalanması ve güvenilir sistemleri kötüye kullanması gibi farklı saldırı yöntemleri de inceleniyor.
2026 raporunda özellikle dikkat çeken konulardan biri saldırıların hızlanmasıdır. CrowdStrike'ın verilerine göre 2025 yılında bir saldırganın ilk erişimden sonra kurum içerisindeki başka sistemlere geçmesi için geçen ortalama süre 29 dakikaya kadar düştü. En hızlı gözlemlenen örnekte ise bu süre yalnızca 27 saniyeydi.
Raporda ayrıca yapay zekânın siber saldırılarda daha fazla kullanılmaya başlaması, kötü amaçlı yazılım kullanılmadan gerçekleştirilen saldırıların yaygınlaşması, sıfır gün güvenlik açıklarının kötüye kullanılması ve bulut sistemlerinin hedef alınması gibi önemli değişimler üzerinde duruluyor.
Raporun En Önemli Bulguları
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda 2025 yılına ait birçok önemli siber güvenlik gelişmesi dikkat çekmektedir. Rapora genel olarak baktığımızda, saldırganların daha hızlı hareket ettiği, yapay zekâdan daha fazla yararlandığı ve güvenlik ekiplerinin normalde güvendiği sistemleri ve hesapları kötüye kullandığı görülmektedir.Raporda öne çıkan ilk konulardan biri siber saldırıların hızlanmasıdır. 2025 yılında siber suç gruplarının ilk erişimden sonra kurum içerisindeki başka sistemlere geçmesi için geçen ortalama süre 29 dakikaya kadar düşmüştür. Gözlemlenen en hızlı örnekte ise bu geçiş sadece 27 saniye içerisinde gerçekleşmiştir. Bu durum, güvenlik ekiplerinin bir saldırıyı fark edip müdahale etmek için çok daha kısa bir zamana sahip olduğunu göstermektedir.
Raporda öne çıkan ilk konulardan biri siber saldırıların hızlanmasıdır. 2025 yılında siber suç gruplarının ilk erişimden sonra kurum içerisindeki başka sistemlere geçmesi için geçen ortalama süre 29 dakikaya kadar düşmüştür. Gözlemlenen en hızlı örnekte ise bu geçiş sadece 27 saniye içerisinde gerçekleşmiştir. Bu durum, güvenlik ekiplerinin bir saldırıyı fark edip müdahale etmek için çok daha kısa bir zamana sahip olduğunu göstermektedir.
İkinci önemli konu yapay zekânın saldırılarda daha fazla kullanılmasıdır. CrowdStrike, yapay zekâ kullanan saldırganların faaliyetlerinde bir önceki yıla göre yüzde 89 artış gözlemlemiştir. Yapay zekâ; saldırganların araştırma yapması, kimlik bilgilerini ele geçirmeye çalışması ve bazı işlemleri daha hızlı gerçekleştirmesi gibi farklı amaçlarla kullanılabilmektedir.
Bir diğer dikkat çekici bulgu ise saldırıların büyük bölümünün klasik anlamda kötü amaçlı yazılım gerektirmemesidir.
CrowdStrike'ın gözlemlerinde 2025 yılındaki tespitlerin yüzde 82'sinin malware içermediği belirtilmektedir. Bunun yerine saldırganlar ele geçirilmiş kullanıcı hesaplarından, güvenilir uygulamalardan ve sistemlerin normal özelliklerinden yararlanarak hareket edebilmektedir.
Raporda ayrıca zero-day güvenlik açıklarının kullanımında da artış görülmektedir. Kamuya açıklanmadan önce kullanılan güvenlik açıklarının sayısında yüzde 42'lik bir artış raporlanmıştır. Bu tür açıklar, üreticilerin henüz herkese açık bir çözüm sunmadığı bir dönemde kullanılabildiği için özellikle önemlidir.
Bulut sistemleri ve internete açık cihazlar da raporda önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle devlet bağlantılı tehdit aktörlerinin bulut ortamlarını hedefleyen faaliyetlerinde ciddi bir artış görülmüştür. Çin bağlantılı tehdit aktörlerinin kullandığı güvenlik açıklarının yüzde 40'ının internet üzerinden erişilebilen edge cihazlarını hedeflediği belirtilmektedir. Bu cihazlara VPN sistemleri, güvenlik duvarları ve ağ geçitleri gibi teknolojiler örnek verilebilir.
Son olarak rapor, siber saldırıların artık tek bir alanda gerçekleşmediğini göstermektedir. Saldırganlar kullanıcı hesaplarından bulut sistemlerine, yazılım tedarik zincirlerinden internet bağlantılı cihazlara kadar farklı alanlar arasında hareket edebilmektedir. Bu nedenle günümüzde siber güvenlik yalnızca bilgisayara antivirüs yüklemekten ibaret değildir.
Yapay Zekâ ve Siber Saldırılar
Son yıllarda yapay zekâ hayatımızın birçok alanında kullanılmaya başladı. Eğitimden sağlığa, yazılımdan günlük iletişime kadar birçok iş daha hızlı ve kolay hale geldi. Ancak yapay zekânın sağladığı bu imkanlardan sadece insanlar ve şirketler değil, siber saldırganlar da yararlanabiliyor.CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken konulardan biri, yapay zekâ kullanan saldırganların faaliyetlerindeki artış. Rapora göre 2025 yılında yapay zekâ destekli saldırganların gerçekleştirdiği faaliyetlerde bir önceki yıla göre %89 artış gözlemlendi. Bu durum, yapay zekânın siber saldırılarda artık daha fazla kullanılmaya başladığını gösteriyor.
Peki saldırganlar yapay zekâyı ne için kullanıyor?
Bunun birkaç farklı örneği bulunuyor. Yapay zekâ, saldırganların hedefleri hakkında araştırma yapmasına, insanları kandırmaya yönelik mesajlar hazırlamasına, kimlik bilgilerini ele geçirmeye yönelik çalışmalarını hızlandırmasına ve bazı teknik işlemleri daha kolay gerçekleştirmesine yardımcı olabiliyor.Örneğin daha önce bir saldırganın hazırlaması uzun sürebilecek bir kimlik avı mesajı veya sosyal mühendislik içeriği, yapay zekâ kullanılarak daha hızlı ve hedef kişiye uygun şekilde hazırlanabilir. Böylece saldırgan aynı zaman içerisinde daha fazla kişiyi hedefleyebilir.
Ancak raporda daha farklı ve önemli bir gelişme de dikkat çekiyor. Yapay zekâ sadece saldırganların kullandığı bir araç haline gelmiyor, aynı zamanda saldırıların hedeflerinden biri de oluyor.
CrowdStrike, 2025 yılında 90'dan fazla kuruluşta yasal olarak kullanılan üretken yapay zekâ araçlarının kötü amaçlı komutlar oluşturmak ve hassas bilgileri ele geçirmek amacıyla kötüye kullanıldığını bildirdi. Ayrıca yapay zekâ geliştirme platformlarının da saldırganlar tarafından hedef alındığı olaylar gözlemlendi.
Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir şirket çalışanlarının yapay zekâ araçlarını kullandığını düşünelim. Eğer saldırgan, bu sistemin nasıl çalıştığını veya kullanıcı ile yapay zekâ arasındaki etkileşimi kötüye kullanmayı başarırsa, normalde zararsız görünen bir yapay zekâ hizmeti üzerinden istenmeyen işlemler gerçekleştirmeye çalışabilir. Bu nedenle yapay zekâ güvenliği artık yalnızca yapay zekânın ürettiği cevapların doğru olup olmadığıyla ilgili değildir. Kullanıcıların verileri, kullanılan modeller, yapay zekâ uygulamaları, bunların bağlı olduğu sistemler ve geliştirildikleri platformlar da güvenlik açısından dikkate alınmalıdır.
Siber Saldırılarda Hızlanma: 29 Dakika ve 27 Saniye
CrowdStrike 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken en önemli konulardan biri, siber saldırganların sistem içerisinde çok daha hızlı hareket etmeye başlamasıdır. Burada kullanılan önemli kavramlardan biri "breakout time" olarak adlandırılıyor. Bunu Türkçe olarak, saldırganın bir sisteme ilk giriş yaptıktan sonra aynı kurum içerisindeki başka bir sisteme veya kaynağa geçmesine kadar geçen süre şeklinde düşünebiliriz.Örneğin bir saldırganın bir çalışanın hesabını ele geçirdiğini düşünelim. Saldırgan burada durmayıp bu hesabı kullanarak şirketin başka bilgisayarlarına, sunucularına veya önemli verilerine ulaşmaya çalışabilir. İlk giriş ile başka bir sisteme geçiş arasındaki süre, breakout time açısından önemlidir.
CrowdStrike'ın 2026 raporuna göre 2025 yılında siber suçlular için ortalama breakout time 29 dakikaya kadar düştü. Bu değer, bir önceki yıla göre saldırganların daha hızlı hareket ettiğini gösteriyor. Raporda ortalama hızdaki artışın 2024'e kıyasla %65 olduğu belirtiliyor.
Daha da dikkat çekici olan ise en hızlı gözlemlenen saldırıda bu sürenin yalnızca 27 saniye olmasıdır. Yani saldırgan, sisteme ilk erişimi sağladıktan sonra başka bir sisteme geçmek için bir dakikadan bile daha az süre kullanmıştır.
Bu durum neden önemli?
Çünkü saldırgan ne kadar hızlı hareket ederse, güvenlik ekiplerinin saldırıyı fark edip müdahale etmek için sahip olduğu süre de o kadar azalır. Eskiden bir saldırının fark edilmesi için daha fazla zaman bulunabilirken, günümüzde saldırganların dakikalar hatta saniyeler içerisinde hareket edebilmesi savunmayı çok daha zor hale getiriyor.
Raporda ayrıca incelenen bir saldırıda, saldırganın ilk erişiminden yalnızca dört dakika sonra veri dışarı çıkarmaya başladığı belirtiliyor. Bu örnek, saldırının sadece sisteme girmekten ibaret olmadığını; saldırganların kısa süre içerisinde değerli bilgileri ele geçirmeye çalışabildiğini gösteriyor.
Burada önemli olan nokta, 29 dakikanın her saldırının tam olarak 29 dakika sürdüğü anlamına gelmemesidir. Bu rakam, CrowdStrike'ın gözlemlediği eCrime olaylarında hesaplanan ortalama breakout time'dır. 27 saniye ise bu ölçüm kapsamında gözlemlenen en hızlı örnektir.
Malware'siz Saldırılar
Siber saldırılardan bahsedildiğinde insanların aklına genellikle bilgisayara bulaşan virüsler veya başka zararlı yazılımlar gelir. Ancak günümüzde saldırganların sisteme zarar vermek için her zaman özel bir malware kullanması gerekmiyor.Malware, bilgisayara veya başka bir dijital sisteme zarar vermek, bilgi çalmak ya da saldırgana kontrol sağlamak amacıyla kullanılan kötü amaçlı yazılımların genel adıdır.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken bulgulardan biri, 2025 yılında tespit edilen olayların %82'sinin malware içermemesi oldu. Bu oran, saldırganların normal sistem özelliklerini ve daha önce ele geçirilmiş hesapları kullanarak da saldırı gerçekleştirebildiğini gösteriyor.
Peki malware kullanmadan nasıl saldırı yapılabilir?
Örneğin saldırgan bir çalışanın kullanıcı adı ve şifresini ele geçirdiğinde, sisteme normal bir kullanıcı gibi giriş yapabilir. Güvenlik sistemi açısından bu işlem ilk bakışta normal bir oturum açma işlemine benzeyebilir.Saldırganlar ayrıca kurumların kullandığı güvenilir uygulamalardan, bulut hizmetlerinden ve sistem içerisinde zaten bulunan araçlardan yararlanabilir. Böylece bilgisayara yeni bir zararlı dosya yüklemeden de sistem içerisinde ilerlemeye çalışabilirler.
Bu yöntem saldırgan açısından önemli bir avantaj sağlayabilir. Çünkü güvenlik sistemleri uzun yıllar boyunca büyük ölçüde zararlı dosyaları ve bilinen malware örneklerini tespit etmeye odaklanmıştır. Fakat saldırgan normal bir hesabı veya güvenilir bir uygulamayı kötüye kullandığında, gerçekleştirilen işlem normal kullanıcı hareketlerinden ayırt edilmesi daha zor bir hale gelebilir.
Bunu günlük hayattan basit bir örnekle düşünebiliriz.
Bir binaya hırsızın zorla kapıyı kırarak girmesi ile daha önce ele geçirdiği gerçek bir anahtarla kapıyı normal şekilde açması aynı şey değildir. İkinci durumda kapıda kırılma veya zorlama belirtisi olmayabilir. Siber saldırılarda da ele geçirilmiş gerçek kullanıcı hesaplarının kullanılması buna benzer bir durum oluşturabilir.
Bu nedenle günümüzde siber güvenlikte sadece "Bilgisayarda virüs var mı?" sorusuna bakmak yeterli değildir.
Kullanıcının normalden farklı davranıp davranmadığı, hesabın nereden kullanıldığı, hangi kaynaklara erişildiği ve sistemler arasında nasıl hareket edildiği de takip edilmelidir.
CrowdStrike'ın verileri ayrıca malware'siz tespitlerin son yıllarda sürekli arttığını gösteriyor. Rapordaki verilere göre bu oran 2020'de %51 iken 2025'te %82'ye ulaşmıştır.
Zero-Day Güvenlik Açıkları
Siber saldırılarda kullanılan yöntemlerden biri de yazılım ve sistemlerde bulunan güvenlik açıklarından yararlanmaktır. Bir yazılımda güvenlik açığı bulunduğunda saldırganlar bu açığı kullanarak normalde erişmeleri mümkün olmayan sistemlere ulaşmaya çalışabilir.Bu noktada Zero-Day kavramı karşımıza çıkar. Zero-Day, üreticinin veya güvenlik topluluğunun henüz genel olarak çözüm sunmadığı ya da açığın kamuya açıklanmasından önce saldırganlar tarafından kullanılmaya başlandığı güvenlik açıkları için kullanılan bir terimdir.
Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir binanın kapısında güvenlik görevlilerinin henüz fark etmediği bir açık olduğunu düşünelim. Bir hırsız bu açığı görevlilerden önce keşfeder ve kullanırsa, bina sahibi sorunu fark edip önlem almadan önce içeri girmek için bir avantaj elde etmiş olur. Zero-Day saldırıları da buna benzer bir mantıkla düşünülebilir.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'una göre 2025 yılında saldırganların güvenlik açıklarını kamuya açıklanmadan önce kullanmasında %42'lik bir artış gözlemlendi. Bu durum, saldırganların yeni ortaya çıkan güvenlik açıklarını daha hızlı şekilde kullanmaya yöneldiğini gösteriyor.
Zero-Day açıkları farklı amaçlarla kullanılabilir. Örneğin saldırganlar bu açıkları sisteme ilk kez girmek, sistem üzerinde daha yüksek yetkilere ulaşmak veya uzaktaki bir sistemde kod çalıştırmak için kullanabilir. Bu nedenle tek bir güvenlik açığı bile kurum açısından ciddi bir risk oluşturabilir.
Bu tür açıkların tehlikeli olmasının önemli nedenlerinden biri, savunma ekiplerinin saldırı gerçekleştiği sırada sorunun farkında olmayabilmesidir. Üreticinin henüz güvenlik güncellemesi hazırlamadığı bir dönemde saldırı gerçekleşirse, kuruluşların bu açığı kapatmak için kullanabileceği hazır bir güncelleme bulunmayabilir.
Bu nedenle kurumların yalnızca bilinen güvenlik açıklarını kapatması yeterli değildir. Sistemlerin sürekli izlenmesi, şüpheli davranışların tespit edilmesi ve saldırganların kullandığı yöntemlerin takip edilmesi de önem taşır.
CrowdStrike'ın raporu, Zero-Day açıklarının 2025 yılında saldırganlar için önemli bir başlangıç noktası haline geldiğini gösteriyor. Saldırganlar yeni açıklardan yararlanarak savunma mekanizmalarını aşmaya ve sistemlere daha hızlı erişmeye çalışıyor.
Bulut Sistemlerine Yönelik Saldırılar
Günümüzde şirketler verilerini ve uygulamalarını yalnızca kendi bilgisayarlarında veya fiziksel sunucularında tutmuyor. Birçok kurum, dosyalarını, uygulamalarını ve çeşitli hizmetlerini bulut sistemleri üzerinden çalıştırıyor.Bulut sistemleri, internet üzerinden erişilebilen bilgi işlem kaynaklarının kullanılmasını sağlar. Bu yapı şirketlere büyük kolaylık sağlarken, aynı zamanda saldırganlar açısından da önemli bir hedef oluşturabiliyor.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda bulut ortamlarını hedefleyen saldırılarda %37'lik bir artış gözlemlendiği belirtiliyor. Devlet bağlantılı tehdit aktörlerinin bulut ortamlarına yönelik faaliyetlerinde ise artış çok daha yüksek; bu gruptaki bulut odaklı saldırılar %266 arttı. (crowdstrike.com)
Peki saldırganlar neden bulut sistemleriyle ilgileniyor?
Bunun önemli nedenlerinden biri, bulut ortamlarında çok miktarda değerli bilginin bulunabilmesidir. Bir şirketin müşteri bilgileri, çalışan hesapları, belgeleri, uygulamaları ve diğer önemli verileri aynı dijital ortam içerisinde bulunabilir.Saldırgan bir bulut hesabını ele geçirirse, yalnızca tek bir bilgisayara ulaşmak yerine daha geniş bir bilgi ve sistem alanına erişme fırsatı elde edebilir.
Raporda dikkat çeken başka bir nokta ise saldırganların her zaman yeni bir hesap veya özel bir erişim yöntemi oluşturmaya ihtiyaç duymamasıdır. Bazı olaylarda geçerli kullanıcı hesaplarının kötüye kullanılması önemli bir saldırı yöntemi olarak görülüyor. CrowdStrike'ın verilerine göre bulut olaylarının %35'inde geçerli hesapların kötüye kullanılması tespit edildi.
Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz. Bir saldırganın bir şirketin çalışanına ait kullanıcı adı ve şifresini ele geçirdiğini düşünelim. Saldırgan sisteme kendi hesabıyla girmeye çalışmak yerine gerçek çalışanın hesabını kullanırsa, yaptığı bazı işlemler ilk bakışta normal bir kullanıcı etkinliği gibi görünebilir. Bu nedenle bulut güvenliğinde sadece sisteme dışarıdan gelen saldırıları engellemek yeterli değildir. Hangi hesabın, nereden, ne zaman ve hangi kaynaklara eriştiğinin de takip edilmesi gerekir.
Bulut sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte siber güvenliğin kapsamı da genişlemiştir. Artık yalnızca bilgisayarları ve sunucuları korumak değil, kullanıcı hesaplarını, bulut uygulamalarını, verileri ve bunlar arasındaki bağlantıları da güvenli hale getirmek gerekmektedir.
İnternete Açık Cihazlar ve Edge Güvenliği
Siber saldırganların hedef aldığı sistemler yalnızca bilgisayarlar ve sunucular değildir. Şirketlerin internet ile iç ağları arasında bağlantı sağlayan bazı cihazlar da saldırılar açısından önemli bir noktadır.Bu cihazlara genel olarak edge cihazları denir. VPN cihazları, güvenlik duvarları ve ağ geçitleri bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu cihazlar dış dünyadan gelen bağlantılarla kurumun iç sistemleri arasında bir geçiş noktası oluşturduğu için güvenlik açısından büyük önem taşır.
CrowdStrike'ın 2026 Global Threat Report'unda dikkat çeken bulgulardan biri, Çin bağlantılı tehdit aktörlerinin kullandığı güvenlik açıklarının %40'ının internet üzerinden erişilebilen edge cihazlarını hedeflemesi oldu. Raporda bu tür cihazların özellikle uzun süreli erişim sağlamak ve bilgi toplamak amacıyla kullanıldığı belirtiliyor.
Peki saldırganlar neden bu cihazlarla ilgileniyor?
Bunun önemli bir nedeni, bu cihazların doğrudan internetle bağlantılı olmasıdır. Bir saldırgan cihazdaki bir güvenlik açığından yararlanabilirse, kurumun iç ağına ulaşmak için önemli bir başlangıç noktası elde edebilir. Örneğin bir şirketin çalışanlarının uzaktan bağlanabilmesi için kullandığı VPN sisteminde güvenlik açığı bulunduğunu düşünelim. Saldırgan bu açığı kullanarak sisteme erişim sağlamaya çalışabilir. Daha sonra elde ettiği erişimi kullanarak kurumun diğer sistemlerini araştırabilir.Buradaki önemli nokta, saldırganın doğrudan çalışanın bilgisayarına saldırmak zorunda olmamasıdır. İnternete açık bir ağ cihazındaki güvenlik açığı, saldırgan için alternatif bir giriş kapısı oluşturabilir.
Bu nedenle şirketlerin sadece çalışan bilgisayarlarını koruması yeterli değildir. İnternete açık olan VPN cihazları, güvenlik duvarları, ağ geçitleri ve benzeri sistemlerin de düzenli olarak güncellenmesi ve güvenlik açısından takip edilmesi gerekir.
Ayrıca saldırganların bu cihazları kullanması, görünürlüğün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bir kurum hangi cihazların internete açık olduğunu ve bu cihazların nasıl kullanıldığını bilmiyorsa, saldırganın gerçekleştirdiği faaliyetleri fark etmek daha zor olabilir.
