ngiliz tabiat ve biyoloji bilgini Charles Dar*vin'in geliştirdiği bütün canlı türlerinin doğu*şunu ve evrimini en alı biçimlerinden başlayıp en karmaşık olanlarına kadar verildiği bir ha*yal mücadelesiyle açıklayan Öğretiye, Danvin-dlikadı verilir.
Darwin görüşlerini, 1837'den itibaren üzerin*de çalıştığı Tiirfeıin Kökeni Üzerine (1859) ad*lı eserinde açıklamaya başladı. Temelde mad*deci olan Danvin, "yaratılış mucizesi" görüşü*ne karşı Lamarck ile birlikle dönüşüm teorisi*ni savunmuştur. Ancak Dar\vin'e kadar mater*yalizmin açıklayamadığı şu sorunun cevabını
Darwin'in teorisi açıklamaya çalışacaktır. Bu*na görL1, urganların yapılışında ve düzenleni*şindi,' kendisini gösteren amaçlılık (teleoloji, gaiyel), yaratıcı zeki bir nedenin müdahalesi olmadan, bilinçsiz güçlerin bütünüyle meka*nik etkisiyle nasıl meydana gelebilmiştir? Ya*ni amaçlılık amaçsal nedenler olmadan nasıl açıklanmalıdır?
Aslında sorunun kökleri XVIII. yüzyıldan iti*baren çalıdan Rasyonalist (Akılcılar) ilcAmpi-risücr (Deneyciler) ya da Ruhçular (Spiriluu-listler) ile Materyalistler (Maddeciler) arasın*da canlı varlıkların yaratılması ve türleri konu*sundaki lartıgmaya dayanmaktadır. Birincile*re göre her hayvan ve bitki türü, bütün öteki cinslerden ayrı olarak yaratılmış olup bunlar*da değişim sözkonusu değildir. Yuratıiışçılık (Creaıionisme) görüşünü, Fransız zooloji ve paleontoloji bilgini Cieorges Leopold (Juvier (1769-1832), İsveçli tabiat bilgini Cari von Lin-ne (Carolus Linnaeus) (17U7-1778) savunu*yorlardı. Bu teoriye karşıt olanı ise Dönüşüm*cülük (Transformism veya Evrimcilik) olarak adlandırıldı. Bu teorinin ilkeleri Fransız Aıı-sikiopedislçi Deni.s Diderot'nun ve Jean-liap-tıste Robineı (1735-1820)'nin düşüncelerinde bulunmakta olup, buna göre türler doğuş yo*luyla birbirlerinden gelirler. Yaratıiışçılar tür*lerin değişmediğini kabul ederken, evrimciler değişliğini ileri sürmektedirler. Doğuran var*lık île undan lüremiş olan arasında benzerlik vardır; fakat asla özdeşlik yoktur. Doğuran ile türeyen arasındaki fark kalıtım yoluyla geç*mekledir Ancak bu sürekli değişim türlerin biçim değiştirmesi, nasıl ve ne şekilde oluyor? Nedenleri nedir?
İşte bu ve benzeri soruya Lamarck, çevrenin organizma üzerinde etkisiyle, organizmanın içinde bulunduğu yaşama şartlarına uyum sağ*laması şeklinde cevap verecektir. Ne var ki, bu cevapla, bazı hususları açıklamakla birlik*le kapalı bir çok yön de bırakmaklaydı ki. Dar-vvııı lürien/t Kökeni adlı çalışmasıyla buna ce*vaplar vermeye çalıştı.
Darvvin'e göre canlı varlıklarda biçim değiş*tirmenin ve lür tiplerinin farklılaşmalarının eı-ken nedeni aralarında meydana «elen luıvat
mücadelesi (struggle lor life)dir. Bu mücade*le varlıklar arasında bir çeşit seçme, yanı ayık-lama(sclecıion) işlevi görmektedir. Bu, tabiat*taki her dönüşümün İlk nedeni olan mücadele*nin bir seçmesi olduğu gibi, her türlü toplum*sal evrimin de bir seçimi, yani mücadelesidir. Ayıklama ilkesi sadece anatomi ve fizyolojiye değil, hayvanın psikolojisine de uygulanabilir. Sözgelimi Alman filozofu Eduard Hartmann (kS42-lW(>) tarafından "bilinçsizlik" (deus ex maclıina) aracılığıyla açıklanabileceği sanılan örümceklerin, karıncaların, arıların, kuşların içgüdüleri, Danvin'e göre, hayat mücadelesi ve doğal ayıklanma sonucunda ikinci bir tabi*at haline gelen kalıtımsal alışkanlıklardan baş*ka bir şey değildir.
Dönüşüm ve ayıklanma ilkesinin zorunlu bir sonucu ise, Danvin'e göre, İnsanın maymun*dan geldiğidir. Bu görüşünü İnsanın Türeyişi (1871) adlı eserinde ileri sürecektir. '
Kısacası Darwin'İn evrimi, mekanİkçİ bir an*layışla açıklamaya çalıştığı görülmektedir ki, daha sonraları "Dönüşümcülük" olarak tanım*lanacaktır. Aynı anlayışı Lamarck'ta da görü*yoruz. Ancak Danvin İle Lamarck arasında önemli bir farkın bulunduğunu ıırmtmamak gerekir. Danvin ve Lamarck evrimin doğal ayıklanma yoluyla gerçekleştiğini ve ayıklan*manın ise "onanı" tarafından gerçekleştirildi*ğini ileri sürerler. Fakat Darvvin'in teorisinde "onanı", ayıklanmayı güçsüzleri yok etmek su*reliyle sağlarken Lamarck'la "ortam" organiz*maları "dönüşüme uğratmak" sureliyle gerçek*leştirir. Mesela kutuplarda yaşayan kürksüz hayvanlar Darwin'c göre yok olmaya, yani ayıklanmaya mahkumdurlar. Buna karşılık La-marek'a göre bu hayvanlar ayıklanmayarak, kürk edinirler, yani organizmalarında belli bir dönüşümü gerçekleştirmek sureliyle ortama uyan bir yapı kazanırlar. Yine Danvin'e göre, doğada en güçlü olanlar hayatta kalırlar; ölüm olgusu da ayrışıırıcı bir işlev üstlenmiş*tir. Yani ölenler ile hayal ta kalanlar arasında da birö/.deşlik yoktur, farklılık, dolayısıyla faz*ladan bir özellik bulunmaktadır. İşte böylece bir yandan yeni yeni türler ortaya çıkarken, ötevandan her türün fertleri şenel bir mükemmelliğe yönetmektedirler.
Danvİncilik ortaya çıktığı andan itibaren yo*ğun bir ilgiyle karşılaşmıştır, İlk zamanlar ileri sürdüğü ilkelerin tutarlılığına inanılmışsa da, gerek bilim alanında yapılan yeni araştırma*lar, gerekse İleri sürülen bu görüşlerin üzerin*de dikkatlice durulduğunda tutarsızlıkların, bi*lim tarafından doğrulanmayan yönlerin bulun*duğu «örülmüştür. Sözgelimi doğal ayıklanma*nın yeni türler ve yeni özellikler doğuracağı görüşü veya iddiası bilimsel olarak isbat edile*memiştir- Gerçekten maymun türünün evri*miyle ulaşılacak varlığın yine bir maymun ol*duğunu bizzat Ycni-Darwinciler ileri sürmek*tedir. Dolayısıyla maymundan İnsana geçişte meydana çıkan kopukluk hiçbir zaman açıkla*namamaktadır. Ayrıca hayat mücadelesi ve or-lamında kazanılan özelliklerin kulumu da ye*ni bilimsel araştırmacılar tarafından kabul edilmemektedir. Sözgelimi Mendel taralın*dan ortaya atılan kalıtım yasaları bir değişi*min (mutation) ancak genler düzeyinde bir de*ğişim meydana da getirdiğinde kalıtıma yol açabildiğini ortaya koymuştur.
Danvincitiğin Eleştirisi-
Öteyandan Darwİn'in görüşleri ve Danvinci-lik maddecilerin eksik kalan açıklamalarına belli noktalarda destek sağlamıştır. Özellikle İnsanı tabiata, yani hayvana indirgeyerek onu manevi hayatından, değerlerinden, inanç ve kabiliyetlerinden soyutlamaya Danvin'in gö*rüşleri yardımcı olmuştur. Nitekim Darwin'in hayat mücadelesi, doğal ayıklanma ilkeleri Marks'm diyalektik ve sınıf mücadelesi görüm*lerine etkide bulunmuş olduğu söylenebilir.
Hatta Marks "Sosyolojinin Darwin"i olmak amacında olduğunu yazmıştı. Bugün de Mark*sistler ve genelde sol düşünce taralından mad*deci görüşlerine bilimsel bir destek, bir "ce*vaz" temin etmek gayesiyle Danvinci evrim ve doğal ayıklanma fikirlerine sahip çıkılmışım Ülkemizde görülen durum da bunun bir istis*nası değildir. Son Evrim teorisi tartışmasında (1986) sol ve liberal görüşlü kampta müslü-man ve sağ görüşteki yazarlar arasında verimsiz bir tartışma vuku bulmuş, solcular teorinin 'bilimsel kesinliği' üzerinde dururken, karşı ta-ral'ıa genellikle dîne ve dinin öngördüğü yara*tılış anlayışına karşı oluşundan ve en çok ta maymun-insan ilişkisinden dem vurmuşlardır. Ne var ki, Danvinizm Batıda politik bakım*dan sağ görüşlüler tarafından savunulmaktay*ken (çünkü en güçlünün kazanması ancak Chamberlain ya da Hitler gibi ırk-temeli bir görüşe destek sağlayabilirdi; sosyal adaleti ve eşitliği savunan sol düşüncelerin ise bunun tam da karşıt kutbunda yer alması gerekirdi!), ülkemizde sağcılar insanların eşitliğini savun*makladır.
Danvin'in evn'mve ayıklanma teorisi şu yön*lerden eleştirilebilir:
a) Evrim teorisinin sos*yal ve siyasal bir ideali burjuvazinin yükselme ve kâr idealini kamufle etmeğe, hatta destek*lemeğe yaradığı;
b) Evrim teorisinin bilimsel olarakgösterilen delillerinin zamanla çürüklü*ğünün anlaşılması;
c) Evrim teorisi o kadar ge*niş bir olaylar yığınını ve zaman sürecini kap*samaktadır ki, bilimsel bir teorinin sınırlarını aşmakta ve metafizik bir spekülasyon halini al*maktadır;
d) Yanlışlanabilir değildir;
e) Son bilimsel bulgularla uyuşmamaktadır.
Darwin'in Evrim teorisinin diğer bilimsel te*orilerden daha çok gürültü koparmasının ne*deni en çok, insanın maymundan geldiği şek*lindeki tez dolayısıyladır. Ancak asıl neden, Hıristiyanlığın (tabii İslamiyet in de) dünyanın bir defada. Allah'ın "Ol" demesiyle yaratıldığı ve içindeki canlıların da tedricen birbirinden lüreyerek değil,yine Allah tarafından bir defa*da yaratıldığı şeklindeki inancına aykırı düş*mesidir. Eğer dünyadaki hayat, Danvin'in söy*lediği gibi, tek hücreli canlıdan, hatla cansız*dan (çünkü Danvin taşların bile evrimleştiği*ni iddia etmişti!) insana kadar bir süreç takip etmişse, bu takdirde Allah ve geleneksel koz*moloji dışlanmış oluyor ve dinin gereksizliği sonucu çıkartılıyordu buradan da. Din miyanı-lıyordu, yoksa o "yanılma/." bilim mi? Dindar insanlar ya tereddütte kalıyor ya da dinin hak*lı olduğunu söylüyorlardı. Fakat okumuş taba*ka bilini adına konuşan Danvin'in haklı oldu*ğunu söylüyordu. Ancak aradan geçen yüzyıllık sürede Darwin'in yanlışları bir ortaya çıkı*yor ve gazete Danvİn'in de kendi görüşlerin*den tam emin olamadığım ortaya koyuyordu. 1863'te bir mektupta şunları yazıyordu Dar-win: "Ayrıntılara İndiğimizde tek bir türün de*ğişmiş olduğunu, teorilnîn temelini oluşturan değişmelerin faydalı olduğunu kanıtlayamı-yor." Gerçekte Danvin evrim halkasını insana bağlamakta da başarılı olamamıştı; ilk canlı*nın nasıl oluştuğu da açıklanamıyordu; mate*matiksel olarak, bu kadar bol tesadüf sonucu bu kadar rasyonel bir evrim çizgisinin oluşma*sı da muhal görülüyordu. Üstelik Danvin'in yaşadığı dönem İngilteresi tam da burjuvazi*nin "en güçlünün yaşaması gerektiği" yolunda*ki liberal ilkeye bağlandığı bir mücadele çağıy*dı. Danvin'in bu sosyal ve siyasal ortamdan de*rinliğine etkilendiği çeşitli tarihçilerce ifade edilmiştir. 1980 yılında çeşitli Danvinciler ev*rim teorisini tartışmak üzere bir araya geldik*lerinde kendi aralarında bile anlaşamayıp kav*ga ederek ayrılmışlardı. "GcıV'leri devreye so*kan Yeni-Danvincilik te İşe yaramamıştı. Üs*telik en büyük dayanağı fosiller olan Danvinci*ler yeni araştırmalar sonucu fosillerin de evri*me "hayır" dediğini görmek durumunda kal*mışlardı. Ara-hayat formu diye bir bulguya rastlanmamıştı fosillerde. Matematik Yeni— Daıwinci Evrim Teorisine Meydan Okuyor (1967) adlı kitapta şunlar yazılıyordu: "Biz, Yeni-Darwinci evrim teorisi içinde önemli bir uçurum bulunduğuna ve bu uçurumun çağdaş biyoloji anlayışıyla asla uyuşmayacağına inanı*yoruz." Daha da ötesi, çağdaş biyolog ve sis*temler teorisinin kurucusu Levon Bertalanffy Danvinci evrim teorisi hakkında şunları söylü*yordu: Bu kadar muğlak, bu kadar eksik ve ge*diği olan ve "kesin" bir bilime uygulanan ölçüt*ten bu kadar uzak bir teorinin bir dogma hali*ni almasının ancak sosyolojik temeller üzerin*de izah edilebileceği kanaatindeyim. Toplum ve bilim, mekanizm, faydacılık ve ekonomik serbest rekabet fikirleriyle o derece içli dışlı olmuştur ki, nihai hakikat olarak Tanrı'nın ye*rine Ayıklanma oturtulmuştur.
(SBA)
Darwin görüşlerini, 1837'den itibaren üzerin*de çalıştığı Tiirfeıin Kökeni Üzerine (1859) ad*lı eserinde açıklamaya başladı. Temelde mad*deci olan Danvin, "yaratılış mucizesi" görüşü*ne karşı Lamarck ile birlikle dönüşüm teorisi*ni savunmuştur. Ancak Dar\vin'e kadar mater*yalizmin açıklayamadığı şu sorunun cevabını
Darwin'in teorisi açıklamaya çalışacaktır. Bu*na görL1, urganların yapılışında ve düzenleni*şindi,' kendisini gösteren amaçlılık (teleoloji, gaiyel), yaratıcı zeki bir nedenin müdahalesi olmadan, bilinçsiz güçlerin bütünüyle meka*nik etkisiyle nasıl meydana gelebilmiştir? Ya*ni amaçlılık amaçsal nedenler olmadan nasıl açıklanmalıdır?
Aslında sorunun kökleri XVIII. yüzyıldan iti*baren çalıdan Rasyonalist (Akılcılar) ilcAmpi-risücr (Deneyciler) ya da Ruhçular (Spiriluu-listler) ile Materyalistler (Maddeciler) arasın*da canlı varlıkların yaratılması ve türleri konu*sundaki lartıgmaya dayanmaktadır. Birincile*re göre her hayvan ve bitki türü, bütün öteki cinslerden ayrı olarak yaratılmış olup bunlar*da değişim sözkonusu değildir. Yuratıiışçılık (Creaıionisme) görüşünü, Fransız zooloji ve paleontoloji bilgini Cieorges Leopold (Juvier (1769-1832), İsveçli tabiat bilgini Cari von Lin-ne (Carolus Linnaeus) (17U7-1778) savunu*yorlardı. Bu teoriye karşıt olanı ise Dönüşüm*cülük (Transformism veya Evrimcilik) olarak adlandırıldı. Bu teorinin ilkeleri Fransız Aıı-sikiopedislçi Deni.s Diderot'nun ve Jean-liap-tıste Robineı (1735-1820)'nin düşüncelerinde bulunmakta olup, buna göre türler doğuş yo*luyla birbirlerinden gelirler. Yaratıiışçılar tür*lerin değişmediğini kabul ederken, evrimciler değişliğini ileri sürmektedirler. Doğuran var*lık île undan lüremiş olan arasında benzerlik vardır; fakat asla özdeşlik yoktur. Doğuran ile türeyen arasındaki fark kalıtım yoluyla geç*mekledir Ancak bu sürekli değişim türlerin biçim değiştirmesi, nasıl ve ne şekilde oluyor? Nedenleri nedir?
İşte bu ve benzeri soruya Lamarck, çevrenin organizma üzerinde etkisiyle, organizmanın içinde bulunduğu yaşama şartlarına uyum sağ*laması şeklinde cevap verecektir. Ne var ki, bu cevapla, bazı hususları açıklamakla birlik*le kapalı bir çok yön de bırakmaklaydı ki. Dar-vvııı lürien/t Kökeni adlı çalışmasıyla buna ce*vaplar vermeye çalıştı.
Darvvin'e göre canlı varlıklarda biçim değiş*tirmenin ve lür tiplerinin farklılaşmalarının eı-ken nedeni aralarında meydana «elen luıvat
mücadelesi (struggle lor life)dir. Bu mücade*le varlıklar arasında bir çeşit seçme, yanı ayık-lama(sclecıion) işlevi görmektedir. Bu, tabiat*taki her dönüşümün İlk nedeni olan mücadele*nin bir seçmesi olduğu gibi, her türlü toplum*sal evrimin de bir seçimi, yani mücadelesidir. Ayıklama ilkesi sadece anatomi ve fizyolojiye değil, hayvanın psikolojisine de uygulanabilir. Sözgelimi Alman filozofu Eduard Hartmann (kS42-lW(>) tarafından "bilinçsizlik" (deus ex maclıina) aracılığıyla açıklanabileceği sanılan örümceklerin, karıncaların, arıların, kuşların içgüdüleri, Danvin'e göre, hayat mücadelesi ve doğal ayıklanma sonucunda ikinci bir tabi*at haline gelen kalıtımsal alışkanlıklardan baş*ka bir şey değildir.
Dönüşüm ve ayıklanma ilkesinin zorunlu bir sonucu ise, Danvin'e göre, İnsanın maymun*dan geldiğidir. Bu görüşünü İnsanın Türeyişi (1871) adlı eserinde ileri sürecektir. '
Kısacası Darwin'İn evrimi, mekanİkçİ bir an*layışla açıklamaya çalıştığı görülmektedir ki, daha sonraları "Dönüşümcülük" olarak tanım*lanacaktır. Aynı anlayışı Lamarck'ta da görü*yoruz. Ancak Danvin İle Lamarck arasında önemli bir farkın bulunduğunu ıırmtmamak gerekir. Danvin ve Lamarck evrimin doğal ayıklanma yoluyla gerçekleştiğini ve ayıklan*manın ise "onanı" tarafından gerçekleştirildi*ğini ileri sürerler. Fakat Darvvin'in teorisinde "onanı", ayıklanmayı güçsüzleri yok etmek su*reliyle sağlarken Lamarck'la "ortam" organiz*maları "dönüşüme uğratmak" sureliyle gerçek*leştirir. Mesela kutuplarda yaşayan kürksüz hayvanlar Darwin'c göre yok olmaya, yani ayıklanmaya mahkumdurlar. Buna karşılık La-marek'a göre bu hayvanlar ayıklanmayarak, kürk edinirler, yani organizmalarında belli bir dönüşümü gerçekleştirmek sureliyle ortama uyan bir yapı kazanırlar. Yine Danvin'e göre, doğada en güçlü olanlar hayatta kalırlar; ölüm olgusu da ayrışıırıcı bir işlev üstlenmiş*tir. Yani ölenler ile hayal ta kalanlar arasında da birö/.deşlik yoktur, farklılık, dolayısıyla faz*ladan bir özellik bulunmaktadır. İşte böylece bir yandan yeni yeni türler ortaya çıkarken, ötevandan her türün fertleri şenel bir mükemmelliğe yönetmektedirler.
Danvİncilik ortaya çıktığı andan itibaren yo*ğun bir ilgiyle karşılaşmıştır, İlk zamanlar ileri sürdüğü ilkelerin tutarlılığına inanılmışsa da, gerek bilim alanında yapılan yeni araştırma*lar, gerekse İleri sürülen bu görüşlerin üzerin*de dikkatlice durulduğunda tutarsızlıkların, bi*lim tarafından doğrulanmayan yönlerin bulun*duğu «örülmüştür. Sözgelimi doğal ayıklanma*nın yeni türler ve yeni özellikler doğuracağı görüşü veya iddiası bilimsel olarak isbat edile*memiştir- Gerçekten maymun türünün evri*miyle ulaşılacak varlığın yine bir maymun ol*duğunu bizzat Ycni-Darwinciler ileri sürmek*tedir. Dolayısıyla maymundan İnsana geçişte meydana çıkan kopukluk hiçbir zaman açıkla*namamaktadır. Ayrıca hayat mücadelesi ve or-lamında kazanılan özelliklerin kulumu da ye*ni bilimsel araştırmacılar tarafından kabul edilmemektedir. Sözgelimi Mendel taralın*dan ortaya atılan kalıtım yasaları bir değişi*min (mutation) ancak genler düzeyinde bir de*ğişim meydana da getirdiğinde kalıtıma yol açabildiğini ortaya koymuştur.
Danvincitiğin Eleştirisi-
Öteyandan Darwİn'in görüşleri ve Danvinci-lik maddecilerin eksik kalan açıklamalarına belli noktalarda destek sağlamıştır. Özellikle İnsanı tabiata, yani hayvana indirgeyerek onu manevi hayatından, değerlerinden, inanç ve kabiliyetlerinden soyutlamaya Danvin'in gö*rüşleri yardımcı olmuştur. Nitekim Darwin'in hayat mücadelesi, doğal ayıklanma ilkeleri Marks'm diyalektik ve sınıf mücadelesi görüm*lerine etkide bulunmuş olduğu söylenebilir.
Hatta Marks "Sosyolojinin Darwin"i olmak amacında olduğunu yazmıştı. Bugün de Mark*sistler ve genelde sol düşünce taralından mad*deci görüşlerine bilimsel bir destek, bir "ce*vaz" temin etmek gayesiyle Danvinci evrim ve doğal ayıklanma fikirlerine sahip çıkılmışım Ülkemizde görülen durum da bunun bir istis*nası değildir. Son Evrim teorisi tartışmasında (1986) sol ve liberal görüşlü kampta müslü-man ve sağ görüşteki yazarlar arasında verimsiz bir tartışma vuku bulmuş, solcular teorinin 'bilimsel kesinliği' üzerinde dururken, karşı ta-ral'ıa genellikle dîne ve dinin öngördüğü yara*tılış anlayışına karşı oluşundan ve en çok ta maymun-insan ilişkisinden dem vurmuşlardır. Ne var ki, Danvinizm Batıda politik bakım*dan sağ görüşlüler tarafından savunulmaktay*ken (çünkü en güçlünün kazanması ancak Chamberlain ya da Hitler gibi ırk-temeli bir görüşe destek sağlayabilirdi; sosyal adaleti ve eşitliği savunan sol düşüncelerin ise bunun tam da karşıt kutbunda yer alması gerekirdi!), ülkemizde sağcılar insanların eşitliğini savun*makladır.
Danvin'in evn'mve ayıklanma teorisi şu yön*lerden eleştirilebilir:
a) Evrim teorisinin sos*yal ve siyasal bir ideali burjuvazinin yükselme ve kâr idealini kamufle etmeğe, hatta destek*lemeğe yaradığı;
b) Evrim teorisinin bilimsel olarakgösterilen delillerinin zamanla çürüklü*ğünün anlaşılması;
c) Evrim teorisi o kadar ge*niş bir olaylar yığınını ve zaman sürecini kap*samaktadır ki, bilimsel bir teorinin sınırlarını aşmakta ve metafizik bir spekülasyon halini al*maktadır;
d) Yanlışlanabilir değildir;
e) Son bilimsel bulgularla uyuşmamaktadır.
Darwin'in Evrim teorisinin diğer bilimsel te*orilerden daha çok gürültü koparmasının ne*deni en çok, insanın maymundan geldiği şek*lindeki tez dolayısıyladır. Ancak asıl neden, Hıristiyanlığın (tabii İslamiyet in de) dünyanın bir defada. Allah'ın "Ol" demesiyle yaratıldığı ve içindeki canlıların da tedricen birbirinden lüreyerek değil,yine Allah tarafından bir defa*da yaratıldığı şeklindeki inancına aykırı düş*mesidir. Eğer dünyadaki hayat, Danvin'in söy*lediği gibi, tek hücreli canlıdan, hatla cansız*dan (çünkü Danvin taşların bile evrimleştiği*ni iddia etmişti!) insana kadar bir süreç takip etmişse, bu takdirde Allah ve geleneksel koz*moloji dışlanmış oluyor ve dinin gereksizliği sonucu çıkartılıyordu buradan da. Din miyanı-lıyordu, yoksa o "yanılma/." bilim mi? Dindar insanlar ya tereddütte kalıyor ya da dinin hak*lı olduğunu söylüyorlardı. Fakat okumuş taba*ka bilini adına konuşan Danvin'in haklı oldu*ğunu söylüyordu. Ancak aradan geçen yüzyıllık sürede Darwin'in yanlışları bir ortaya çıkı*yor ve gazete Danvİn'in de kendi görüşlerin*den tam emin olamadığım ortaya koyuyordu. 1863'te bir mektupta şunları yazıyordu Dar-win: "Ayrıntılara İndiğimizde tek bir türün de*ğişmiş olduğunu, teorilnîn temelini oluşturan değişmelerin faydalı olduğunu kanıtlayamı-yor." Gerçekte Danvin evrim halkasını insana bağlamakta da başarılı olamamıştı; ilk canlı*nın nasıl oluştuğu da açıklanamıyordu; mate*matiksel olarak, bu kadar bol tesadüf sonucu bu kadar rasyonel bir evrim çizgisinin oluşma*sı da muhal görülüyordu. Üstelik Danvin'in yaşadığı dönem İngilteresi tam da burjuvazi*nin "en güçlünün yaşaması gerektiği" yolunda*ki liberal ilkeye bağlandığı bir mücadele çağıy*dı. Danvin'in bu sosyal ve siyasal ortamdan de*rinliğine etkilendiği çeşitli tarihçilerce ifade edilmiştir. 1980 yılında çeşitli Danvinciler ev*rim teorisini tartışmak üzere bir araya geldik*lerinde kendi aralarında bile anlaşamayıp kav*ga ederek ayrılmışlardı. "GcıV'leri devreye so*kan Yeni-Danvincilik te İşe yaramamıştı. Üs*telik en büyük dayanağı fosiller olan Danvinci*ler yeni araştırmalar sonucu fosillerin de evri*me "hayır" dediğini görmek durumunda kal*mışlardı. Ara-hayat formu diye bir bulguya rastlanmamıştı fosillerde. Matematik Yeni— Daıwinci Evrim Teorisine Meydan Okuyor (1967) adlı kitapta şunlar yazılıyordu: "Biz, Yeni-Darwinci evrim teorisi içinde önemli bir uçurum bulunduğuna ve bu uçurumun çağdaş biyoloji anlayışıyla asla uyuşmayacağına inanı*yoruz." Daha da ötesi, çağdaş biyolog ve sis*temler teorisinin kurucusu Levon Bertalanffy Danvinci evrim teorisi hakkında şunları söylü*yordu: Bu kadar muğlak, bu kadar eksik ve ge*diği olan ve "kesin" bir bilime uygulanan ölçüt*ten bu kadar uzak bir teorinin bir dogma hali*ni almasının ancak sosyolojik temeller üzerin*de izah edilebileceği kanaatindeyim. Toplum ve bilim, mekanizm, faydacılık ve ekonomik serbest rekabet fikirleriyle o derece içli dışlı olmuştur ki, nihai hakikat olarak Tanrı'nın ye*rine Ayıklanma oturtulmuştur.
(SBA)
