Hoşgeldin Misafir

Dil

debug

28 Ocak 2020
1,580 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Dil tüm insani yeteneklerin İnsana en özgü okmıûtr. O, homosapietts'in, akıllı İnsanın ka*rakteristiği olarak tanımlanmaktadır. Nerede insan varsa orada dil vardır. Bugün dünyada konuşulan dillerin sayısı kesin olarak bilinmi*yorsa da en az 3.000 civarındadır. Bazı farklı tahminlere ve kişinin "dil" ve "diyalektik"! tanımlayışma göre bu rakam 8.000'e kadar çıka*bilmekledir. Dünyanın milyonlarca insanla do-iu olduğu gözönüne alındığında bu sayı ger*çekten de küçük kalır. Dünya nüfusunun yarı*sı (yaklaşık olarak 2,5 milyar insan) bu binler*ce dilden sadece onbeşinİ konuşmaktadır.Bun-lar arasında dünya nüfusunun epeyce bir kıs*mı (yaklaşık 390 milyon kişi) Mandarin Çince-si konuşmaktadır. Bir Athabaskan dili olan Apaci dili ve bir Algonguİan dili olan Mcno-nıini gibi dillerin yalnızca bir kaç konuşanı var*dır. Bu diller birbirinden ve Zulu, Lapp, İbra-nİce, Özbekçe ya da İngilizcedcn çok farklı bir yapıda gözükürler. Dahası, bu "yüzeydeki" farklılıklara rağmen, tüm beşeri diller evren*sel özellikler ve sınırlamalarla işler. Bu dilin gramerini söken kişinin gramerin temel özel*likleri bakımından bir diğer dilin gramerini de anlayacağına işaret eden RogerBacon taralın*dan XIU. yüzyıl başlarında anlaşılmış bir olgu*dur.

İnsan dillerinin benzerlikleri konuşulan dil*leri aşar ve dünyadaki sağır İnsanların kullan*dığı işaret dillerini de içerir. Bu işaret dilleri üzerine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, her ne kadar sesler yerine jestlerden ve an*laşmak için kulakla algılama sistemi yerine görsel algılama sisteminden yararlan ılıyorsa da onların birimlerinin sistemleri, yapılar ve kurallar konuşulan dille aynı temel İlkeler ta*rafından yönetilir.
Tüm insan, dilleri eşil biçimde karmaşık ve eşit biçimde ifade yeteneğine sahiptir. İlkel diller diye bir şey yoktur. Eğer bir kimse bir dilde meramını İfade edemiyorsa, aynı düşün*ceyi ifade formu değişse de, bir başka dilde ifa*de edebilir. Vokabüler, yani ses (ya da jest)'İn kayda geçmiş hali, her dilin anlam birimleri, diğer dillerden kelime almak, sözcükleri birle*şik kelimeler teşkil edecek şekilde birleştir*mek, sözcükleri harmanlamak ve akronimler (Radio Deıecting AndRanging'den RADAR sözcüğünü türetmek gibi) çeşitli sözcüklerin başlangıç harflerinden türetilen sözcükler kul*lanarak yeni kelimeler uydurulması sureliyle yeni sözcüklerve kavramları içerecek denli g-nişlelilebilir.
Uzun kelime ya da deyimlerin kısaltılmaları da (Doktor'un Dr. şeklinde kullanılmasında görüldüğü gibi) sözlüğe girebilir ve Özel İsim*ler ortak terimler olarak kullanılabilir. Örne*ğin saıuhvic/ı kelimesi, normal öğünlerde ye*mek yiyecek vakti olmayan İngiltere'deki IV. Sandwich Earl'ünün adından gelmektedir. O ekmeğin arasına çeşitli katıklar koyarak öğü*nü geçiştiriyordu. Her ne kadar bu örneklerin tümü İngİlizceden alınma ise de, tüm diller benzer tarzda vokabüterlerini genişletebilir. Türkçede Fransızca'dan 'soğutucu' anlamına gelen frijider sözcüğü için "buzdolabı" sözcü*ğü, bu lür birleşik sözcüklere bir örnektir.
Tüm dillerin ortak ve evrensel bir niteliği o dilin vokabüler türünün büyük bölümüyle atıf*ta bulunduğu şeyle ya da anlamtyla yapay bi-Çimde (keyfi) ilişkili olmasıdır. Örneğin Türk*çe'deki ev sözcüğü İngilizcedc house Fransız-cada maison, İspanyolcada casa, Rusçada dom, Akan dilinde ise dan şeklindedir.
Tüm insan dilleri sınırlı fonetik özellikler ya da nitelikler dizisiyle tanımlanabilen 'c\ 'm', 'a', ve 't' gibi sınırlı kesik sesler dizisi kullanır. Ünlü ve ünsüz ses parçaları köpek ya da ek*mek gibi morfomler adı verilen anlamlı birim*leri meydana getirmek üzere birleşirler. Kimi sözcükler tam bir morfemden oluşurken, baş*kaları karmaşık 'morfolojik' birimlerdir. Yani basil morfemler köpek ya du köpeksi gibi keli*meleri oluşturmak üzere birleyebilirler. Her dil kelime teşekkülüne özel sınırlamalar getir*miştir. İngilizcedc bir kelimeyi olumlu/, hale getirmek için kelimenin başına un-eki getİrİ-lİr. Örneğin unlİkelyya da ıınfortunaıely gibi. Ama kimse kalkıp da bu eki kelimelerin sonu*na getiremez. Bu şekilde oluşturulan kelime*ler ingilizce açısından saçma olurdu. Aynı şey sona gelen ekleri başa getirmek için de doğru*dur.
Bir dilde, kelimelerin cümleler oluştur*mak üzere nasıl bir araya geleceğini tayin eden sınırlamalar ya da kurallar vardır. Adam masada oturuyor cümlesi ile Adam*da masa oturuyor cümlesi kuruluşu bakımından aynıdır, ama ikincisi anlamsızdır. Çünkü keli*meler Türkçenin cümle yapısına, kurallarına uygun olarak yan yana gelmemiştir.
Her dildeki cümle yapısıyla ilgili kurallar, ba*zı noktalarda birbirlerinden farklı olabilirler*se de, benzer türden kurallardır. Türkçede, ör*neğin sıfatlar isimlerden önce gelir. (Kımıızı ev gibi). Fakat Fransızcada genellikle isimler sıfatlardan öncedir (la ımıison rouge gibi). Fa*kat tüm dillerde bu sentaks kuralları sınırsız bir cümleler dizisinin yaratılmasına imkân ve*ren bir tekerrür (recursİon) ilkesini içerir. Biz bunun böyle olduğunu biliyoruz, zira bir dili konuşan herhangi bir kişi daha önce hiçbir za*man kullanmadığı ya da hatta duymadığı cüm*leleri üretebilir ve anlayabilir. Bir dili konu*şanlar bu kuralları kendiliğinden bilir; sonsuz bir cümleler dizisini anlama ve konuşma yete*neğine ait (emelindeki bilgi sistemi, bir dilin zihinsel gramerini oluşturur. Bu dilbilimsel bilgi, konuşurken.ya da anlarken kullanılan sü*recin aynısı değildir. Ne var ki, dili kullanır*ken biz, konuşmak ve anlamak için diğer dilbi*limsel olmayan sistemleri (motor, algısal, biliş*sel, sistemleri) olduğu kadar, bu zihinsel gra*meri de kazanmamız gerekir.Dilin bilgisi (gra*mer) ile dilbilimsel performans arasındaki bu fark, İlkece, niçin bir dilde çok uzun bir cümle*nin yer almadığını ve dilin sonsuz olduğunu açıklar. Öte yandan dili kullanma sırasında her cümle sınırlıdırve bir ömür boyunca anla*şılan ve üretilen toplam cümle sayısı sonsuz*dur.
Tüm dillerin temelinde yatan gramerler ve dilin evrenselliği l'ikri, insan beyninin dili elde edip kullanmak İçin eşsiz biçimde donatıldığı*nı varsayar. Bu görüş çocuklardaki dil edinimi üzerinde yapılan araştırmalardan giderek da*ha fazla destek bulmaktadır.
İnsan beyninin bir'dil-öğrcnmc organı'oldu*ğu görücüne daha sağlam bir destek, afazi gibi dil bozukluklarının nöroloji incelemelerinden gelmiştir. (iLinümüzde hiç kimse, 1861'de Pa*ul Broca ural'ından orlaya konan tezi sorgula*maya yanaşmıyor. Bu tez, dilin spesifik olan beynin sol yarı küresiyle ilişkili olduğu ya da oradan yönetildiğini söyler. Dahası, sol bey*nin yarı küresine yönelik mevzii hasarın dil ye*teneğinde bir gerilemeye yol açmadığı ve sol beyin yarıküresîndeki farklı bölgelerde ortaya çıkan lezyonların tamamıyla seçici ve dili tah*rip etme tarzıyla Önemli ölçüde tutarlı olduğu yolunda birleşen kanıtlar bulunmaktadır. Bu seçicilik yukarıda tartıştığımız, gramerin fark*lı kısımlarını yansıtır. Fonoloji (ses sistemi), lcxikon (morfem ve kelimelerin kaydedilme*si), sentaks (cümle kuruluşu kuralları) ve se-mantikin (anlamlan yorumlama kuralları) el*de edilmesi ve İşlenmesi, seçici olarak hasara uğratılabilir. Aynı zamanda dil yetisinin (mele*ke) diğer zihinsel ve bilişsel yetilerden bağım*sız olduğunu gösteren güçlü kanıtlar da var*dır. Başka bir ifadeyle dil yalnızca insan türü*ne özgü olmadığı gibi, genel zekaya da dayan*maz. Aşın geri zekalı çocuklar dili öğrenebil-mekteler; beyin lezyonlarına maruz kalan kişi*lerce dil yeteneklerini yitirmekte, oysa diğer bilişsel yeteneklerini muhafaza etmekteler.

Dİl ve Kültür-


Dilin kültürle olan İlişkisi üç ana şekilde ger*çekleşir: !- Dilin kendisi kültürün bir parçası*dır; 2- Her dil, ilişkili olduğu kültürün bir in*deksini sunar; 3- Her dil ilişkili olduğu kültür*le sembolik bir ilişki içindedir. Bu konuları bi*raz daha açalım.
I- Küllün/ıı Bir Parçası Olarak Dil: Çoğu İn*san davranışları dil-İçredir; bu yüzden dil, kül*türün kaçınılmaz bir parçasıdır. Törenler, ayinler, şarkılar, öyküler, büyüler, lanetleme-ier, ibadetler ve yasaların tümü konuşma (söz) eylemleri ya da konuşma (söz) olayları*dır. Fakat sosyalleşme, eğitim, mübadele ve mükaleme gibi karmaşık kültürel alanlar da tamamen dil İçinde geçen olaylardır. Şu halde dil, kültürün sadece bir parçası olmakla kal*maz, aynı zamanda onun büyük ve can alıcı bîr parçasıdır da. Verili bir kültürü anlamayı ve nüfuz etmeyi amaçlayan herkes, o kültürün diline hakim olmak zorundadır, zira ancak dil aracılığıyla kültürü yaşamak ve ona dahil ol*mak mümkündür. Diğer yandan, dil değişimi ya da bir kültürün yakından ilişkili olduğu di*lin kaybedilmesi her ne kadar bir kültürel kim*lik duygusu bilinçli ya da bilinçsiz bir tutum
düzeyinde baki kalırsa da, bir kültür değişimi*ne ve muhtemelen kültürel sarsıntı ve tahriba*ta işaret eder.
2- Bir Küttür İndeksi Olarak Dit: Dilin bir kül*tür indeksi olarak rolü, onun kültürün bir par*çası olarak rolünün (daha soyut bir düzeyde) bir yan-ürünüdür. Diller ilişkili oldukları kül*türlerde ortak olan organize edici deneyimi ya da düşünme yollarını sergilerler. Kuşkusuz dil*ler ilişkili oldukları kültürlercc kabul edilen zanaatlar, İlgiler değerler ve davranışlar için leksikal (lexical) terimler temin ederler. Fa*kat bu tür açıkça indekslemenin ötesinde ve üstünde diller, aynı zamanda yukarıdaki atıfla*rın İçerisinde oriak olarak kaıegorize edilip gruplandığı yerel öbekler ya da tipolojiler de sergilerler. Renkler, hastalıklar, akrabalık iliş*kileri, gıdalar, bitkiler, vücut organları ve hay*van türleri kültüre bağımlı tipolojilerdirve on-iarmkültürel olarak tanınan sistematik nitelik*leri, ilgili oldukları kültüre bağımlı dilleri tara*fından ortaya konulur. Bu demek değildir ki, belli d ilicri konuşanlar kaçınılmaz olarak sade*ce ana dillerinde kodlanmış olarak bulunan kategorileri tanımaya zorlanmıştır. Bu tür kı*sıtlamalar, kısmen de olsa etno-külıürlerdeve onların İlişkili olduğu ana dillerde karşılaşılan*lardan farklı kategoriler sunan matematiksel ve bilimsel diller aracılığıyla zayıflatılabiltr, el-kisi azaltılabilir.
3- Bir Küttür Sembolü Olarak Dil: Dİ1 madem ki insanlığın en hassasça işlenmiş sembol siste*midir, o halde belirli dillerin içinde yer almala*rı ve belirli eıno-kültiirlerin sembolü olmaları tabiidir. Bu yalnızca, bir parçanın bütününü temsil etmesi olayından da ibaret değildir, ay*nı zamanda parçanın bütün için (ya da bütüne karşı) düzenleyici bir sembol halini aldığı, ba*zı durumlarda kendi başına bir amaç (ya da bir hedef) halini aldığı bir olaydır da. Dil hare*ketleri ve dil çatışmaları dillerden onlarla iliş*kili kültürleri teşvik etmek (ya da yadsımak) ve savunmak (ya da saldırmak) üzere insanla*rı harekete geçirici semboller olarak yararla*nırlar.
(SBA) lök. Dil; Dilbilim; Kültür.