Hoşgeldin Misafir

Duyumculuk

debug

28 Ocak 2020
1,580 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Tüm bilgilerin duyumlardan geldiğini, dola*yısıyla bilginin tek kaynağının duyumlar oldu*ğunu savunan felsefe Öğretisine duyumculuk adı verilir. Özel olarak Condillac'ın felsefe sis-lemİne duyumculuk denilir. Bilgilerimizin bü*tününün duyumlara dayandığını ve öznenin her faaliyetinin duyumun değişim ve dönüşü-
me uğramasının ya da uğratılmasının bir sonu*cu olduğunu ileri süren felsefi sistem duyum*culuk olarak tanımlanır. Rönesansta italyan Bernardino Tclcsio, hatla bir yönüyle Giorda-no Bruno ve Tommaso Campanella felsefi ko*nuları duyumcu bir yaklaşımla ele almaya ça*lışmışlardır. Campanclla'nm Duyularla Kanıt*lanmış Felsefe (1591) adlı eseri Telcsio'nun duyumcu düşüncesinin etkisini taşır. Daha sonraları İngiliz filozoflanııdan Berkeley ile Hume da bu anlayışın önemli temsilcileri ola*caklardır.
İlk bakışta, daha önce duyularda olmayan hiçbir şeyin zihinde bulunmayacağını söyle*yen Locke da bir duyumcu gibi görünür. Fa*kat bu düşünür, duyumu ancak dış şeyler için kabul etmekte, İç olgular için "düşünme" İlke*sini koymaktadır. Şu halde duyumculuk İle Locke deneyciliğini birbirinden ayırmak gere*kir.
Duyumculuğu felsefi bir akım şeklinde orta*ya koyan her ne kadar Condillac ise de, ilk çağ felsefesinde de genci çizgileriyle Epikürcüler, Yeni Çağda Hobbes, Berkeley ve Humc gibi filozofların da duyumculuğu savunduğu unu*tulmamalıdır. Genel olarak bu akımda her tür*den kendiliğinden davranışın ya da hareketin, özetle ruhun özgürve iradi hareketinin redde*dildiği görülmekledir. Condillac'ın ünlü hey*kel örneği bunu çarpıcı bir şekilde açLklar. Gerçekten Condillac'ın heykeli dahili hiçbir güdüye dayanarak davranışta bulunmaz. Sade*ce dıştan gelen etkilerve uyarılar heykeli hare-kctegeçirebilir. İşte insanın iç dünyası, düşün*mesi, yargısı, akıl yürütmesi, kısacası iç davra*nışları dış etki ve uyarılarla, yani sürekli duyu*ların değişimiyle açıklanır. Bu açıdan duyum*culuk maddeci bir deneyciliğe ulaşır. Ne var-ki. deneycilikten de bîr noktada ayrılır. Deney*cilikte bilginin temel ve biricik kaynağı dış de*neylerdir, buna karşılık duyumculuk bilginin kaynağını salt duyularda arar.
13u anlamda bakıldığında tanıksız ve tam an*lamıyla bir duyumculuk düşüncesiyle Condİl-lac'ta karşılaşırız. Bu filozof duyumla düşünce*yi birleştirir ve üstelik düşünmeyi duyumun bir ürünü sayar. Ustalıklı kanılıyla o, içeriden organize edilmiş olan ve bizim gibi yaşayan, fa*kat mermerden kabuğu dolayısıyle duyum ala*mayan bir heykel düşünür. Bu heykelin zihni ve manevi hayata kavuşabilmesi, bu kabuğun çeşitli parçalarının kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.
Önce koku organlarını örten mermer kaldı*rılmıştır. Bu andan başlayarak heykelin yalnız*ca koku alma Özelliği vardır ve henüz koku*dan başka bırşey algılayamaz. Ona bir gül gös*teriliyor ve bu uyarımdan onda bir koku duyu*mu doğuyor. Artık bize göre o, bir gül kokla*yan bir heykeldir; fakat kendisine göre bu, yal*nızca bir çiçeğin kokusundan ibarettir. Bu uya*rıcı ve bundan doğan duyum, heykelimizin şimdiye kadar aldığı, ona çağıran tek şey oldu*ğundan, bu biricik ve tek duyum, dikkat olu*yor.
üülü çektiğimizde, heykelde, algılanan ko*kunun bir izi ve adeta yankısı kalacaktır. Bu iz, bu yankı, hafızadır.
Ona bir menekşe, bir karanfil, ya da daha başka çiçekler koklatıyoruz. İlk gösterilen gül kokusu onun için Koş olan veya olmayan bir koku değil, yalnızca bir kokuydu. Çünkü onun*la karşılaştıracağı bir başka uyarıcı veya du*yum yoktu. Şimdi ise haftza'nm sakladığı şey*lerle bunları karşılaştırabiliyor ve aldığı kimi kokulardan hoşlanıyor, kimilerinden de hoş*lanmıyor. Hoşlandıklarına karşı sempati, sev*gi ve umul, hoşlanmadıklarına karşı ise nef*ret, kin ve korku duyuyor.
Karşılaştırmadan, yani birden fazla duyum*dan, yargı, düşünme, akıl yürütme, soyutlama gibi şeyler doğar ki, bunları tek kelime İle ze*ka diye adlandırabiliriz.
Condillac'ın tekbir duyumla, koku duyumuy-la kanıtladığı bu İspatı, beş duyudan herhangi birini kullanarak da yapabiliriz. Böylece kokla*ma, dokunma, ladnıa, duyma ve görme duyu*ları heykelin algıladığı duyumları zenginleşti*recek, algı, duyum ve bilgi konusu oldukça canlılık ve karmaşıklık kazanacaktır.
Condİllac'ta ve dolayısıyle duyumculukta en önemli duyu olarak dokunma duyusunu bulu*yoruz. Çünkü, heykel deneyini yeniden düşü*nürsek, ne koku duygusunun, ne tad alma, ne duyma ve ne de bizzat görmenin heykele vere*meyecekleri esaslı bir düşünce vardır; Obje, ya da ılış dünya düşüncesi. Renklerde, sesler, ko*kular ve tadlar gibi, onun için henüz duyumlar*dan, kendine özgü hallerden ibarettir ve hİç-bir şey bunları dış objelere bağlamaya onu sev-ketmez. Ancak kendi kendisinde bulunan du*yumlara, dış ve kendinden farklı nedenler iza*fe edebilmesi için ona bütün duyumların en önemlisini vermemiz gerekir: Dokunma duy*gusu. Yer kaplama, şekil, katılık ve cisim dü*şüncelerini vererek bize objektif dünyayı gös*teren, duyum, ancak dokunmadır. Bizzat gör*me, bize bunları telkin etmekte oldukça yete*neksizdir. Nitekim anadan doğma bir körün, ameliyatla gözleri açıldıktan sonra bir zarla bir yuvarlağı, birküpie bir küreyi ayıramadığı; lakın ancak dokunduktan sonra bunu başardı*ğı görülmüştür. Öyleyse diğer duyularımızla algıladığımız uyarıcıları, renkleri, sesleri, tad-ları, kokuları ancak dokunduktan sonra dışı*mızda bulunan objelere atfedebiliyoruz. Şu halde dokunma en yüksek duyu ve adeta di*ğer duyuların cğiticİsidir. Göze, renkleri doğa*da dağılmayı öğreten odur.
Duyumculuk nesnel ve öznel olmak üzere iki türe ayrılmaktadır. Nesnel duyumculukta bilginin kendisinden önce konuları araştırılır. Buna göre biz sadece maddeyi tanır ve kavra*yabiliriz. Bu anlayış sonuçta maddeciliğe ula*şır. Sübjektif ya da psikolojik duyumculuk, İra*de, zeka »İbi yetileri duyular ve duyuların deği-şimleriyle tanımlayıp açıklamaya çalışır.
Kısacası bilginin kaynağı konusunda olduğu gibi değeri konusunda da duyumları temel olan duyumculuk ahlak alanında da duyumla*rı esas kabul eder. Tıpkı hazcıların ve Epikür-cülerin duyuların, dolayısıyla zevklerin ya da nazların doyurulması nasıl ahlaki bakımdan iyinin tek ölçüsü kabul ediliyor idiyse, duyum*culukla da aynı anlayış sözkonusudur. Zaten hazcılar ile Epikürcüleri duyumculukla ortak kılan bu tulumları olmalıdır. Ayrıca estetik ba*kımdan da güzel, hoş olan veya haz veren şey*le, yani duyguyla Özdeş kılınmaktadır.