Arapça. “kitap halkı”. Kur'an'da Yahudiler ve Hıristiyanlar için kullanılan bir genel ad. Ehli Kitab terimi, Kur'an öncesi dönemden itibaren Hicaz bölgesi Araplarınca, dinsel öğretileri arasında kitap geleneğine yer veren Yahudiler ve Hıristiyanlar için bir isim olarak kullanılmaktaydı. Bu doğrultuda Yahudi veya Hıristiyan olmayan Araplar için ise Ümmiler (kitap geleneğine sahip olmayanlar) genel adı kullanılmaktaydı. Kur'an, Araplar tarafından Yahudiler ve Hıristiyanlar için kullanılan bu terimi almış ve aynı anlamda kullanmıştır. Kur'an'da diğer müşriklere nazaran Ehli Kitab'a daha ayrıcalıklı bir yaklaşım tarzı izlendiği göze çarpar. Örneğin onların “taamlarının” (yiyeceklerinin) yenilebileceğinin ve onların iffetli kadınlarıyla evlenilebileceğinin belirtilmesi bu çerçevede zikredilebilir. [4]Ancak son tahlilde Kur'an, onların doğru yolda olmadıklarını, müşrik olduklarını belirtir ve kurtulabilmeleri için Allah'a, ahiret gününe, kendilerine ve Hz. Muhammed'e indirilene inanmalarının, Allah'a şirk koşmayı ve başka şeyleri İlahlaştırmayı bırakmalarının şart olduğunu, ayrıca bu çerçevede yapılacak olan salih amellere yönelmelerinin gerektiğini vurgular. Bundan başka Kur'an, Müslümanlara Yahudi ve Hırîstiyanları velî edinmemelerini, her kim onları velî edinecek olursa onun da onlardan farkı kalmayacağını bildirir.
Arapça'da kitap ehli olanlar anlamına gelmektedir. Diğer bir tabirle kutsal kitabı olanlar demektir. Ehl-i Kitap tabirini ilk kez Kur'an-i Kerim kullanmıştır. Tevrat, Zebur ve İncil gibi kitap indirilen Yahudilere, Hıristiyanlara ve Sabiilere işaret etmektedir. Bu üç büyük kitabın dışında, kendilerine suhuf verilen kavimlerde ehl-i kitap tabirinin içine girmektedir. Böylece, bütün peygamberlerin kavimleri, doğrudan doğruya ehl-i kitap sayılmaktadır.
Ancak Kur'an-ı Kerim'de ehl-î kitap tabiri, Yahudiler, Hıristiyanlar, kısmen de Sabiiler için kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerimde sarahat olmamakla birlikte Hz. Peygamber, Mecusileri de kitap ehli kabul etmiştir. Yalnız, Mecusi kadınları ile izdivacı ve onların kestikleri hayvanın etini yemeyi yasaklamıştır. Ehl-i kitap, müslüman otoritelerin hakimiyeti altında din hürriyeti, yaşama hürriyeti, mülkiyet hakkî ve nesil yetiştirme gibi konularda daima rahat bir ortamda yaşama imkanı bulmuşlardır. “Cizye” adı verilen bir vergi vermek suretiyle de müslüman toplumun üyesi olmuşlardır. Kur'an-ı Kerim, din değiştirme konusunda, ehl-i kitap dahil hiçbir kimseye zorlama yapmamayı emretmiştir.Bunun için tarih boyunca ehl-i kitap, islâm ülkelerinde çok rahat bir hayat sürmüşlerdir.
İslâmiyetin ilk dönemlerinden itibaren Hz. Peygamber, ehl-i kitaba karşı daima toleranslı davranmıştır. Bu konuda Necran Hıristiyan heyetine karşı gösterdiği müsamaha ve dini hoşgörü çok önemli bir örnek teşkil etmektedir. Daha sonraki dönemlerde dört halife, Emeviler, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti aynı toleransı devam ettirmişlerdir. İşte bu toleranslı tavır, 1492'de İspanya'dan kovulan Yahudileri, Osmanlı Devletine sığınmaya yöneltmiştir.
İslâm ülkelerinde XV. asırdır yaşayan Yahudilerin ve Hıristiyanların varlığı, İslâmın ehl-i kitaba karşı olan hoşgörüsünün bir sonucu olarak izah edilebilir.
Arapça'da kitap ehli olanlar anlamına gelmektedir. Diğer bir tabirle kutsal kitabı olanlar demektir. Ehl-i Kitap tabirini ilk kez Kur'an-i Kerim kullanmıştır. Tevrat, Zebur ve İncil gibi kitap indirilen Yahudilere, Hıristiyanlara ve Sabiilere işaret etmektedir. Bu üç büyük kitabın dışında, kendilerine suhuf verilen kavimlerde ehl-i kitap tabirinin içine girmektedir. Böylece, bütün peygamberlerin kavimleri, doğrudan doğruya ehl-i kitap sayılmaktadır.
Ancak Kur'an-ı Kerim'de ehl-î kitap tabiri, Yahudiler, Hıristiyanlar, kısmen de Sabiiler için kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerimde sarahat olmamakla birlikte Hz. Peygamber, Mecusileri de kitap ehli kabul etmiştir. Yalnız, Mecusi kadınları ile izdivacı ve onların kestikleri hayvanın etini yemeyi yasaklamıştır. Ehl-i kitap, müslüman otoritelerin hakimiyeti altında din hürriyeti, yaşama hürriyeti, mülkiyet hakkî ve nesil yetiştirme gibi konularda daima rahat bir ortamda yaşama imkanı bulmuşlardır. “Cizye” adı verilen bir vergi vermek suretiyle de müslüman toplumun üyesi olmuşlardır. Kur'an-ı Kerim, din değiştirme konusunda, ehl-i kitap dahil hiçbir kimseye zorlama yapmamayı emretmiştir.Bunun için tarih boyunca ehl-i kitap, islâm ülkelerinde çok rahat bir hayat sürmüşlerdir.
İslâmiyetin ilk dönemlerinden itibaren Hz. Peygamber, ehl-i kitaba karşı daima toleranslı davranmıştır. Bu konuda Necran Hıristiyan heyetine karşı gösterdiği müsamaha ve dini hoşgörü çok önemli bir örnek teşkil etmektedir. Daha sonraki dönemlerde dört halife, Emeviler, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti aynı toleransı devam ettirmişlerdir. İşte bu toleranslı tavır, 1492'de İspanya'dan kovulan Yahudileri, Osmanlı Devletine sığınmaya yöneltmiştir.
İslâm ülkelerinde XV. asırdır yaşayan Yahudilerin ve Hıristiyanların varlığı, İslâmın ehl-i kitaba karşı olan hoşgörüsünün bir sonucu olarak izah edilebilir.
