Mircae Eliade, 1907-1986) Romen asıllı ünlü dinler tarihçisi. Hemen hemen bilinen tüm dinsel gelenekleri araştırma konusu yapan Eliade, çalışmalarında özellikle dinlerin tamamında gözlemlenebilen ortak değer ve motifleri ön plana çıkarmaya çalışır. Ayrıca o, kutsal kavramını ve kutsalın çeşitli geleneklerde tezahür biçimini ele alır; tüm dinlerde gözlemlenen ortak değer ve motiflerde kutsalın yansıtıldığını düşünür. Kutsalın tezahürüne Hierofani adını verir. Kutsalın tezahürlerinin özellikle mitlerde kendini gösterdiğini, dolayısıyla kutsalı araştırırken öncelikle mitlerin ele alınması gerektiğini vurgular. Kutsal ve Kutsal Olmayan, Mitlerin Özellikleri, Karşılaştırmalı Dinde Motifler ve Dinsel Kuramlar Tarihi gibi çalışmalarında fenomenolojik metot ile tarihçi metot arasında bir çizgi izledi. Ayrıca Eliade, 16 ciltlik meşhur Din Ansiklopedisi’nin de editörlüğünü yaptı.
Eliade 1907 yılında Bükreşte doğmuştur. 1928 yılında felsefe lisansına sahip olmuş ve Dasgupta'nın yönetiminde Hind düşüncesini öğrenmek için Hindistan'a gitmiştir. Üç yıl Kalkuta'da eğitim gördükten sonra ve Almora, Hardivar ve Rishikesch'de altı ay Ashrams'larm içinde kaldıktan sonra Avrupa'ya dönmüştür. 1933 yılında, Bükreş üniversitesinde Dinler Tarihi okutmaya başlamıştır. 1936 yılında “yoga” üzerindeki tezini yayınlamıştır. 1940 yılında ikinci dünya savaşı patlak verince, Romanya hükümeti, genç profesör Eliade'ye Londra kültür ateşliğine atamıştır. 1941'de de Lisbonne'de aynı göreve getirilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası ise Romanya, komünist rejimin yönetimine geçmiş ve Eliade için sürgün donemi başlamıştır. Eliade Paris'e gitmiştir. Bu dönemde Eliade, muhtelif Batı Üniversitelerinde konferanslar vermiştir. Bu dönemde Dinler Tarihi iki tip insan düşüncesini keşfetmiştir: Bir tarafta, Homo Religiosus (Dindar Adam). Bu adam, mutlak bir gerçek olan kutsala inanıyor ve dünyada özel bir yaşama modeli üstleniyor. Diğer tarafta ise, kutsalı reddeden “Din dışı adam” Eliade, 1949'da G. Dumezil’in önsözünü yazdığı “Dinler Tarihi el-Kitabını” yayınlamıştır. Bu kitap, dini fenomenlerin iç uygunluğu, sembol ve kutsal üzerindeki yeni araştırmaları ve metodun bir tasdikini ortaya koymaktadır. Yine Dindar Adam'ın vicdanının ve düşüncesinin keşfedilmesi Eliade'yi, yazısı olmayan milletleri incelemeye sevketmiştir.
Eliade bu çalışma döneminde C.G. Jung ile karşılaşmış ve müşterek yorumlar dizisini keşfetmiştir. Arketipin (archetype) önemi ile derinden etkilenmiştir. Bundan sonra Eliade yeni bir yola girmiştir. Bu yol, “Beşer vicdanında Aşkın’in (Transcendant) kimliğini tesbit yoludur”. Bunun için o, kitleden bilinç ötesi olan bilinçsizliği, ayırmaya teşebbüs etmiştir. Bu ise, sembolün, mitolojinin ve kutsalın incelenmesine doğru kesin bir yöneliştir. Eliade, insanlığın birçok tarihi dini fenomenlerinin, birkaç temel dini tecrübenin değişik ifadelerinden başka birşey olmadığı kanaatine varmıştır. Eliade 1956'da Chicago Üniversitesine davet edilmiş ve J. Wach'a halef olmuştur. Yeni bir hümanizm arayışında olan Eliade, Ernst Jünger'le birlikte Antaios'u yayınlamıştır. 1960-1971 yılları arasında sembol ve mitoloji konusunda yayınlanan on iki ciltlik eseri disiplinli bir araştırmanın ürünüdür. 1961'de meslektaşları olan J.M. Kitagawa ve M.Long ile birlikte, Dinlerin mukayeseli bir incelemesini hedef olarak seçen Milletlerarası Dinler Tarihi (History of Religions) periyodiğini yayınlamaya başlamıştır.
Eliade'nin gözünde Dinler Tarihi, çağdaş kültürde en önemli rolü üstlenmiştir. Ona göre Dinler Tarihi, tam bir disiplin olmalıdır. Dinler Tarihinin ilk yapacağı şey, Dini formların tarihini yeniden ortaya koymaktır. Tarihçi, özellikle, şarkiyatçılar, etnograflar tarafından toplanan dokümanlarla ilgilenmek zorundadır. Çünkü Asya'nın ve yazısız milletlerin büyük dinleri, birinci dereceden kaynakları teşkil etmektedirler. Tarih ve yapı itibariyle oldukça hetorojen olan bu dokümanlar, tarihi ve tenkid metoduyla ele alınmayı beklemektedirler. Bu dokümanlardan herbiri kendini, tarihi kadrosu içine yerleştirilmesi gerekli olan bir hierophanie olarak takdim etmektedir. Çünkü her dini fenomen, aynı zamanda tarihi bir fenomendir, ikinci önemli konu, Fenomenologun çalışmasıdır. Dini fenomen vazgeçilmez bir unsurdur. Bundan dolayı o, kendine has yapısı içinde yani kutsalın modelinde ele alınmalıdır. Bu durumda da araştırma alanını büyük dinlerden arkaik dinlere kadar genişletmek gerekecektir. Arkaik dinler konusunda Eliade, dini hayatın İlkel şekillerini temele yerleştiren tekamülcü görüş açısına karşı dikkat çekmektedir. Yazısız milletlerin dinlerinde ne dini düşünce ne de dejenere olmuş bir din aramamak gerekir. Dinler Tarihçi, bu milletlerin kutsal tarihini anlamaya çalışmalıdır. Bu milletlerin mitolojileri, orijinlerin yaratıcıları, onların medeniyetlerini kurmuşlar ve böylece insan varlığına bir anlam vermişlerdir. Kutsalla karşılaşan Dindar Adam'ın davranışını belirlemek için Eliade, tecrübenin öznesi olan insanı, bu tecrübenin objesinin karşısına koymuş ve buna hierophanie (kutsalın tezahürü) adını vermiştir. Bu hierophani, kutsalın biçimini ortaya koyan bir döküman teşkil etmektedir. İşte Fenomenologun görevi, her hierophani'nin derin anlamını açığa çıkarmaya çalışmaktır. Burada söz konusu olan, kutsalın morfolojisini ve tipolojisini tasvir etmek, diachronie'yi yeniden ortaya koymak ve ona anlamını kazandırmaktır. Yani, Hierophanique tecrübede yaşanan kutsalın anlaşılmasını ortaya koymaktır. Dinî fenomenlerin etüdünü, psikolojik, sosyolojik, felsefî veya tarihi bir yaklaşıma götüren şemaların aksine bu fenomenolojik yaklaşım, yaşanan kutsallığın tecrübesinde, Dindar adamın davranışı üzerine dayanmaktadır. Özellikle bu yaklaşım, farklı hierophanileri doğru anlamaya ve yorumlamaya dayalı bir teşebbüstür. Yine fenomenolojik yaklaşım, bir yandan olayların bir tipolojisi ve morfolojisine imkân verirken bir taraftan da yaşanan kutsal içinde Dindar adamın davranışını anlamaya imkan vermektedir.
İnsan davranışına onların müdahalesi sonucu muhtelif hierophaniler gerçek bir mesajı meydana getiren bir anlama sahip olmaktadırlar. İşte bu andan itibaren Eliade'ye göre Dinler Tarihçi üçüncü bir adım daha atmalıdır. Bu adım da, Dini fenomeni diğer spiritüel objeler bütünü içine koymak ve tarih boyunca dini olayı bulup ortaya çıkarmaktır. Bu yol ise yorumdur. Yani yoruma başvurmadır. Yorum yolunun ilk adımı, Hierophanique tecrübeyi yaşayan Homo Religiosus seviyesinde mesajı anlamaktan ibarettir. Bu yolda Eliade, mitoloji sayesinde ilkel insanın sosyal ve dini hayatı nasıl yaşadığını, menşeleri ve bu zamanla, ilkel zamanlar arasındaki ilişkiyi nasıl kavradığını anlamak için arkaik insana dönmekte tereddüt göstermemiştir. Mitoloji, dini erkanlar ve semboller, bu spiritüel tecrübenin yapıcı unsurlarıdır. Menşelere ve ilkel zamanlara dönme sayesinde bu spiritüel tecrübe, arkaik insan için, gerçek bir kurtuluş tecrübesidir. Dinler Tarihçi, dini hayatın özel yapılarını ve dini realitelerin bütüncü incelenmesini gerçekleştiremediği ölçüde çalışmasını tamamlamış olmayacaktır.
Eliade'ye göre ikinci bir yol ise yorumdur. Bu yol, Homo Religiosus'un modern insana bıraktığı mirastır. Yorum, insanın, tarih öncesinden zamanımıza kadar kutsalla olan bütün karşılaşmalarını açıklamaya ve deşifre etmeye imkân tanımaktadır, Böylece O, çağdaş kültürün yaşayan kaynakları arasında yer alıyor ve yeni bir Hümanizmin yaratıcısı haline geliyor. Yine o, Batı insanının çağdaş tarihinin gereklerine, Asya, Afrika ve Avusturalya halklarının spiritüel ve kültürel uyanışlarına bir cevap teşkil etmektedir. Eliade'nin gözünde, tarihi-kültürel bir yol olan hermenötik, aynı zamanda modern insanı değiştirmeye elverişli bir pedagoji ve kültürel değerlerin yaratıcı bir kaynağıdır. Gerçekte, dini olayları yorumlamak ve anlamak yetmez. Bu olaylardan ve onların anlaşılmasından hareket ederek yaratıcı tarzda düşünmek de gereklidir. Eliade bu konuda bir model öne sürer. Bu model, Batıyı değiştiren İtalyan Renesansıdır. İşte buna benzer bir yol olan yorumda (hermeneutique), beşer tarihinin bir birlik vizyonu olmakla yetinmiyor bilakis o, dindar adam tarafından yaşanan kutsalın tecrübesine dayanan İnasanlığm manevi birliğini de tavsiye ediyor. İşte bu spiritüel birlik, yorumdan çıkarak yükseliyor. Çünkü yorum, dini dokümanlardan gelen mesajı açıklıyor ve ikinci bir adım atarak onları, bugünün insanının anlayabileceği bir şekle sokuyor. Böylece ortaya konulan bu çift hermenötik yol, dini fenomenlerin mukayeseli bir araştırmasını hedeflemektedir. Eliade birçok yerde, parlak sonuçlar veren mukayese metoduna sahip olduğumuzu belirtmiştir. Bu metod, G. Dumezil’in jenetik mukayese metodudur. Dumezil bu metodu, bütün Hindi-Avrupai medeniyetlere tatbik etmeye çalışmıştır. Bu mukayeseli araştırma, bir teoloji ile fonksiyonel ve hiyerarşik bir ideolojinin varlığını keşfe imkan vermektedir. Hindi-Avrupai kavimler bu hiyerarşik ve fonksiyonel ideolojiyi atalarından miras almışlardır. M. Eliade'nin bütün bilimsel çalışmaları şu üç şey üzerine dayanmaktadır: Tarih, Fenomenoloji ve Yorum. (Hermene-utique). Onun araştırmaları iki önemli noktada merkezileşmiştir. Biri, Kutsal, diğeri ise Semboldür. Ona göre Dinler Tarihi önce, Paleolitik dönemden bugüne kadar Dindar Adamın (homo religiosus), yaşadığı “kutsal boyutu” keşfetmeli ve anlamalıdır. Yani, Dindar Adamın davranışını anlamalıdır. Eliade'ye göre sembol ise, insana, tarih ötesi dünyaya açılma sağlamakta ve insanı Aşkın ile temasa geçirmektedir. Eliade'nin bu konudaki en aydınlatıcı çalışması, mitoloji üzerinde olmuştur. Eliade önce, Yunan, Mısır, Yakın-doğu, Hindistan gibi ülke halklarının mitolojilerini araştırır. Sonra onların üzerine “Tenkitçi tahlil” metodunu uygula***** mitolojilerin, yerinden oynadığının ve yeniden yorumlandığının farkına varır. Daha sonra Eliade, bugünün ilkel toplumlarındaki yaşayan mitolojilere yönetir. Tarihi fenomenolojiye ve yoruma dayanan araştırmasının sonunda Eliade, mitolojinin, gerçek yapıyı oluşturan tabiat üstü varlıkların aktivitesini ve hayatını içeren ve insan davranışı için normatif bir hal teşkil eden evrensel bir fenomen olduğunu ortaya koyar.
M. Eliade oldukça parlak geçen bilimsel hayatının sonlarında “Dini fikirler ve inançlar Tarihi” gibi önemli bir eseri bilim dünyasına sunmuştur. Bu kitapta, araştırmalarının ve öğretilerinin önemli yerlerini içine alan geniş bir sentez sunmaktadır. O, üç ciltlik kitabında, tarih öncesinden günümüze kadar Dindar Adamın (homo religiosus) davranışının belli başlı tezahürlerini ortaya koymaktadır. Dini fenomenlerin temel birliğini göstererek, onların ifâdelerinin tükenmez yeniliklerine işaret etmektedir. Bu üçlü yaklaşıma dayanan Dinler Tarihi, klâsik bir dinler Tarihi tipi değildir. Eliade'nin orijinal tarafı, metodunda ve perspektifindedir. Sahip olduğu geniş tarihi dökümana, yeni bir görüş açısı dahil etmiştir. Açıkça takdim edilen bir tipoloji üzerinde, kutsala dayanan, mitolojiler ve semboller arasında kavranan bir mesajı açıklamaya çalışmaktadır. İnsanlığın dini dökümanları ile ifade edilen existansiyel durumları anlamak için Eliade, dindar adamın (homo religiosus) anlaşılması gereğini vurgulamaktadır
Eliade 1907 yılında Bükreşte doğmuştur. 1928 yılında felsefe lisansına sahip olmuş ve Dasgupta'nın yönetiminde Hind düşüncesini öğrenmek için Hindistan'a gitmiştir. Üç yıl Kalkuta'da eğitim gördükten sonra ve Almora, Hardivar ve Rishikesch'de altı ay Ashrams'larm içinde kaldıktan sonra Avrupa'ya dönmüştür. 1933 yılında, Bükreş üniversitesinde Dinler Tarihi okutmaya başlamıştır. 1936 yılında “yoga” üzerindeki tezini yayınlamıştır. 1940 yılında ikinci dünya savaşı patlak verince, Romanya hükümeti, genç profesör Eliade'ye Londra kültür ateşliğine atamıştır. 1941'de de Lisbonne'de aynı göreve getirilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası ise Romanya, komünist rejimin yönetimine geçmiş ve Eliade için sürgün donemi başlamıştır. Eliade Paris'e gitmiştir. Bu dönemde Eliade, muhtelif Batı Üniversitelerinde konferanslar vermiştir. Bu dönemde Dinler Tarihi iki tip insan düşüncesini keşfetmiştir: Bir tarafta, Homo Religiosus (Dindar Adam). Bu adam, mutlak bir gerçek olan kutsala inanıyor ve dünyada özel bir yaşama modeli üstleniyor. Diğer tarafta ise, kutsalı reddeden “Din dışı adam” Eliade, 1949'da G. Dumezil’in önsözünü yazdığı “Dinler Tarihi el-Kitabını” yayınlamıştır. Bu kitap, dini fenomenlerin iç uygunluğu, sembol ve kutsal üzerindeki yeni araştırmaları ve metodun bir tasdikini ortaya koymaktadır. Yine Dindar Adam'ın vicdanının ve düşüncesinin keşfedilmesi Eliade'yi, yazısı olmayan milletleri incelemeye sevketmiştir.
Eliade bu çalışma döneminde C.G. Jung ile karşılaşmış ve müşterek yorumlar dizisini keşfetmiştir. Arketipin (archetype) önemi ile derinden etkilenmiştir. Bundan sonra Eliade yeni bir yola girmiştir. Bu yol, “Beşer vicdanında Aşkın’in (Transcendant) kimliğini tesbit yoludur”. Bunun için o, kitleden bilinç ötesi olan bilinçsizliği, ayırmaya teşebbüs etmiştir. Bu ise, sembolün, mitolojinin ve kutsalın incelenmesine doğru kesin bir yöneliştir. Eliade, insanlığın birçok tarihi dini fenomenlerinin, birkaç temel dini tecrübenin değişik ifadelerinden başka birşey olmadığı kanaatine varmıştır. Eliade 1956'da Chicago Üniversitesine davet edilmiş ve J. Wach'a halef olmuştur. Yeni bir hümanizm arayışında olan Eliade, Ernst Jünger'le birlikte Antaios'u yayınlamıştır. 1960-1971 yılları arasında sembol ve mitoloji konusunda yayınlanan on iki ciltlik eseri disiplinli bir araştırmanın ürünüdür. 1961'de meslektaşları olan J.M. Kitagawa ve M.Long ile birlikte, Dinlerin mukayeseli bir incelemesini hedef olarak seçen Milletlerarası Dinler Tarihi (History of Religions) periyodiğini yayınlamaya başlamıştır.
Eliade'nin gözünde Dinler Tarihi, çağdaş kültürde en önemli rolü üstlenmiştir. Ona göre Dinler Tarihi, tam bir disiplin olmalıdır. Dinler Tarihinin ilk yapacağı şey, Dini formların tarihini yeniden ortaya koymaktır. Tarihçi, özellikle, şarkiyatçılar, etnograflar tarafından toplanan dokümanlarla ilgilenmek zorundadır. Çünkü Asya'nın ve yazısız milletlerin büyük dinleri, birinci dereceden kaynakları teşkil etmektedirler. Tarih ve yapı itibariyle oldukça hetorojen olan bu dokümanlar, tarihi ve tenkid metoduyla ele alınmayı beklemektedirler. Bu dokümanlardan herbiri kendini, tarihi kadrosu içine yerleştirilmesi gerekli olan bir hierophanie olarak takdim etmektedir. Çünkü her dini fenomen, aynı zamanda tarihi bir fenomendir, ikinci önemli konu, Fenomenologun çalışmasıdır. Dini fenomen vazgeçilmez bir unsurdur. Bundan dolayı o, kendine has yapısı içinde yani kutsalın modelinde ele alınmalıdır. Bu durumda da araştırma alanını büyük dinlerden arkaik dinlere kadar genişletmek gerekecektir. Arkaik dinler konusunda Eliade, dini hayatın İlkel şekillerini temele yerleştiren tekamülcü görüş açısına karşı dikkat çekmektedir. Yazısız milletlerin dinlerinde ne dini düşünce ne de dejenere olmuş bir din aramamak gerekir. Dinler Tarihçi, bu milletlerin kutsal tarihini anlamaya çalışmalıdır. Bu milletlerin mitolojileri, orijinlerin yaratıcıları, onların medeniyetlerini kurmuşlar ve böylece insan varlığına bir anlam vermişlerdir. Kutsalla karşılaşan Dindar Adam'ın davranışını belirlemek için Eliade, tecrübenin öznesi olan insanı, bu tecrübenin objesinin karşısına koymuş ve buna hierophanie (kutsalın tezahürü) adını vermiştir. Bu hierophani, kutsalın biçimini ortaya koyan bir döküman teşkil etmektedir. İşte Fenomenologun görevi, her hierophani'nin derin anlamını açığa çıkarmaya çalışmaktır. Burada söz konusu olan, kutsalın morfolojisini ve tipolojisini tasvir etmek, diachronie'yi yeniden ortaya koymak ve ona anlamını kazandırmaktır. Yani, Hierophanique tecrübede yaşanan kutsalın anlaşılmasını ortaya koymaktır. Dinî fenomenlerin etüdünü, psikolojik, sosyolojik, felsefî veya tarihi bir yaklaşıma götüren şemaların aksine bu fenomenolojik yaklaşım, yaşanan kutsallığın tecrübesinde, Dindar adamın davranışı üzerine dayanmaktadır. Özellikle bu yaklaşım, farklı hierophanileri doğru anlamaya ve yorumlamaya dayalı bir teşebbüstür. Yine fenomenolojik yaklaşım, bir yandan olayların bir tipolojisi ve morfolojisine imkân verirken bir taraftan da yaşanan kutsal içinde Dindar adamın davranışını anlamaya imkan vermektedir.
İnsan davranışına onların müdahalesi sonucu muhtelif hierophaniler gerçek bir mesajı meydana getiren bir anlama sahip olmaktadırlar. İşte bu andan itibaren Eliade'ye göre Dinler Tarihçi üçüncü bir adım daha atmalıdır. Bu adım da, Dini fenomeni diğer spiritüel objeler bütünü içine koymak ve tarih boyunca dini olayı bulup ortaya çıkarmaktır. Bu yol ise yorumdur. Yani yoruma başvurmadır. Yorum yolunun ilk adımı, Hierophanique tecrübeyi yaşayan Homo Religiosus seviyesinde mesajı anlamaktan ibarettir. Bu yolda Eliade, mitoloji sayesinde ilkel insanın sosyal ve dini hayatı nasıl yaşadığını, menşeleri ve bu zamanla, ilkel zamanlar arasındaki ilişkiyi nasıl kavradığını anlamak için arkaik insana dönmekte tereddüt göstermemiştir. Mitoloji, dini erkanlar ve semboller, bu spiritüel tecrübenin yapıcı unsurlarıdır. Menşelere ve ilkel zamanlara dönme sayesinde bu spiritüel tecrübe, arkaik insan için, gerçek bir kurtuluş tecrübesidir. Dinler Tarihçi, dini hayatın özel yapılarını ve dini realitelerin bütüncü incelenmesini gerçekleştiremediği ölçüde çalışmasını tamamlamış olmayacaktır.
Eliade'ye göre ikinci bir yol ise yorumdur. Bu yol, Homo Religiosus'un modern insana bıraktığı mirastır. Yorum, insanın, tarih öncesinden zamanımıza kadar kutsalla olan bütün karşılaşmalarını açıklamaya ve deşifre etmeye imkân tanımaktadır, Böylece O, çağdaş kültürün yaşayan kaynakları arasında yer alıyor ve yeni bir Hümanizmin yaratıcısı haline geliyor. Yine o, Batı insanının çağdaş tarihinin gereklerine, Asya, Afrika ve Avusturalya halklarının spiritüel ve kültürel uyanışlarına bir cevap teşkil etmektedir. Eliade'nin gözünde, tarihi-kültürel bir yol olan hermenötik, aynı zamanda modern insanı değiştirmeye elverişli bir pedagoji ve kültürel değerlerin yaratıcı bir kaynağıdır. Gerçekte, dini olayları yorumlamak ve anlamak yetmez. Bu olaylardan ve onların anlaşılmasından hareket ederek yaratıcı tarzda düşünmek de gereklidir. Eliade bu konuda bir model öne sürer. Bu model, Batıyı değiştiren İtalyan Renesansıdır. İşte buna benzer bir yol olan yorumda (hermeneutique), beşer tarihinin bir birlik vizyonu olmakla yetinmiyor bilakis o, dindar adam tarafından yaşanan kutsalın tecrübesine dayanan İnasanlığm manevi birliğini de tavsiye ediyor. İşte bu spiritüel birlik, yorumdan çıkarak yükseliyor. Çünkü yorum, dini dokümanlardan gelen mesajı açıklıyor ve ikinci bir adım atarak onları, bugünün insanının anlayabileceği bir şekle sokuyor. Böylece ortaya konulan bu çift hermenötik yol, dini fenomenlerin mukayeseli bir araştırmasını hedeflemektedir. Eliade birçok yerde, parlak sonuçlar veren mukayese metoduna sahip olduğumuzu belirtmiştir. Bu metod, G. Dumezil’in jenetik mukayese metodudur. Dumezil bu metodu, bütün Hindi-Avrupai medeniyetlere tatbik etmeye çalışmıştır. Bu mukayeseli araştırma, bir teoloji ile fonksiyonel ve hiyerarşik bir ideolojinin varlığını keşfe imkan vermektedir. Hindi-Avrupai kavimler bu hiyerarşik ve fonksiyonel ideolojiyi atalarından miras almışlardır. M. Eliade'nin bütün bilimsel çalışmaları şu üç şey üzerine dayanmaktadır: Tarih, Fenomenoloji ve Yorum. (Hermene-utique). Onun araştırmaları iki önemli noktada merkezileşmiştir. Biri, Kutsal, diğeri ise Semboldür. Ona göre Dinler Tarihi önce, Paleolitik dönemden bugüne kadar Dindar Adamın (homo religiosus), yaşadığı “kutsal boyutu” keşfetmeli ve anlamalıdır. Yani, Dindar Adamın davranışını anlamalıdır. Eliade'ye göre sembol ise, insana, tarih ötesi dünyaya açılma sağlamakta ve insanı Aşkın ile temasa geçirmektedir. Eliade'nin bu konudaki en aydınlatıcı çalışması, mitoloji üzerinde olmuştur. Eliade önce, Yunan, Mısır, Yakın-doğu, Hindistan gibi ülke halklarının mitolojilerini araştırır. Sonra onların üzerine “Tenkitçi tahlil” metodunu uygula***** mitolojilerin, yerinden oynadığının ve yeniden yorumlandığının farkına varır. Daha sonra Eliade, bugünün ilkel toplumlarındaki yaşayan mitolojilere yönetir. Tarihi fenomenolojiye ve yoruma dayanan araştırmasının sonunda Eliade, mitolojinin, gerçek yapıyı oluşturan tabiat üstü varlıkların aktivitesini ve hayatını içeren ve insan davranışı için normatif bir hal teşkil eden evrensel bir fenomen olduğunu ortaya koyar.
M. Eliade oldukça parlak geçen bilimsel hayatının sonlarında “Dini fikirler ve inançlar Tarihi” gibi önemli bir eseri bilim dünyasına sunmuştur. Bu kitapta, araştırmalarının ve öğretilerinin önemli yerlerini içine alan geniş bir sentez sunmaktadır. O, üç ciltlik kitabında, tarih öncesinden günümüze kadar Dindar Adamın (homo religiosus) davranışının belli başlı tezahürlerini ortaya koymaktadır. Dini fenomenlerin temel birliğini göstererek, onların ifâdelerinin tükenmez yeniliklerine işaret etmektedir. Bu üçlü yaklaşıma dayanan Dinler Tarihi, klâsik bir dinler Tarihi tipi değildir. Eliade'nin orijinal tarafı, metodunda ve perspektifindedir. Sahip olduğu geniş tarihi dökümana, yeni bir görüş açısı dahil etmiştir. Açıkça takdim edilen bir tipoloji üzerinde, kutsala dayanan, mitolojiler ve semboller arasında kavranan bir mesajı açıklamaya çalışmaktadır. İnsanlığın dini dökümanları ile ifade edilen existansiyel durumları anlamak için Eliade, dindar adamın (homo religiosus) anlaşılması gereğini vurgulamaktadır
