Hoşgeldin Misafir

Erik Erikson

ALERON

19 Şub 2020
1,030 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Erik Ericson (1902-1994)
Ericson ortodoks psikanaliz alanında Anna Freud tarafından eğitilmişti. Psikanalitik sistemin büyük kısmını elinde tutup bunu çeşitli şekillerle genişleterek oldukça popüler bir kişilik yaklaşımı ge*liştirmiştir. Erikson gelişim aşamalarını olduk*ça detaylı bir şekilde açıklamış ve kişiliğin ya*şam boyu gelişmeye devam ettiğini iddia ede*rek, kültürel, tarihsel ve sosyal güçlerin etkisi*ni onaylamıştır.
Ericson’un Hayatı
Erik Ericson kimlik krizi (identity crisis) kavramı sebebiyle oldukça tanınmış bir kişidir. Erikson bu kavramı kendi hayatının erken dönemlerinde yaşadığı kişisel krizin*den türetmiştir. “Benim en iyi arkadaşlarım bu krizi isimlendirmem ve onunla kendi içimde başedebilmem için bunu diğer insanlarda da görmem konusunda ısrar ettiler” (Erikson, 1975, ss.25-26). İlk kriz ismiyle ilgiliydi. Uzun yıllar boyunca soyadını, gerçek babası zannettiği ama aslında üvey ba*bası olan kişiden gelen Homburger olarak bildi. 39 yaşında ABD vatandaşı olduktan sonra soyadını Erikson olarak değiştirdi.
Erikson’ın ikinci kimlik krizi Almanya’da bulunduğu okul yıllan içerisinde yaşandı. Erikson kendisini bir Alman olarak düşünüyordu, oysa sınıf arkadaşları bir Yahudi olması sebebiyle onu reddetmişlerdi. Yahudi sınıf arkadaş*ları ise sarışın Avrupai görüntüsü sebebiyle ondan uzak duruyorlardı.
Üçüncü krizi liseden mezun oluşunun ardından yaşandı. Başka türlü bir yaşam sürmek isteğiyle toplumdan koptu ve birkaç yıl boyunca kimliğini arar*ken Avrupa’da amaçsızca gezdi. 25 yaşındayken kendini Viyana’da Freud’un hastalarının ve arkadaşlarının çocukları için açılmış olan küçük bir okulda öğ*retmenlik yaparken buldu. Psikanaliz alanında eğitim gördü ve hem kişisel hem de mesleki kimliğini bulduğunu ilan etti. Liseden sonra başka bir resmi eğitim görmemiş olmasına rağmen sonunda Harvard’da öğretmenliğe dek ulaştı ve modern zamanların en etkili psikanalistlerinden birisi oldu.
Psikososyal Gelişim Aşamaları
Erikson’ın teorisi gelişimsel veya yaşam-boyu-gelişim üzerinde duran bir yaklaşımdır. Kişilik gelişiminin doğumdan yaşlılığa dek, bireyin tüm yaşamı boyunca sürdüğü üzerinde önemle durmuştu. Kişilik gelişimindeki ana tema*sı ego benliğinin araştırılması idi.
Erikson yaşamı, her biri çözümlenmesi gereken bir çalışma veya kriz içe*ren sekiz psikososyal aşamaya (psychocial siages) ayırmıştı. Sosyal ve fizik*sel çevreler yeni taleplerde bulunduğu için bu çatışmalar her bir gelişim aşa*masında ortaya çıkar. Birey bu çatışmaya başa çıkmak için iki yoldan birisini seçmek durumundadır; uyumlu veya uyumsuz yol. Birey sadece her bir geli*şim aşamasındaki kriz çözüme kavuşturulduğunda ve kişilik değiştiğinde bir sonraki gelişim aşamasıyla uğraşmaya hazır olur.
Biyolojik ve cinsel faktörlerden ziyade sosyal faktörler üzerinde yoğunlaş*masına rağmen Erikson’ın ilk dön aşaması, Freud’un oral, anal, fallik ve gizli*lik dönemlerine benzer. Son dört aşama Erikson’ın sistemine özgüdür. Bu aşa*malar bireyi ergenlikten yaşlılığa kadar götürür ki, bu dönemler Freud (aralın*dan oldukça ihmal edilmiştir.
Bu gelişim aşamalarının her biri bir kriz ile tanımlanacak kadar gerilim yüklüdür. Ancak eğer bu krizler uyumlu yollarla çözümlenecek olursa olum*lu sonuçlar elde edilebilir. Eğer bu aşamalardan birisinde başarısız olursak ve*ya bu gerilime uyumsuz bir davranış tarzıyla karşılık verirsek, bu durum son*raki gelişim aşamalarında başarılı ve yerinde uyum davranışları yoluyla düzel*tebilir. Bu nedenle tüm kişilik gelişimi aşamalarında geleceğe ait sonuçlar hakkında iyimser olabiliriz.
Erikson bizim kendi gelişimimizi bilinçli olarak her bir psikososyal gelişim aşamasına doğru yönlendirdiğimiz düşüncesindedir. Bu düşünce Freud un bi*zim çocukluk yaşantılarımızın bir ürünü olduğumuz ve kişiliklerimizi hayatı*mızın sonraki dönemlerinde değiştiremeyeceğimiz düşüncesine çok terstir. Erikson çocukluk yaşantılarının önemini kabul etmiş olmasına rağmen, son*raki aşamaların olumsuz çocukluk yaşantılarının sonuçlarını yok edebileceği*ni ve bizim nihai hedefimize -olumlu bir ego benliği oluşturmak- yaklaştıra*bileceğini iddia etmiştir.
Benlik Krizi
Ego benliği meselesi ergenlik dönemi boyunca (ortalama 12-18 yaş ara*sında) çözümlenmelidir. Kişi geçmişi ile geleceği arasında bir süreklilik sakla*yacak bir kendilik imgesi (self-image) şekillendirerek kimliğini pekiştirmek zorundadır. Erikson a göre bir kimlik oluşturmak ve bunu kabullenmek oldukça zor ve anksiyete üreten bir süreçtir. Ergen kendisine en uygun olanı bu*labilmek için farklı rolleri ve ideolojileri denemek zorundadır.
Güçlü bir kimlik duygusu oluşturabilen insanlar yetişkin hayatına ait prob*lemlerle başa çıkmak için iyi bir donanıma sahiptirler. Böylesi bir kimliği oluş*turmada başarısız olanların bir kimlik krizi yaşadığı söylenir. Bu insanlar, tıpkı bir zamanlar Erikson’ın da yaptığı gibi, normal hayat döngüsünden (eğitim, iş, evlilik) el etek çekebilir ve muhtemelen uyuşturucu bağımlılığı ve suç gibi sos*yal olarak kabul edilemez davranışlarla olumsuz bir kimlik arayışına girebilirler.
Kadın ve Erkek Arasındaki Kişilik Farklılıkları
Erikson’ın çalışmasının tartışmalar yol açan bir yönü cinsler arası kişilik farklılıklarının biyolojik kökenli olduğu ve erkek cinsel organının varlığı veya yokluğu ile ilişkili olduğu iddiasıdır. Freud da bir çalışmasında bu yönde bir sonuç çıkarmıştı. Erikson’ın da aynı sonuca ulaşması sadece Freud’la aynı fi*kirde olmasından değil, kendisinin yaptığı çalışmanın da aynı yönde sonuç vermesindendir. Erikson dikkat çeken bu çalışmasında 10-12 yaş arası kız ve erkek çocuklara oyuncak figürler ve tahta bloklar vererek bu malzemelerden neler oluşturduklarını incelemiştir (Erikson, 1968).
Kız çocuklarının yapılarının daha alçak ve statik, erkek çocukların yapıla*rının ise hareket yönelimli ve göze çarpacak derecede yüksek, kule benzeri ol*duğu görülmüştür. Erikson bunu erkek ve kız çocukların kendi üreme organlarını sembollerle anlattıkları şeklinde yorumlamıştır. Bununla birlikte bu farklılığın erkek çocukların kızlardan daha saldırgan olarak yetiştirildikleri cinsel rol eğitiminin etkisinden kaynaklanmış olabileceğini de itiraf etmiştir.
Yorum
Erikson’ın ego kimliği kavramı üzerine çok sayıda araştırma yapılmıştır. Çalışmalar genel olarak göstermiştir ki, güçlü ve olumlu bir kimlik geliştiren ergenler erken gelişim aşamalarının krizleriyle daha uyumlu yöntemler kulla*narak başedebilmektedir. Zayıf bir ego kimliği geliştirmiş ergenler bu krizleri uyumsuz yollarla çözmektedir.. Bazı araştırmalar ise kimlik krizinin Erik*son’ın ileri sürdüğü dönemden daha sonra ortaya çıktığını göstermiştir. Bir araştırmacı kimlik krizinin ergenliğin son dönemlerinde başladığı ve denekle*rin %30′unun 24 yaşında hala kimlik arayışı içerisinde olduğu sonucuna ulaş*mıştır (Archer, 1982). Diğer bulgular liseden sonra tam zamanlı bir işe giren ergenlerin, işe gitmeyip fakülteye devam eden ergenlere göre ego kimliği oluşturmaya daha yatkın olduğunu ortaya koymuştur. Fakülte yılları ego kimliği*nin oluşumunu geciktirebilmektedir.
Psikososyal gelişim aşamalarının çocukluk dönemini destekleyen çok sayı*da araştırma vardır. Son gelişim aşaması olan olgunluğa daha az dikkat çekilmiş*tir. Eleştirmenler Erikson’ın kendisinin dahi bu konu hakkında söyleyecek çok az şeyi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu eleştirilere 1986 yılında, yani 84 yaşın*dayken, yazdığı bir kitapla cevap vermiştir ki, bu kitap hayatının son yıllarında dahi teorisini geliştirme ve uygulama konusundaki canlılığını göstermektedir.
Erikson’ın çalışmaları psikanaliz, eğitim, mesleki rehberlik ve evlilik da*nışmanlığı üzerinde oldukça etkili olmuştur. Yaşam-boyu-gelişme psikolojisi*nin yükselişi, orta yaşın ve yaşlılığın gelişimsel problemlerine yönelik genel il*gi Erikson’ın düşüncelerinin doğrudan ortaya çıkan doğal sonucudur. Erik*son’ın kitabı oldukça popüler olmuş ve Erikson’ın bir resmi haftalık Newsweek ve New York Times Magazine dergilerine kapak olmuştur.
Günümüzde Psikanalitik Gelenek
Freud dönemi ve Freud’dan sonraki dönemde psikanalitik ekolün içindeki bölünme ve çeşitlilikleri inceledik. Günümüz düşüncelerinin çoğu Freud’un düşünceleri ile ancak çok az benzerlik gösterir ve belki de sadece bir ihtimalden ötürü, psikoloji içerisindeki davranışçı/deneysel kanattan ayırt etmek için hala psikanalitik olarak isimlendirilmektedirler.
Psikanaliz davranışçılıkla karşılaştırıldığında, yenilikçi gelişim aşamalar tarafından çok daha fazla parçalara ayrılmıştır. Yeni-davranışçılar ve yeni yeni-davranışçılar tarafından ortaya konulan değişikliklere rağmen, hepsi J. B. Watson’ın belirli bir kalıptaki davranışın araştırmanın odağında olması gerektiği görüşünü paylaşmaktadır. Oysa Freud’un takipçilerinin çoğunluğu, çalışmalarının odağında bilinçaltı veya biyolojik güçler olması gerektiği veya insan davranışını motive eden güçlerin cinsellik ve saldırganlık olduğu konusundafikir ayrılığı içerisindedir.
Davranışçılıkla karşılaştırıldığında günümüzde psikanalizin çok daha fazla alt ekollere bölündüğü görülür. Bu bakış açılarının çokluğu bir güç ve canlılık veya zayıflık ve başarısızlık işareti olarak ele alınabilir. Bu gelişmeleri değerlen*dirmek için henüz çok erkendir. Bu ekoller hala kendi tarihlerini oluşturmak*tadır. Bununla birlikte sayılan ve çeşitlilikleri, yüzyıl önce Sigmund Freud ta*rafından başlatılan bu hareketin günümüzdeki önemini kanıtlamaktadır.
KAYNAK:
SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen (2002) A History Of Modern Psychology
Anahtar Kelimeler: benlik krizi • eric ericson • eric ericson kimdir • eric ericsonun hayatı • eric ericsonun sistemi • ericsonun psikososyal gelişim aşamaları • günümüzdeki psikanalitik gelenek • kadın ve erkek arasındaki kişili farklılıkları • psikanalizin muhalifleri • psikanalizin türevleri



Erik Erikson’un Psikososyal Kişilik Gelişimi Kuramı

Kişilik gelişimini belli dönemlere ayırarak ele alan Erikson, sekiz psikososyal dönem tanımlamıştır. Bu dönemlerin ilk beşi Freud’un psikoseksüel kişilik gelişim dönemlerine benzer.

Bu sekiz dönem daha çok “aşama” olarak adlandırılır ve “aşamalı oluşum ilkesi” olarak bilinir.

Erikson’un kuramındaki diğer bir önemli kavram “psikosoyal kriz”dir. Erikson’a göre her gelişim aşaması çevrenin gereklerine uyum sağlayarak kişinin aşma zorunda olduğu çatışmalar ve gerilimlerle belirlenmiştir. Bu çatışmalar ve gerilimler süresince bireyin kimliği tümüyle korunmaktadır. Ancak gelişimin sağlıklı sürdürülebilmesi için her aşamadaki kriz başarıyla çözümlenmelidir. Eğer kriz ilgili aşamada çözümlenemez ise sonraki aşamalardaki krizin tetik noktasını oluşturabilir ve çözümleninceye kadar sorun yaratır.


Bireyin ilgili aşamadaki krizi atlatabilmesi o aşamaya özgü temel gelişim görevinin tamamlanması anlamına gelmektedir. Bir aşamayı yaşayan birey önceki aşamalardan kalan sorunlarla birlikte yaşamını sürdürebilir ancak bireyin çeşitli zorlanmalar karşısında bir önceki aşamaya gerilemesi mümkündür.

PSİKOSOSYAL GELİŞİM AŞAMALARI

Bebeklik Dönemi, Temel Güven – Güvensizlik (0-1)
Okul Öncesi Dönem, Özerklik – Kuşku/Utanç (1-3)
Okul Öncesi Dönem, Girişimcilik – Suçluluk (3-6)
Çalışkanlık – Aşağılık Duygusu (6-12)
Ergenlik Dönemi, Kimlik Kazanma – Rol Karmaşası (12-20)
İlk/Genç Yetişkinlik Dönemi,Yakınlık – Yabancılaşma/Yalıtılmışlık
Yetişkinlik Dönemi, Üretkenlik – Verimsizlik/Durgunluk
Yaşlılık Dönemi, Benlik Bütünlüğü – Umutsuzluk
1. Aşama: Temel Güven – Güvensizlik (0-1 yaş)

(Bebeklik Dönemi)

Yaşamın kazanılan ilk olumu duygusu temel güven duygusudur ve bebeğin çevresindeki kişilerle ilişkilerinin kalitesi çocuğun temel güven duygusunu etkilemektedir.

Yaşamının ilk yılında bebeğin ihtiyaçlarının yani bakımı ile sevgi ihtiyacının sürekli ve tutarlı bir biçimde doyurulması gerekmektedir ki çocuk “dış dünya güvenilir” duygusunu geliştirebilsin. Çünkü bebek kontrol edemediği bir dünyada kendini güven içinde hissetme ihtiyacı içindedir ve insanlara karşı güven duygusu geliştirmelidir. İhtiyaçlarının doyurulması büyük ölçüde anne ya da onun yerine geçen yetişkine (örneğin bakıcı) bağlıdır.

Güven duygusu beraberinde beslenme kolaylığı, derin uyku ve bağırsakların çalışmasını getirir.

Temel güven duygusunu geliştiremeyen çocuk kendi dışındaki insanların güvenilmez olduğuna inanı ve dış dünyayı düşmanca bulur.

2. Aşama: Özerklik – Kuşku/Utanç (1-3)

(Okul Öncesi Dönem)

Bu aşamada çocuk yürümeye, konuşmaya başlar. Bunun yanış sıra kas kontrolü ortaya çıkar ve çocuk koşmaya, istediği nesneleri alıp istemediklerini bırakmaya başlar. Kas kontrolünün sonucu olarak tuvalet kontrolü de sağlanır ve çocuğun anneye bağımlılığı azalır. Anneye bağımlılığı azalan çocuk kendini keşfeder ve yapabileceklerini anlamaya yönelik özerk/ bağımsız davranışlar geliştirir. Bu bağımsız davranabilme çocukta yeterlilik duygusu, kendi duygu/ düşünce ve davranışlarının doğruluğuna inanma gibi olumlu sonuçlar doğurur.

Bu noktada ebeveynlerin tutumu önemlidir. Baskıcı, aşırı koruyucu ya da aşırı izin veren bir tutum içine girilmemelidir. Çocuğa kendi başına üstesine gelebileceği hederler oluşturularak girişimleri desteklenmelidir. Çocuğun başarıları ödüllendirilmeli, başarısızlıkları görmezden gelinmelidir.

Çocuğun özerk davranışları engellenirse çocuk kendinden kuşku ve utanç duyar, kendini yetersiz hisseder.

3. Aşama: Girişimcilik – Suçluluk (3-6)

(Okul Öncesi Dönem)

Çocuğun psikomotor ve dil gelişimi onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına, bu da girişken olmasına olanak tanımaktadır. Bu dönemde çocuğun merakı artar, sorular sorar ve çevresini araştırır.

Bunun yanı sıra problem oluşturan davranışları da artar. Ancak çocuğun koşmasına, atlamasına, istediği gibi oynamasına izin verilmelidir. Yani çocuğun kendini keşfedebilmesi için gerekli yaşantıları kazanması sağlanmalıdır. Girişimleri desteklenmeli, soruları ilgi ile cevaplanmalı, kendi kararlarına dayalı anlamlı seçimler yapabilmelerine olanak tanıyan seçenekler yaratılmalıdır.

Kendi başlattığı eylemlerden dolayı çocuk eleştirilmemeli, cezalandırılmamalı, girişimleri engellenmemelidir.

Girişimleri engellenen, eleştirilen ve cezalandırılan çocuk yanlış bir şey yaptığına inanarak suçluluk duygusu edinir.

4. Çalışkanlık – Aşağılık Duygusu (6-12)

Çocuğun okula başladığı bu dönemde sosyal dünyasında önemli bir değişim meydana gelir. Ebeveynlerin çocuk üzerindeki etkisi azalırken öğretmenin ve arkadaşların etkisi artar.

Bu aşamada “bir işi planlama, işbirliği yapma, öğrenme ve işi başarma” özel bir öneme sahiptir. Çünkü başarma beraberinde “çalışkanlığı” getirir. Çalışkanlık duygusu, çocuğun kendine ve yeteneklerine karşı olumlu bir tutum geliştirmesine, gelecekteki başarılarının temelini oluşturan akademik özgüvenin gelişmesini sağlar.

Çocuk bu dönemde başarılı ve yeterli olmaya isteklidir. Kendi gücüne güven duymak ister. Kendisiyle ilgili yeterlilik duyguları geliştirebilir. Bu noktada çocuğun başarılarını takdir eden, ona “ben başarılıyım” duygusunu yaşatan ve başarılı olabileceği alanlara yönlendiren ebeveyn ve öğretmenler çocuğun bir sonraki gelişim dönemine güvenle girmesine yardımcı olurlar. Bu nedenle çocuğa gücü ölçüsünde sorumluluklar verilmeli, başarı tattırılmalı ve küçük hataları görmezden gelinmelidir.

Başarısı desteklenmeyen, diğer çocuklarla kıyaslanan çocuklar kendini yetersiz, beceriksiz, değersiz, işe yaramaz ve aptal biri olarak algıla ve aşağılık duygusu edinir.

5. Kimlik Kazanma – Rol Karmaşası (12-20)

(Ergenlik Dönemi)

Erikson, ergenlik dönemine çok önem vermiştir. Çünkü ergenlik dönemini birey için ikinci bir şans olarak görmektedir. Daha önceki aşamalarda çözümlenmemiş ola sorunlar ergenlik döneminde yeniden gündeme gelir ve çözümlenebilir. Bunun yanı sıra Erikson ergenlik döneminin, sonraki aşamalarda karşılaşılabilecek sorunların çözümü açısından bir temel oluşturacağını düşünür.

Ergenlik değişim ve karmaşasını çözümleyip anlamlandırmak “kimlik gelişimi” kavramını beraberinde getirmektedir. Kimlik arayışının önemli alanları “cinsel, toplumsal ve mesleki”dir.

Cinsel kimlik bu dönemde özellikle sorgulanır. Karşı cinsten birinin kendisini nasıl gördüğü ergen açısından çok önemlidir.
Toplumsal kimlik, toplumun gözünde kabul edilmek anlamına gelmektedir. Bunun en kolay yolu ise toplumdaki kahramanlara benzemektir
Mesleki kimlik, “Ben ne yapabilirim? Ne yapmalıyım? Gelecekte ne olmalıyım?” sorularının yanıtıdır.
Kimlik karmaşası içinde gelecek ile ilgili kararlar oluşturmada ebeveynlerden çok akranların etkisi vardır. Ancak ebeveyn ve öğretmenler ergenin olası toplumsal rollrini araştırmasına fırsat vermeli, başarılı rol modelleri göstermelidir.

Aksi takdirde birey gelecekte ne yapmak istediğine karar veremeyen, olgunlaşmamış bir yetişkin olabilir.

6. Yakınlık – Yabancılaşma/Yalıtılmışlık

(Genç Yetişkinlik)

Ergenlik döneminde kimliğini kazanan kişi başkalarıyla dostluklar ve yakın ve sağlıklı ilişkiler kurabilir. (Burada sözü edilen yakınlık bireyin kendi bütünlüğünü koruyarak bir başkasının kimliği içinde kendini bulmasıdır).

Bireyin yaşamında sevgi ilişkisi ön plandadır.

Bu dönemdeki kriz başarılı bir şekilde atlatılırsa birey güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olacaktır.

Aksi takdirde birey başkalarıyla anlamlı ilişkiler kurma konusunda başarısız olacaktır.

7. Üretkenlik – Verimsizlik/Durgunluk

(Yetişkinlik Dönemi)

Önceki aşamaları başarılı olarak atlatmış olan birey bu aşamada üretken, verimli ve yaratıcıdır. Kimliğini kazanmış olan birey evlilik, meslek edinme ve mesleğini sürdürme görevlerini başarıyla tamamlamışsa kendini iyi hisseder. Çocukları yoluyla neslini sürdürmek onun için önemlidir. Ev yaşamının dışında toplumda da faydalı olma çabası içindedir. Kendinden sonraki kuşakların yetiştirilmesine yönelik sorumluluk üstlenebilir ve gençleri yaratıcılık, üretkenlik konusunda yönlendirir.

Bunları yapamayan birey işe yaramama duygusuna kapılarak durgunluk dönemine girebilir. Çevrelerine karşı kayıtsız tavırlar geliştirebilir, sahte ve yüzeysel ilişkiler kurabilir, kendi çıkarlarına öncelik verirler.

8. Benlik Bütünlüğü – Umutsuzluk

(Yaşlılık Dönemi)

Yaşlılık döneminde kimliğine uygun yaşama biçimi bulabilen bireyler ego/benlik bütünlüğü duygusuna sahip olurlar. Geçmişleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunup geçmiş yaşamları hakkında olumlu duygulara sahip olurlar. Bu tip bireyler hoşgörülü ve huzurlu yaşılardır. Ölümü kabullenmişlerdir ve kalan zamanlarını mutlu geçirme çabası içindedirler.

Eğer birey geçmişi değerlendirdiğinde zamanının boşa geçirmiş olduğuna, yaşamının başarısızlıklarla dolu olduğuna inanırsa değişiklik yapmak için çok geç olduğunu düşünür ve umutsuzluğa kapılır. Klinik ve antropolojik araştırmalar bu tip bireylerin ego bütünlüğünde kayıp ya da azalma olduğunu göstermiştir. Bu tip bireyler inatçı ve huysuz yaşlılardır. Ölümden korkarlar ve uyumsuzdurlar.

Bu sekiz aşamaya göre kimlik duyguları:

Aşama: “Bana ne verildiyse ben oyum”
Aşama: “Ne yaparsam ben oyum”
Aşama: “Hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim”
Aşama: “Ne öğrenirsem ben oyum”
Aşama: “Ben kimim?”
Aşama: “Biz sevebildiklerimizin tümüyüz”
Aşama: “Ben ürettiğim şeyim”
Aşama: “Ben geride bırakabildiklerimim”