En genel anlamıyla geleneğin ya da gele*neklerin egemen olduğu toplum biçimi olarak tanımlanabilecek olan geleneksel toplum terimi, çağdaş sosyolojinin tartış*ma gündeminde özellikle 196CTU yıllar*dan sonra kendine bir yer bulmuşsa da, ta*rihi hemen hemen sosyolojıninkiyle birlik*te başlamıştır. Çeşitli sosyolog ve antropo*loglar ve sosyal düşünürler tarafından de*ğişik tanımları yapılan geleneksel toplu*mun ana özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
a) Modern toplumun sanayileşme, kent*leşme, bireyleşme, akılcılık, piyasa ekono*misi gibi özelliklerine sahip değildir.
b) İnsan ilişkileri duygusal, samimi ve yüz-yüzedir.
c) Örgütler henüz uztnanlaşmamıştır.
d) Aile ve birincil grup ilişkileri egemen*dir.
e) Kitlesel okur-yazarlık yoktur.
f) Toplumsal hareketlilik (dikey olsun, yatay olsun) çok yavaştır.
g) Değişme (sosyal değişme) "gele-nek"in ve geleneğin belirlediği siyasal ya-pımn "içinde" vuku bulur, yani geleneksel yapı büyük ölçüde değişmeden muaf ka*lır.
h) Toplumun alt-unsurlan, kültürel faa*liyetler, sosyal ilişkiler, hep toplumun ana dinamiğini besleyecek biçimde çalışarak toplumun çerçevesinin korunmasına yar*dıma olurlar ve böylece modern toplum*larda görülen toplumsal unsurlardaki da*ğınıklık geleneksel toplumlarda yerini bir bütünlüğe bırakır (istikrar).
Tüm bu özellikler gerçekte birer soyutla*ma olup onların "gerçekten" geleneksel topluma ait olup olmadığı konusu tam bir
belirlilik göstermez. Geleneksel topulu-mun kabaca geleneğe bağlı olduğu doğru*dur, am&bu Burke'ün sözünü ettiği insan hakları, fikir Özgürlüğü gibi değerleri için*de barındıran "liberal gelenek" gibi sckü-ler nitelikte değil, terimin hem metafizik, hem de sosyolojik anlamlarında "Kutsal" (sacred) bir niteliktedir. "Kutsal", dolayı*sıyla da "gelenek" terimleriyle çok yaba bir ilişkisi olan" hiyerarşi", geleneksel top*lumun ana unsurlarından biridir. Geleneksel bir toplum, içinde yaşadığımız top*lum gibi difüze, yani toplumsal katmanla*rın kaynaşıp birbiri içinde eridikleri ve toplumsal bakımdan bir ast-üst ilişkisini^ ortadan kalktığı toplumlardan oldukça farklı olarak hiyerarşik bir toplum görün*tüsü sunar. Toplumda kararlan yalnız hi*yerarşinin en üstünde yer alan yöneticiler alır. Yoneticilerse meşruiyetlerini kutsal (ilahi) bir kaynaktan aldıkları için toplum alt katmanları yöneticilerin dikey kararla*rına tabidirler. Yöneticiler Tann'mri yer*yüzündeki halifesi ya da gölgesi veya veki*lidirler. Dolayısıyla geleneksel toplumun oldukça net bir modelini Devlet adlı kita* bında sunan Platon, sıradan halkın yöneti*cileri, bîr peygambere tabi imiş gibi taklit etmeleri gerektiğini söylemiş ve hiyerar-şik bir toplum modeli ortaya koymuştur.
Geleneksel toplumun hiyerarşik bir top*lum olmasının yanısıra, değişimi redde*den ya da değişimden hoşlanmayan bir toplum olduğu da vurgulanmalıdır. Mo*dem toplum gibi "mozaik" bir toplum tipi olmadığından, her parçası ya da kısmı "or*ganik" bir birliktelik içinde ve birbirini besleyecek tarzda faaliyet gösterir. Bu ne*denle unsurlardan birindeki değişim he*men yapının değişmesine yol açmaz, tersi*ne yapı tarafından kontrol altına alınır. Zamansal değişme dediğimiz-fenomenin geleneksel toplumlarda olmayışı (ya da gözle görülemeyecek bir mikyasta oluşu) omu modern toplumdan ayıran en önemli yanıdır. Mekânsal değişme (örneğin göç*ler, sürgünler vb.) ise geleneksel toplum*larda mevcuttur. Örneğin her nesilia ken*disine farklı meşguliyetler bulduğu mo*dern toplumlardan ayrı olarak geleneksel toplumlarda meslek, babadan oğula ge*çen? bir şeydir, yani zamanın geçmesiyle meslek değişmez. Bu da gelenğin (elden ele aktarmanın) bir uzantısıdır. Gelenek*sel toplumlar değişmeyen, kalıcı ve kutsal bir odak kurarak değişmeleri kontrol ede*bilmiştir. Modern toplumlar ise değişim*lere kapılarını sonuna kadar açarak her türlü değişmenin iyi olduğu gibi bir yanıl*gıya zemin hazırlamışlardır. vErnest Gellner, geleneksel toplumları modern toplumdan ayırt eden şeyin ne ol*duğuna dair araştırmalarında modern toplumun "içinde yaşadığımız dünyâyla içinde düşündüğümüz dünyayı" birbirin*den ayırdığını, bunları birbirinden bağım-sızlaştırdığını söyler ve geleneksel bir top*lumda doğal dünya ile sosyal ve ahlaki dünyanın birbirinden ayrılmamış olduğu*nu ve birbirini besleyecek tarzda kuruldu*ğunu belirtin "Geleneksel bir toplumda" der Gellner, "sözgelimi neyin yenip yen*meyeceğinin mantığı siyasal ya da ekono*mik faaliyetleri yöneten öncüllerle aynı kaynaktan çıkmaktadır." Gerçekte bu nokta, yani piyasanın (ekonominin) toplu*mun dokusundan ve değerlerinden kop-madığı geleneksel toplum fikri Kari Pj> lanyi'nin Büyük Dönüşüm (Great Trans-formaüon) adlı kitabında enine boyuna in*celenmiştir. Polanyi modernlik-öncesi toplumlarda piyasanın bağımsız bir ku*rum olarak topluma kendi isteklerini dik*te ettirmediğini, tersine onun toplumun,
kamunun bir parçasını oluşturduğunu ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere faaliyet gösterdiğini söyler. Bu konu daha yalanlarda Wright Mills ve J. Habermas gibi düşünürler tarafından da vurgulan*mış ve toplum üzerinde ekonomik ve poli*tik çıkarları olanların kurduğu hegemon*yanın bİr"kamualanı" oluşturmasıyla yıkı*labileceği öne sürülmüştür.
Geleneksel toplumlar üzerine yapılan ti*polojiler oldukça kabarıktır ve sayıları gi*derek artmaktadır. Genellikle tarihsel ti-polojiler olan bunları şöyle sıralayabiliriz: Maine'in "Statüler" ve "Sözleşme" (con-tract); Tönnies'in "Cemaat" ve "Toplum"; Weber'in "Statü" ve "Sınıf, St.Simon'un "Üç Aşama"; Spencer'in "Askerî" ve "Sı*nar ; 00016/111 "Birincil" ve "İkincil Grup*lar"; Durkheim'in "Mekanik" ve "Orga*nik"; Redfıeld'in "Folk" ve "Şehir"; Bec-ker'in "Kutsal ve Laik"; Marks'ın "Feo*dal" ve "Kapitalist" (ya da "sosyalist") kate*gorileri, birincisi geleneksel, ikincisi mo*dern topluma karşılık olan tipolojilerdir. Bu tipolojiler zorunlu olarak birinden öbürüne geçileceğini öne sürmüşler ve ba*zıları ise normatif bir dille bunun gereklili*ğini vurgulamıştır. Biz burada Tönnies ve Durkheim'in toplumsal grup tipolojileri olmayıp, toplumsal ilişkilere dayanan ti-polojilerini kısaca özetleyeceğiz.
Durkheim, benzerliğe dayalı bir dayanış*ma üzerine kurulmuş toplumlarla (meka*nik dayanışma), işbölümüne dayalı bir da*yanışma üzerine kurulmuş toplumları (or*ganik dayanışma) birbirinden ayırır. Durkheim'a göre mekanik dayanışma il*kel, yüzeysel ve insiyakı (iç güdüsel) dir. Buna karşılık iş bölümü bir toplumda uğ*raşları birbirini tamamlayan üyelerin kar*şılıklı bağımlılığına dayanan rasyonel bir dayanılmayla sonuçlanır. Mekanik dayanışmamn geçerli olduğu toplumlarda bi*rey, topluluktan kopmamış, onun içinde bir bakıma "erimiş" durumdadır. Buna karşılık organik dayanışma, her biri kendi kişiliğini, bir birey olarak kendi benliğini geliştirmiş; birbirlerine karşılıklı bir ihti*yaç duyan ve karşılıklı bağımlılıklarının rasyonel olarak bilincine varan insanları bir araya getirir.
Tönnies'in "topluluk" (cemaat ya da community) ile "toplum" (society) arasın*da yaptığı ayrım her ne kadar Marks'm ekonomik temele dayalı ve evrimci tipolo-jîsinden etkilenmişse de, daha çok iki ira*de biçimini, "organik" irade ile "düşünül*müş" iradeyi birbirinden ayıran psikolojik bir teoriye dayalıdır. Birinci irade biçimi duygusal eylemlere, tutku, sevgi ve nefre*te, yiğitlik ve korkuya, iyilik ve kötülüğe vb. yol açar. İkincisi ise akla, ölçüp biçme*ye, çıkara dayanan eylemlere, para, ikti*dar vb- arayışlarına yol açar. "Topluluk" organik iradeye denk düşer; birbirine sa*mimiyetle bağlanan insanlar arasında geli*şir. Bunlar aile, akrabalık, klan gibi kana bağlı; komşuluğa dayanan anlayışa bağlı topluluklar şeklinde birkaç türe ayırır. "Toplum" ise tersine çıkara dayalı ilişkiler*den kurulmuştur; sanayi ve ticaret işlet*meleri, baskı grupları, savunma dernekle*ri gibi.
Bu iki tipoloji arasındaki benzerlikler önemlidir. Topluluk, "benzerlik" üzerine kurulmuş "toplum"dur, "toplum" ise "iş bölümü" dayanışmasına dayanan bir top*lumsal gruptur. Fakat Tönnies daha çok psikolojik, Durkheim ise sosyolojik bir öl*çüt kullanmaktadır. Ancak her iki tipoloji-nin kategorilerinin belli tercihler doğrul*tusunda oluşturulduğu da söylenmelidir. Tönnies'in "topluluk" (cemaat) dediği ka*tegori ortaçağ Germen kırsal topluluğundan esinlenmiş olup, tercihini ondan yana yapmış ve "toplum" kategorisini soğuk ve samimiyetsiz bularak onun adeta insan ilişkilerinde bir gerilemeyi ifade ettiğin*den sözetmistir. Oysa Durkheim'a göre mekanik dayanışmadan organik dayanış*maya geçiş, toplumlar adına bir ilerleme*dir ve tercihi de ikinciden yanadır.
Görüldüğü gibi hemen tüm toplum tipo*lojileri -global ve tarihsel tipolojiler ol*sun, toplumsal grup ya da toplumsal ilişki tipolojileri olsun- belli bir değer yargısını beraberinde getirmektedir. Bu, gelenek*sel ve modern toplum ayrımını yaygınlaştı*ran Dam'el Lerner'in durumunda da gö*rülmektedir. Lerner "geleneksel toplum -geçiş toplumu - modern toplum" şeması*nı oluştururken gerçekte pozitivist ve ev*rimci bir model kurmakta ve tüm toplum*ların bu evrelerden geçmesi gerektiğini id*dia etmektedir. Oysa daha relativist bir açıdan bakıldığında her toplumun "kendi*sinde başlayıp kendisinde biten bir dün*ya" olduğu ve her toplumun kendisine öz*gü bir gelişme çizgisi izlediği söylenebilir. Örneğin Doğulu toplumlar her zaman bu tür tipolojUerin başını ağrıtan yapılarıyla ayrı bir modernleşme çizgisi izlemişler*dir. Sözgelimi İran, XX. yüzyılın sonların*da modernleşmenin "kale"sinde geri yön*de açılmış bir gedik olarak gözükmekte ve geleneksel toplumun yapısına daha ya*lan bir özellik sergilemektedir.
Son olarak şunlar söylenebilir: "Modern ve geleneksel toplum ayrımları Batılı sos*yologların "ileri-geri kalmış" ya da "gelis,-miş-az gelişmiş" gibi kavramlarla toplum*lara bakarak geliştirdikleri bir takım teori*ler olup, geleneksel ya da modernlik-ön-cesi toplumların özelliği diye sıralananla*rın genellikle Batı feodalitesinden alın*mış olduklarım söylemek gerekir. Sosyolojide ve antropolojide ilkel toplum teri*minin bir çok eleştiriye uğraması üzerine "geleneksel toplum" teriminin yeğlenme*si de gösteriyor ki, geleneksel toplum bu sosyologların, içinde Gelenek'in toplumu bir bütün olarak beslediği ve damarlarına kutsal (ilahi) olanı zerkettiği ve değerleri*ni O'nun rengine boyadığı bir toplumdan çok ilkel, farklılaşmamış, gelişmemiş, ka*tegorilerine sığdırılmak istenen bîr top*lum tipidir. Oysa müslümanlann gelenek*sel toplum teriminden anlamaları gere*ken tam da budur.
Mustafa ARMAĞAN
Bk. Gelenek; İlkel Toplum; Kutsal; Sosyo*loji; Toplum.
a) Modern toplumun sanayileşme, kent*leşme, bireyleşme, akılcılık, piyasa ekono*misi gibi özelliklerine sahip değildir.
b) İnsan ilişkileri duygusal, samimi ve yüz-yüzedir.
c) Örgütler henüz uztnanlaşmamıştır.
d) Aile ve birincil grup ilişkileri egemen*dir.
e) Kitlesel okur-yazarlık yoktur.
f) Toplumsal hareketlilik (dikey olsun, yatay olsun) çok yavaştır.
g) Değişme (sosyal değişme) "gele-nek"in ve geleneğin belirlediği siyasal ya-pımn "içinde" vuku bulur, yani geleneksel yapı büyük ölçüde değişmeden muaf ka*lır.
h) Toplumun alt-unsurlan, kültürel faa*liyetler, sosyal ilişkiler, hep toplumun ana dinamiğini besleyecek biçimde çalışarak toplumun çerçevesinin korunmasına yar*dıma olurlar ve böylece modern toplum*larda görülen toplumsal unsurlardaki da*ğınıklık geleneksel toplumlarda yerini bir bütünlüğe bırakır (istikrar).
Tüm bu özellikler gerçekte birer soyutla*ma olup onların "gerçekten" geleneksel topluma ait olup olmadığı konusu tam bir
belirlilik göstermez. Geleneksel topulu-mun kabaca geleneğe bağlı olduğu doğru*dur, am&bu Burke'ün sözünü ettiği insan hakları, fikir Özgürlüğü gibi değerleri için*de barındıran "liberal gelenek" gibi sckü-ler nitelikte değil, terimin hem metafizik, hem de sosyolojik anlamlarında "Kutsal" (sacred) bir niteliktedir. "Kutsal", dolayı*sıyla da "gelenek" terimleriyle çok yaba bir ilişkisi olan" hiyerarşi", geleneksel top*lumun ana unsurlarından biridir. Geleneksel bir toplum, içinde yaşadığımız top*lum gibi difüze, yani toplumsal katmanla*rın kaynaşıp birbiri içinde eridikleri ve toplumsal bakımdan bir ast-üst ilişkisini^ ortadan kalktığı toplumlardan oldukça farklı olarak hiyerarşik bir toplum görün*tüsü sunar. Toplumda kararlan yalnız hi*yerarşinin en üstünde yer alan yöneticiler alır. Yoneticilerse meşruiyetlerini kutsal (ilahi) bir kaynaktan aldıkları için toplum alt katmanları yöneticilerin dikey kararla*rına tabidirler. Yöneticiler Tann'mri yer*yüzündeki halifesi ya da gölgesi veya veki*lidirler. Dolayısıyla geleneksel toplumun oldukça net bir modelini Devlet adlı kita* bında sunan Platon, sıradan halkın yöneti*cileri, bîr peygambere tabi imiş gibi taklit etmeleri gerektiğini söylemiş ve hiyerar-şik bir toplum modeli ortaya koymuştur.
Geleneksel toplumun hiyerarşik bir top*lum olmasının yanısıra, değişimi redde*den ya da değişimden hoşlanmayan bir toplum olduğu da vurgulanmalıdır. Mo*dem toplum gibi "mozaik" bir toplum tipi olmadığından, her parçası ya da kısmı "or*ganik" bir birliktelik içinde ve birbirini besleyecek tarzda faaliyet gösterir. Bu ne*denle unsurlardan birindeki değişim he*men yapının değişmesine yol açmaz, tersi*ne yapı tarafından kontrol altına alınır. Zamansal değişme dediğimiz-fenomenin geleneksel toplumlarda olmayışı (ya da gözle görülemeyecek bir mikyasta oluşu) omu modern toplumdan ayıran en önemli yanıdır. Mekânsal değişme (örneğin göç*ler, sürgünler vb.) ise geleneksel toplum*larda mevcuttur. Örneğin her nesilia ken*disine farklı meşguliyetler bulduğu mo*dern toplumlardan ayrı olarak geleneksel toplumlarda meslek, babadan oğula ge*çen? bir şeydir, yani zamanın geçmesiyle meslek değişmez. Bu da gelenğin (elden ele aktarmanın) bir uzantısıdır. Gelenek*sel toplumlar değişmeyen, kalıcı ve kutsal bir odak kurarak değişmeleri kontrol ede*bilmiştir. Modern toplumlar ise değişim*lere kapılarını sonuna kadar açarak her türlü değişmenin iyi olduğu gibi bir yanıl*gıya zemin hazırlamışlardır. vErnest Gellner, geleneksel toplumları modern toplumdan ayırt eden şeyin ne ol*duğuna dair araştırmalarında modern toplumun "içinde yaşadığımız dünyâyla içinde düşündüğümüz dünyayı" birbirin*den ayırdığını, bunları birbirinden bağım-sızlaştırdığını söyler ve geleneksel bir top*lumda doğal dünya ile sosyal ve ahlaki dünyanın birbirinden ayrılmamış olduğu*nu ve birbirini besleyecek tarzda kuruldu*ğunu belirtin "Geleneksel bir toplumda" der Gellner, "sözgelimi neyin yenip yen*meyeceğinin mantığı siyasal ya da ekono*mik faaliyetleri yöneten öncüllerle aynı kaynaktan çıkmaktadır." Gerçekte bu nokta, yani piyasanın (ekonominin) toplu*mun dokusundan ve değerlerinden kop-madığı geleneksel toplum fikri Kari Pj> lanyi'nin Büyük Dönüşüm (Great Trans-formaüon) adlı kitabında enine boyuna in*celenmiştir. Polanyi modernlik-öncesi toplumlarda piyasanın bağımsız bir ku*rum olarak topluma kendi isteklerini dik*te ettirmediğini, tersine onun toplumun,
kamunun bir parçasını oluşturduğunu ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere faaliyet gösterdiğini söyler. Bu konu daha yalanlarda Wright Mills ve J. Habermas gibi düşünürler tarafından da vurgulan*mış ve toplum üzerinde ekonomik ve poli*tik çıkarları olanların kurduğu hegemon*yanın bİr"kamualanı" oluşturmasıyla yıkı*labileceği öne sürülmüştür.
Geleneksel toplumlar üzerine yapılan ti*polojiler oldukça kabarıktır ve sayıları gi*derek artmaktadır. Genellikle tarihsel ti-polojiler olan bunları şöyle sıralayabiliriz: Maine'in "Statüler" ve "Sözleşme" (con-tract); Tönnies'in "Cemaat" ve "Toplum"; Weber'in "Statü" ve "Sınıf, St.Simon'un "Üç Aşama"; Spencer'in "Askerî" ve "Sı*nar ; 00016/111 "Birincil" ve "İkincil Grup*lar"; Durkheim'in "Mekanik" ve "Orga*nik"; Redfıeld'in "Folk" ve "Şehir"; Bec-ker'in "Kutsal ve Laik"; Marks'ın "Feo*dal" ve "Kapitalist" (ya da "sosyalist") kate*gorileri, birincisi geleneksel, ikincisi mo*dern topluma karşılık olan tipolojilerdir. Bu tipolojiler zorunlu olarak birinden öbürüne geçileceğini öne sürmüşler ve ba*zıları ise normatif bir dille bunun gereklili*ğini vurgulamıştır. Biz burada Tönnies ve Durkheim'in toplumsal grup tipolojileri olmayıp, toplumsal ilişkilere dayanan ti-polojilerini kısaca özetleyeceğiz.
Durkheim, benzerliğe dayalı bir dayanış*ma üzerine kurulmuş toplumlarla (meka*nik dayanışma), işbölümüne dayalı bir da*yanışma üzerine kurulmuş toplumları (or*ganik dayanışma) birbirinden ayırır. Durkheim'a göre mekanik dayanışma il*kel, yüzeysel ve insiyakı (iç güdüsel) dir. Buna karşılık iş bölümü bir toplumda uğ*raşları birbirini tamamlayan üyelerin kar*şılıklı bağımlılığına dayanan rasyonel bir dayanılmayla sonuçlanır. Mekanik dayanışmamn geçerli olduğu toplumlarda bi*rey, topluluktan kopmamış, onun içinde bir bakıma "erimiş" durumdadır. Buna karşılık organik dayanışma, her biri kendi kişiliğini, bir birey olarak kendi benliğini geliştirmiş; birbirlerine karşılıklı bir ihti*yaç duyan ve karşılıklı bağımlılıklarının rasyonel olarak bilincine varan insanları bir araya getirir.
Tönnies'in "topluluk" (cemaat ya da community) ile "toplum" (society) arasın*da yaptığı ayrım her ne kadar Marks'm ekonomik temele dayalı ve evrimci tipolo-jîsinden etkilenmişse de, daha çok iki ira*de biçimini, "organik" irade ile "düşünül*müş" iradeyi birbirinden ayıran psikolojik bir teoriye dayalıdır. Birinci irade biçimi duygusal eylemlere, tutku, sevgi ve nefre*te, yiğitlik ve korkuya, iyilik ve kötülüğe vb. yol açar. İkincisi ise akla, ölçüp biçme*ye, çıkara dayanan eylemlere, para, ikti*dar vb- arayışlarına yol açar. "Topluluk" organik iradeye denk düşer; birbirine sa*mimiyetle bağlanan insanlar arasında geli*şir. Bunlar aile, akrabalık, klan gibi kana bağlı; komşuluğa dayanan anlayışa bağlı topluluklar şeklinde birkaç türe ayırır. "Toplum" ise tersine çıkara dayalı ilişkiler*den kurulmuştur; sanayi ve ticaret işlet*meleri, baskı grupları, savunma dernekle*ri gibi.
Bu iki tipoloji arasındaki benzerlikler önemlidir. Topluluk, "benzerlik" üzerine kurulmuş "toplum"dur, "toplum" ise "iş bölümü" dayanışmasına dayanan bir top*lumsal gruptur. Fakat Tönnies daha çok psikolojik, Durkheim ise sosyolojik bir öl*çüt kullanmaktadır. Ancak her iki tipoloji-nin kategorilerinin belli tercihler doğrul*tusunda oluşturulduğu da söylenmelidir. Tönnies'in "topluluk" (cemaat) dediği ka*tegori ortaçağ Germen kırsal topluluğundan esinlenmiş olup, tercihini ondan yana yapmış ve "toplum" kategorisini soğuk ve samimiyetsiz bularak onun adeta insan ilişkilerinde bir gerilemeyi ifade ettiğin*den sözetmistir. Oysa Durkheim'a göre mekanik dayanışmadan organik dayanış*maya geçiş, toplumlar adına bir ilerleme*dir ve tercihi de ikinciden yanadır.
Görüldüğü gibi hemen tüm toplum tipo*lojileri -global ve tarihsel tipolojiler ol*sun, toplumsal grup ya da toplumsal ilişki tipolojileri olsun- belli bir değer yargısını beraberinde getirmektedir. Bu, gelenek*sel ve modern toplum ayrımını yaygınlaştı*ran Dam'el Lerner'in durumunda da gö*rülmektedir. Lerner "geleneksel toplum -geçiş toplumu - modern toplum" şeması*nı oluştururken gerçekte pozitivist ve ev*rimci bir model kurmakta ve tüm toplum*ların bu evrelerden geçmesi gerektiğini id*dia etmektedir. Oysa daha relativist bir açıdan bakıldığında her toplumun "kendi*sinde başlayıp kendisinde biten bir dün*ya" olduğu ve her toplumun kendisine öz*gü bir gelişme çizgisi izlediği söylenebilir. Örneğin Doğulu toplumlar her zaman bu tür tipolojUerin başını ağrıtan yapılarıyla ayrı bir modernleşme çizgisi izlemişler*dir. Sözgelimi İran, XX. yüzyılın sonların*da modernleşmenin "kale"sinde geri yön*de açılmış bir gedik olarak gözükmekte ve geleneksel toplumun yapısına daha ya*lan bir özellik sergilemektedir.
Son olarak şunlar söylenebilir: "Modern ve geleneksel toplum ayrımları Batılı sos*yologların "ileri-geri kalmış" ya da "gelis,-miş-az gelişmiş" gibi kavramlarla toplum*lara bakarak geliştirdikleri bir takım teori*ler olup, geleneksel ya da modernlik-ön-cesi toplumların özelliği diye sıralananla*rın genellikle Batı feodalitesinden alın*mış olduklarım söylemek gerekir. Sosyolojide ve antropolojide ilkel toplum teri*minin bir çok eleştiriye uğraması üzerine "geleneksel toplum" teriminin yeğlenme*si de gösteriyor ki, geleneksel toplum bu sosyologların, içinde Gelenek'in toplumu bir bütün olarak beslediği ve damarlarına kutsal (ilahi) olanı zerkettiği ve değerleri*ni O'nun rengine boyadığı bir toplumdan çok ilkel, farklılaşmamış, gelişmemiş, ka*tegorilerine sığdırılmak istenen bîr top*lum tipidir. Oysa müslümanlann gelenek*sel toplum teriminden anlamaları gere*ken tam da budur.
Mustafa ARMAĞAN
Bk. Gelenek; İlkel Toplum; Kutsal; Sosyo*loji; Toplum.
