Hakimiyet (egemenlik) hüküm koyma, hüküm verme yetkisi, yüksek egemenlik (sovereignty) anlamlarına gelir. Hakimi*yeti hukukçular ve siyaset bilimcileri ge*nel olarak şu şekillerde tanımlarlar:
J.Bodin'e göre hakimiyet, yurttaşlar ve uyruklar üstünde yasayla kısıtlanmamış en yüksek iktidardır. J. J.Rousseau'ya gö*re genel iradenin uygulanması, İbn Haldun'a göre de sahibinin gücü üstünde bir gücün bulunmaması anlamındadır.
Çağdaş hukukçular ise -ufak tefek farklı*lıklar bir yana bırakılacak olursa- hakimi*yeti şöyle tarif etmeye çalışırlar: Belirli bir ülke ve o ülkede oturan gerçek ve tü*zel kişiler üzerinde kullanılan ve devlet ki*şiliğine bağlı olan, ondan ayrılmayan aslî, en yüksek hukukî iktidar veya kudrettir. Ya da kısaca;" aslî ve en yüksek kumanda ehliyet ve yetkisi" şeklinde tanımlanabilir.
Mevdudî ise hakimiyeti şöyle tanımla*maktadır: "Siyaset biliminde bu terim; en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamın*da kullanılır. Herhangi bir kimse, ya da topluluğun hakimiyeti elinde tutmasın*dan maksat şudur: Onun her hükmü ka*nun mahiyetini taşır ve kanun olur. Böyle bir kimse, ülkesinde yaşayan fertlerin üze*rinde hükümlerini yürütür ve sınırsız ter*cih ve yetkilerin sahibi olur. İdare edilen*ler de böyle bir kimseye kayıtsız, şartsız itaat etmeye mecburdurlar. Onun yetki ve tercihlerini kendi iradesi altındaki hiç*bir şey sınırlandıramaz ve kısamaz. Fertle*re verilmiş bulunan herhangi bir hak var ise, bu hak da ancak onun tarafından veril*miş olur... Diğer taraftan hakimiyeti elin*de bulundurması sebebiyle herhangi bir kanun bağlamadığı için, böyle birisi tam anlamıyla kadir-i mutlaktır..." Mevdu-'ye göre "bundan daha az kudret ve imka*na "hakimiyet" denemez. Ancak böyle bir "hakimiyet" bugün artık farazi bir kavram haline gelmiştir. Alam o kadar daralmış*tır ki, hakiki bir hakimiyet, yahut da siya*set biliminde kullanılan terim anlamıyla "siyasi hakimiyet" (polîtical sovereignty) dahi kalmamıştır."
Hakimiyetin nasıl yorumlandığına ve genel çerçevesine bu şekilde kısaca değin*dikten sonra İslam'ın ya da Kur'an'ın bu
konuyu genel çizgileriyle nasıl çerçevele*diğine bakalım:
1- Kur'an 'a Göre Hakimiyet Türleri:
Kur'an'da Allah'ın hükümleri dışında kalan hükümlerin, heva, tağut, dalalet vb. hükümleri diye adlandırılmaları, İslami olmayan hükümler arasındaki mahiyet farkından kaynaklanmamakta, aksine İs*lami olmayan hükümlerin, cahili olmanın yanında diğer olumsuz nitelikleri de kaçı-nılmazolaraktaşıdıklarımortayakoymak-tadır. Buna göre, İslam'a uygun yapılan*mış, her türlü değer yargısı İslam'a göre şekillenmiş olan toplumun hükm'ü İsla-mî, böyle olmayan toplumunki de cahili*dir.
Hakimiyet konusu salt teorik bir konu olmayıp pratik ve hukuki birtakım sonuç*ları olmayan bir yorumdan ibaret değil*dir. Bu konu doğrudan doğruya Allah'ın hükümlerine iman ve bu hükümlere aykı*rı hiçbir hükmü kabul etmemek şeklinde bir uygulama ile böylesini kabul etmeyen*lere karşı hukuki bir takım uygulamaları beraberinde getiren bir anlayıştır
.
2-İslam'ın Hakimiyet Yorumu
:
İslam'a göre mutlak ve sınırlandırıla*maz hakimiyet yalnızca Allah'ındır. Bu konuda bütün müsİümanlar arasında tam bir fikir birliği vardır. Hiçbir kimsenin Al*lah İle birlikte hüküm koyması sözkonusu değildir. O hükmüne hiçbir kimseyi asla ortak etmez.
İslam'da hakkın ölçüsü ve yegane hak, Allah'ın kitabı ve Rasulün Sünneti oldu*ğundan, herkesin bu hükümleri kabul et*mesi gerekir. Kim kendiliğinden birtakım «Özler ortaya koyar ve kendi anlayışına gö-
re birtakım kurallar ortaya atarsa ve bunu kendi anlayışı, hatta (Kur'an ve Sünnet'i) yorumlayışı sonucunda ileri sürerse, üm*metin ona uyması ve anlaşmazlıklarında onun hükmüne başvurması gerekmez. Ta ki, bu söylenenler Rasulün getirdikleriyle sınanıncaya kadar. Eğer Rasulün getirdik*leri ile çatışmaz ve uygun düşer ve doğru*lukları belgelenirse, o zaman kabul; Rasu*lün getirdiklerine aykırı olursa, o zaman da reddedilmesi gerekir. Kısacası Allah ve Rasulü bir iş hakkında hüküm vermiş ise, hiçbir mümin için artık o konuda bu*nun dışında bir tercih yetkisi yoktur. İs*lam'ın hakimiyet yorumunu daha iyi anla*yabilmek; diğer taraftan Allah'ın beşer üzerindeki hakimiyetinin gerekçelerini kavrayabilmek için "Allah'ın hakimiye-ti"nin çeşitli yönlerine dikkat etmemiz ge*rekecektir:
a) Allah'ın Kozmik Hakimiyeti
: Allah, bu kainatın biricik yaratıcısıdır.
Gördüğümüz göremediğimiz, bildiğimiz bilemediğimiz her şeyin mutlak yaratıcısı O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Ka*inatın kanunlarına, varlık alemindeki bu düzenin işleyişine O'ndan başka hiçbir kimsemüdahaledebulunamaz;O'nun ira*desine aykırı hiçbir şey gerçekleştirile*mez.
b) Uhrevi Hakimiyet:
Bütün olay, nimet ve cezalarıyla ahiret hayatı da Allah'ın mutlak hakimiyeti içeri*sindedir. Kur'an Allah'ın ahirette tecelli edecek olan mutlak hakimiyetine dair sa*yılmayacak kadar çok buyruk içermekte*dir.
c) Genel Olarak Değer Yargılarında Ha*kimiyet:
İnsan iyiliği ister, kötülükten uzak kal*maya çalışır. Bu tavır ise, onun sahip oldu*ğu, ya da benimsediği değer yargılarının bir sonucudur. Kur'an bir bakıma baştan sona değer yargılarına ve bunlara karşı ta*kınılan tavırların ve bu tavırların sonuçla*rına dair açıklamaların yer aldığı ilahi me*sajdır.
d) Kanuni Hakimiyet:
Allah bütün kapsamı ve boyutlarıyla ha*kimiyetin yalnızca kendisinin olduğunu bildirmektedir. "Hüküm" kapsamına ka*nuni, ya da hukuki (şer'î) hakimiyetin de girdiği şüphesizdir. Diğer taraftan Al*lah'ın hakimiyetini kabul etmek ile yalnız*ca Ona ibadet etmek ve dosdoğru din üze*re bulunmak arasındaki ilişki de kendili*ğinden ortaya çıkmaktadır.
Nitekim başka ayetlerde, Allah'ın İzin vermediği yasamalarda bulunmak şirk ve bu şekilde yasama yapanların bu yetkileri*ni kabul edip karşı çıkmamak da onları Al*lah'a ortak kabul etmek olarak vurgulan*dığını görmekteyiz. (Şura, 21). Allah'a ve Rasulüne iman etmek iddiası ile birlikte; "Allah'ın karşısına dikilen, ayaklanan, onun emirlerine zıt yeni hükümler icad eden her varhk, Allah'tan başka itaat edil*mesi istenen herhangi bir şey, ister bile*rek, isteyerek uysunlar, isterse zorla, teh*ditle boyun eğsinler, her iki halde bu uyu*lan itaat edilendir. Bu nesnenin insan, şey*tan, put, yahut da bunlardan başka her*hangi bir şey olmasının önemi yoktur." Kı*sacası, anlaşmazlık konularını Allah'ın ve Rasulünün hükümlerine havale etmedik*çe ve bu hükümlere razı olup tam bir tesli*miyetle uyulmadıkça imanın varlığından söz edilemez.
Hz. Peygamberin hüküm vermek yetkisi ile ulu'1-emr ile müctehidlerin çıkardıkla*rı Allah'ınhükümleri çerçevesi içerisinde*ki ilmi içtihadlarının, esasen Allah tarafın-dan tanınmış ve sınırları tayin edilmiş ol*duğundan, bağımsız bir yasama olarak kabul edilemeyeceğini ve Allah ile birlikte ve O'nun hükmüne eşdeğerde hüküm koymakyetkisine sahip olmadıklarını ayrı*ca belirtmeye gerek yoktur. Onların bu yetkileri, sınırları ile birlikte yine O'nun tarafından tayin ve tesbit edildiğinden, O'nun kanuni hakimiyeti yine mutlaktır ve ortaksızdır.
d) Siyasal Hakimiyet:
Kanuni hakimiyete siyasal alanda yürür*lük kazandırmak ve onun geçerliliğini sağ*lamak olarak nitelendirebileceğimiz "siya*sal hakimiyet"İ elinde bulunduran maka*ma "hilafet" denilmektedir. İlk insan -ve dolayısıyla onun soyundan gelecek olan*lar- yeryüzünde halife olarak yaratılmış*tır. Halifelik; başkasının yerine onun adı*na görev yapmak veya tasarruflarda bu*lunmak demektir. Halife ise, başkası tara*fından kendi adına iş görmek üzere görev*lendirilen kişiye denir. İşte bu anlamda bütün insanlar Allah'ın tayin ettiği halife*lerdir. Allah'ın hükümlerinin uygulanma*masının belirli bir yapılanmayı gerektire*ceği ise açıktır. İşte bu yolla Allah'ın hü*kümleri yürürlük kazanır ve siyasal haki*miyeti uygulama alanı bulur.
4- Hakimiyetin Allah 'ta Olması:
Hakimiyet Allah'ın olmayınca, hüküm*lerde adalet ve değer yargılarında isabet olmayacağı, yani "sırat-ı müstakim" üzere gitmeye imkan bulunmayacağı gibi, insan*lığın şeref ve haysiyetine yakışmayan, in*sanı alçaltan birçok durum da sözkonusu olacaktır. Bunların bazısına ayet-i kerime*lerin ışığında işaret edelim:
a) Hakimiyet Allah'ın olmayınca, ege*menler ilahlık ve rablık konumunda, ege*menlik altındabulunanlar ise kulluk konu*munda olurlar. Hıristiyan ve yahudi din adamları tarafından Allah'ın dininin de*ğiştirilerek, Onun hükümlerine aykırı hü*küm konulmasının kabul edilmesini Kur'an-ı Kerim, onları "Rab olarak" tanı*mak olarak nitelendirirken (Tevbe, 31); Hz. Peygamber(s.)de bunun, din adamla*rının Allah'ın hükümlerine aykırı olarak helal ve haram kılmalarının kabul edilme*si suretiyle ortaya çıktığını belirtmiştir.
b) Allah adına hükmetmeyenler; ege*menlikleri altındakiler! çeşitli gruplarabö-ler; onları zaafa düşürür; yeryüzünde fe*sat çıkartır ve bozgunculuk yaparlar.
c) Cahili hükümlerle hükmeden kimse*ler, egemenlikleri altında bulunan kimse*lerin olayları sağlıklı bir şekilde değerlen*dirmelerine imkan bırakmayacak şartlar oluştururlar; gerçekleştirdikleri kültür ya*pısı ve eğitim ortamı ile insanları sağlam ve gerçekçi yargılarda bulunma İmkanın*dan yoksun bırakırlar.
d) Allah'ın hakimiyetini, dolayısıyla ilah-lık ve rablığını reddedenler; egemenlikle-rinikaybetmek korkusuyla gerçeklerin an*laşılmaması, ilahlıklarının sahteliğinin or*taya çıkmaması için özellikle çaba harcar*lar (Kasas, 28-
5- Allah'ın Hakimiyetini Kabul Etme*mek:
irade sahibi ve tercih yetkisine sahip olan in san, kainatın da Allah'ın hükmü*ne boyun eğmekte olduğunu görmekte*dir. Bu kainat içerisinde böyle bir yetki yalnızca insan için sözkonusudur. İnsan, diğer yaratıklardan ayrı olarak Allah'ın değer yargılan ile hukuki ve siyasal alan*daki hakimiyetini kabul etmekle de yü*kümlüdür. Mü'minler aralarındaki anlaş*mazlıkları Allah'ın ve Rasulünün hükmü*ne başvurarak çözüme ulaştırmak yüküm-
lülüğünde oldukları gibi; onların hükmü*ne tam bir teslimiyetle boyun eğmek zo*rundadırlar da. Allah'ın hükmünü kabul etmemek, onun hükmü île hükmetme*mek ise insanı iman dairesinin dışına çıka*rır; kafir, zalim ve fasık yapar.
J.Bodin'e göre hakimiyet, yurttaşlar ve uyruklar üstünde yasayla kısıtlanmamış en yüksek iktidardır. J. J.Rousseau'ya gö*re genel iradenin uygulanması, İbn Haldun'a göre de sahibinin gücü üstünde bir gücün bulunmaması anlamındadır.
Çağdaş hukukçular ise -ufak tefek farklı*lıklar bir yana bırakılacak olursa- hakimi*yeti şöyle tarif etmeye çalışırlar: Belirli bir ülke ve o ülkede oturan gerçek ve tü*zel kişiler üzerinde kullanılan ve devlet ki*şiliğine bağlı olan, ondan ayrılmayan aslî, en yüksek hukukî iktidar veya kudrettir. Ya da kısaca;" aslî ve en yüksek kumanda ehliyet ve yetkisi" şeklinde tanımlanabilir.
Mevdudî ise hakimiyeti şöyle tanımla*maktadır: "Siyaset biliminde bu terim; en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamın*da kullanılır. Herhangi bir kimse, ya da topluluğun hakimiyeti elinde tutmasın*dan maksat şudur: Onun her hükmü ka*nun mahiyetini taşır ve kanun olur. Böyle bir kimse, ülkesinde yaşayan fertlerin üze*rinde hükümlerini yürütür ve sınırsız ter*cih ve yetkilerin sahibi olur. İdare edilen*ler de böyle bir kimseye kayıtsız, şartsız itaat etmeye mecburdurlar. Onun yetki ve tercihlerini kendi iradesi altındaki hiç*bir şey sınırlandıramaz ve kısamaz. Fertle*re verilmiş bulunan herhangi bir hak var ise, bu hak da ancak onun tarafından veril*miş olur... Diğer taraftan hakimiyeti elin*de bulundurması sebebiyle herhangi bir kanun bağlamadığı için, böyle birisi tam anlamıyla kadir-i mutlaktır..." Mevdu-'ye göre "bundan daha az kudret ve imka*na "hakimiyet" denemez. Ancak böyle bir "hakimiyet" bugün artık farazi bir kavram haline gelmiştir. Alam o kadar daralmış*tır ki, hakiki bir hakimiyet, yahut da siya*set biliminde kullanılan terim anlamıyla "siyasi hakimiyet" (polîtical sovereignty) dahi kalmamıştır."
Hakimiyetin nasıl yorumlandığına ve genel çerçevesine bu şekilde kısaca değin*dikten sonra İslam'ın ya da Kur'an'ın bu
konuyu genel çizgileriyle nasıl çerçevele*diğine bakalım:
1- Kur'an 'a Göre Hakimiyet Türleri:
Kur'an'da Allah'ın hükümleri dışında kalan hükümlerin, heva, tağut, dalalet vb. hükümleri diye adlandırılmaları, İslami olmayan hükümler arasındaki mahiyet farkından kaynaklanmamakta, aksine İs*lami olmayan hükümlerin, cahili olmanın yanında diğer olumsuz nitelikleri de kaçı-nılmazolaraktaşıdıklarımortayakoymak-tadır. Buna göre, İslam'a uygun yapılan*mış, her türlü değer yargısı İslam'a göre şekillenmiş olan toplumun hükm'ü İsla-mî, böyle olmayan toplumunki de cahili*dir.
Hakimiyet konusu salt teorik bir konu olmayıp pratik ve hukuki birtakım sonuç*ları olmayan bir yorumdan ibaret değil*dir. Bu konu doğrudan doğruya Allah'ın hükümlerine iman ve bu hükümlere aykı*rı hiçbir hükmü kabul etmemek şeklinde bir uygulama ile böylesini kabul etmeyen*lere karşı hukuki bir takım uygulamaları beraberinde getiren bir anlayıştır
.
2-İslam'ın Hakimiyet Yorumu
:
İslam'a göre mutlak ve sınırlandırıla*maz hakimiyet yalnızca Allah'ındır. Bu konuda bütün müsİümanlar arasında tam bir fikir birliği vardır. Hiçbir kimsenin Al*lah İle birlikte hüküm koyması sözkonusu değildir. O hükmüne hiçbir kimseyi asla ortak etmez.
İslam'da hakkın ölçüsü ve yegane hak, Allah'ın kitabı ve Rasulün Sünneti oldu*ğundan, herkesin bu hükümleri kabul et*mesi gerekir. Kim kendiliğinden birtakım «Özler ortaya koyar ve kendi anlayışına gö-
re birtakım kurallar ortaya atarsa ve bunu kendi anlayışı, hatta (Kur'an ve Sünnet'i) yorumlayışı sonucunda ileri sürerse, üm*metin ona uyması ve anlaşmazlıklarında onun hükmüne başvurması gerekmez. Ta ki, bu söylenenler Rasulün getirdikleriyle sınanıncaya kadar. Eğer Rasulün getirdik*leri ile çatışmaz ve uygun düşer ve doğru*lukları belgelenirse, o zaman kabul; Rasu*lün getirdiklerine aykırı olursa, o zaman da reddedilmesi gerekir. Kısacası Allah ve Rasulü bir iş hakkında hüküm vermiş ise, hiçbir mümin için artık o konuda bu*nun dışında bir tercih yetkisi yoktur. İs*lam'ın hakimiyet yorumunu daha iyi anla*yabilmek; diğer taraftan Allah'ın beşer üzerindeki hakimiyetinin gerekçelerini kavrayabilmek için "Allah'ın hakimiye-ti"nin çeşitli yönlerine dikkat etmemiz ge*rekecektir:
a) Allah'ın Kozmik Hakimiyeti
: Allah, bu kainatın biricik yaratıcısıdır.
Gördüğümüz göremediğimiz, bildiğimiz bilemediğimiz her şeyin mutlak yaratıcısı O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur. Ka*inatın kanunlarına, varlık alemindeki bu düzenin işleyişine O'ndan başka hiçbir kimsemüdahaledebulunamaz;O'nun ira*desine aykırı hiçbir şey gerçekleştirile*mez.
b) Uhrevi Hakimiyet:
Bütün olay, nimet ve cezalarıyla ahiret hayatı da Allah'ın mutlak hakimiyeti içeri*sindedir. Kur'an Allah'ın ahirette tecelli edecek olan mutlak hakimiyetine dair sa*yılmayacak kadar çok buyruk içermekte*dir.
c) Genel Olarak Değer Yargılarında Ha*kimiyet:
İnsan iyiliği ister, kötülükten uzak kal*maya çalışır. Bu tavır ise, onun sahip oldu*ğu, ya da benimsediği değer yargılarının bir sonucudur. Kur'an bir bakıma baştan sona değer yargılarına ve bunlara karşı ta*kınılan tavırların ve bu tavırların sonuçla*rına dair açıklamaların yer aldığı ilahi me*sajdır.
d) Kanuni Hakimiyet:
Allah bütün kapsamı ve boyutlarıyla ha*kimiyetin yalnızca kendisinin olduğunu bildirmektedir. "Hüküm" kapsamına ka*nuni, ya da hukuki (şer'î) hakimiyetin de girdiği şüphesizdir. Diğer taraftan Al*lah'ın hakimiyetini kabul etmek ile yalnız*ca Ona ibadet etmek ve dosdoğru din üze*re bulunmak arasındaki ilişki de kendili*ğinden ortaya çıkmaktadır.
Nitekim başka ayetlerde, Allah'ın İzin vermediği yasamalarda bulunmak şirk ve bu şekilde yasama yapanların bu yetkileri*ni kabul edip karşı çıkmamak da onları Al*lah'a ortak kabul etmek olarak vurgulan*dığını görmekteyiz. (Şura, 21). Allah'a ve Rasulüne iman etmek iddiası ile birlikte; "Allah'ın karşısına dikilen, ayaklanan, onun emirlerine zıt yeni hükümler icad eden her varhk, Allah'tan başka itaat edil*mesi istenen herhangi bir şey, ister bile*rek, isteyerek uysunlar, isterse zorla, teh*ditle boyun eğsinler, her iki halde bu uyu*lan itaat edilendir. Bu nesnenin insan, şey*tan, put, yahut da bunlardan başka her*hangi bir şey olmasının önemi yoktur." Kı*sacası, anlaşmazlık konularını Allah'ın ve Rasulünün hükümlerine havale etmedik*çe ve bu hükümlere razı olup tam bir tesli*miyetle uyulmadıkça imanın varlığından söz edilemez.
Hz. Peygamberin hüküm vermek yetkisi ile ulu'1-emr ile müctehidlerin çıkardıkla*rı Allah'ınhükümleri çerçevesi içerisinde*ki ilmi içtihadlarının, esasen Allah tarafın-dan tanınmış ve sınırları tayin edilmiş ol*duğundan, bağımsız bir yasama olarak kabul edilemeyeceğini ve Allah ile birlikte ve O'nun hükmüne eşdeğerde hüküm koymakyetkisine sahip olmadıklarını ayrı*ca belirtmeye gerek yoktur. Onların bu yetkileri, sınırları ile birlikte yine O'nun tarafından tayin ve tesbit edildiğinden, O'nun kanuni hakimiyeti yine mutlaktır ve ortaksızdır.
d) Siyasal Hakimiyet:
Kanuni hakimiyete siyasal alanda yürür*lük kazandırmak ve onun geçerliliğini sağ*lamak olarak nitelendirebileceğimiz "siya*sal hakimiyet"İ elinde bulunduran maka*ma "hilafet" denilmektedir. İlk insan -ve dolayısıyla onun soyundan gelecek olan*lar- yeryüzünde halife olarak yaratılmış*tır. Halifelik; başkasının yerine onun adı*na görev yapmak veya tasarruflarda bu*lunmak demektir. Halife ise, başkası tara*fından kendi adına iş görmek üzere görev*lendirilen kişiye denir. İşte bu anlamda bütün insanlar Allah'ın tayin ettiği halife*lerdir. Allah'ın hükümlerinin uygulanma*masının belirli bir yapılanmayı gerektire*ceği ise açıktır. İşte bu yolla Allah'ın hü*kümleri yürürlük kazanır ve siyasal haki*miyeti uygulama alanı bulur.
4- Hakimiyetin Allah 'ta Olması:
Hakimiyet Allah'ın olmayınca, hüküm*lerde adalet ve değer yargılarında isabet olmayacağı, yani "sırat-ı müstakim" üzere gitmeye imkan bulunmayacağı gibi, insan*lığın şeref ve haysiyetine yakışmayan, in*sanı alçaltan birçok durum da sözkonusu olacaktır. Bunların bazısına ayet-i kerime*lerin ışığında işaret edelim:
a) Hakimiyet Allah'ın olmayınca, ege*menler ilahlık ve rablık konumunda, ege*menlik altındabulunanlar ise kulluk konu*munda olurlar. Hıristiyan ve yahudi din adamları tarafından Allah'ın dininin de*ğiştirilerek, Onun hükümlerine aykırı hü*küm konulmasının kabul edilmesini Kur'an-ı Kerim, onları "Rab olarak" tanı*mak olarak nitelendirirken (Tevbe, 31); Hz. Peygamber(s.)de bunun, din adamla*rının Allah'ın hükümlerine aykırı olarak helal ve haram kılmalarının kabul edilme*si suretiyle ortaya çıktığını belirtmiştir.
b) Allah adına hükmetmeyenler; ege*menlikleri altındakiler! çeşitli gruplarabö-ler; onları zaafa düşürür; yeryüzünde fe*sat çıkartır ve bozgunculuk yaparlar.
c) Cahili hükümlerle hükmeden kimse*ler, egemenlikleri altında bulunan kimse*lerin olayları sağlıklı bir şekilde değerlen*dirmelerine imkan bırakmayacak şartlar oluştururlar; gerçekleştirdikleri kültür ya*pısı ve eğitim ortamı ile insanları sağlam ve gerçekçi yargılarda bulunma İmkanın*dan yoksun bırakırlar.
d) Allah'ın hakimiyetini, dolayısıyla ilah-lık ve rablığını reddedenler; egemenlikle-rinikaybetmek korkusuyla gerçeklerin an*laşılmaması, ilahlıklarının sahteliğinin or*taya çıkmaması için özellikle çaba harcar*lar (Kasas, 28-
5- Allah'ın Hakimiyetini Kabul Etme*mek:
irade sahibi ve tercih yetkisine sahip olan in san, kainatın da Allah'ın hükmü*ne boyun eğmekte olduğunu görmekte*dir. Bu kainat içerisinde böyle bir yetki yalnızca insan için sözkonusudur. İnsan, diğer yaratıklardan ayrı olarak Allah'ın değer yargılan ile hukuki ve siyasal alan*daki hakimiyetini kabul etmekle de yü*kümlüdür. Mü'minler aralarındaki anlaş*mazlıkları Allah'ın ve Rasulünün hükmü*ne başvurarak çözüme ulaştırmak yüküm-
lülüğünde oldukları gibi; onların hükmü*ne tam bir teslimiyetle boyun eğmek zo*rundadırlar da. Allah'ın hükmünü kabul etmemek, onun hükmü île hükmetme*mek ise insanı iman dairesinin dışına çıka*rır; kafir, zalim ve fasık yapar.
