Hz. Hamza bin Abdülmuttalib (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ), Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa ﷺ'in öz amcası, süt kardeşi, çocukluk arkadaşı ve en büyük dayanağıydı. Gücü, cesareti ve heybetiyle Mekke'de nam salmıştı ama onu asıl büyük yapan, kalbindeki derin iman, Peygamberine ﷺ olan sonsuz sadakati ve zulme karşı susmayan yiğit duruşuydu.
O, sessiz kalamayanlardandı. Haksızlığı gördüğünde susmaz, geri çekilmezdi. Bir gün avdan dönerken, Ebu Cehil'in Peygamber Efendimiz ﷺ'e yaptığı ağır hakareti duydu. Okunu, yayını yere bıraktı; kalbindeki iman ateşiyle Mekke sokaklarını arşınladı ve Ebu Cehil'in karşısında dimdik durdu. Titremeden, korkusuzca haykırdı.
"Ben Muhammed'in dinindeyim!"
Bu tek cümle, Mekke'nin dengesini değiştirdi. Müşriklerin korkusu arttı, Müslümanların kalbine ferahlık indi. Artık Hz. Hamza'nın (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) hayatı rahatlık değil, çile ve mücadeleydi; ama o, bu yolda yürümekten zerre gocunmadı.
Bedir'de en önde saf tuttu. Kılıcı her kalktığında imanı biraz daha güçlendi. Rivayetlere göre melekler onun safında savaştı. Bedir'in aslanıydı o...
Uhud'a gelindiğinde ise onu özellikle hedef seçtiler.
Saklandı bir mızrak...
Sadece Hamza içindi.
Vahşî'nin elinden fırlayan o mızrak, Allah'ın Aslanı'nı yere serdi.
Dağlar sustu, Uhud ağladı...
Ama asıl acı, şehadetten sonra başladı. Mübarek bedeni parçalandı, kalbi çıkarıldı, organları kesildi.
Bu vahşet, Hind bint Utbe'nin intikam hırsıyla zirveye çıktı.
Resûlullah ﷺ amcasını o halde gördüğünde dizleri titredi, kalbi parçalandı.
O güne kadar sabrıyla bilinen Peygamber Efendimiz ﷺ, ilk ve tek kez hıçkıra hıçkıra ağladı.
Gözleri yaşlı, dudaklarından şu mübarek sözler döküldü.
"Hamza, şehitlerin efendisidir. Hamza, Allah'ın ve Resûlü'nün aslanıdır."
(Hadis kaynaklarında "Şehitlerin efendisi Hamza bin Abdülmuttalib'dir." Cabir bin Abdullah'tan rivayetle, benzer ifadeler muteber kaynaklarda geçer.)
Kefeni yoktu...
Üzeri örtülünce ayakları açık kaldı, ayakları örtülünce başı açık kaldı...
O tevazu ve fedakârlıkla toprağa emanet edildi.
Kur'ân-ı Kerîm buyurur en güzel şekilde;
"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz."(Bakara, 154)
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma. Onlar Rableri katında diridirler, rızıklandırılırlar." (Âl-i İmrân, 169)
Hz. Hamza (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ), İslam'ın en yalnız, en zor günlerinde yalnız kalmayan adamdı.
Bedeli ağırdı...
Canıyla ödedi.
Onun kanı Uhud toprağına damladı, ama o kan bugün hâlâ yaşıyor.
Bugün iman varsa,
Bugün ezan susmuyorsa,
Bugün minarelerden tevhid yükseliyorsa,
Bunun altında Uhud'da dökülen bir kan vardır.
O kan, Hz. Hamza'nın (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) kanıdır.
Selam olsun parça parça edilen o mübarek bedene...
Selam olsun gözyaşlarıyla uğurlanan Allah'ın Aslanı'na...
Selam olsun şehitlerin efendisi, sadakatin timsali Hz. Hamza bin Abdülmuttalib'e (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ)...
Selam olsun Uhud şehitlerine, selam olsun tüm iman yolunda can verenlere...
Allah bizleri de onların şefaatine nail eylesin, yollarından ayırmasın inşaAllah Âmin.
O, sessiz kalamayanlardandı. Haksızlığı gördüğünde susmaz, geri çekilmezdi. Bir gün avdan dönerken, Ebu Cehil'in Peygamber Efendimiz ﷺ'e yaptığı ağır hakareti duydu. Okunu, yayını yere bıraktı; kalbindeki iman ateşiyle Mekke sokaklarını arşınladı ve Ebu Cehil'in karşısında dimdik durdu. Titremeden, korkusuzca haykırdı.
"Ben Muhammed'in dinindeyim!"
Bu tek cümle, Mekke'nin dengesini değiştirdi. Müşriklerin korkusu arttı, Müslümanların kalbine ferahlık indi. Artık Hz. Hamza'nın (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) hayatı rahatlık değil, çile ve mücadeleydi; ama o, bu yolda yürümekten zerre gocunmadı.
Bedir'de en önde saf tuttu. Kılıcı her kalktığında imanı biraz daha güçlendi. Rivayetlere göre melekler onun safında savaştı. Bedir'in aslanıydı o...
Uhud'a gelindiğinde ise onu özellikle hedef seçtiler.
Saklandı bir mızrak...
Sadece Hamza içindi.
Vahşî'nin elinden fırlayan o mızrak, Allah'ın Aslanı'nı yere serdi.
Dağlar sustu, Uhud ağladı...
Ama asıl acı, şehadetten sonra başladı. Mübarek bedeni parçalandı, kalbi çıkarıldı, organları kesildi.
Bu vahşet, Hind bint Utbe'nin intikam hırsıyla zirveye çıktı.
Resûlullah ﷺ amcasını o halde gördüğünde dizleri titredi, kalbi parçalandı.
O güne kadar sabrıyla bilinen Peygamber Efendimiz ﷺ, ilk ve tek kez hıçkıra hıçkıra ağladı.
Gözleri yaşlı, dudaklarından şu mübarek sözler döküldü.
"Hamza, şehitlerin efendisidir. Hamza, Allah'ın ve Resûlü'nün aslanıdır."
(Hadis kaynaklarında "Şehitlerin efendisi Hamza bin Abdülmuttalib'dir." Cabir bin Abdullah'tan rivayetle, benzer ifadeler muteber kaynaklarda geçer.)
Kefeni yoktu...
Üzeri örtülünce ayakları açık kaldı, ayakları örtülünce başı açık kaldı...
O tevazu ve fedakârlıkla toprağa emanet edildi.
Kur'ân-ı Kerîm buyurur en güzel şekilde;
"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz."(Bakara, 154)
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma. Onlar Rableri katında diridirler, rızıklandırılırlar." (Âl-i İmrân, 169)
Hz. Hamza (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ), İslam'ın en yalnız, en zor günlerinde yalnız kalmayan adamdı.
Bedeli ağırdı...
Canıyla ödedi.
Onun kanı Uhud toprağına damladı, ama o kan bugün hâlâ yaşıyor.
Bugün iman varsa,
Bugün ezan susmuyorsa,
Bugün minarelerden tevhid yükseliyorsa,
Bunun altında Uhud'da dökülen bir kan vardır.
O kan, Hz. Hamza'nın (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) kanıdır.
Selam olsun parça parça edilen o mübarek bedene...
Selam olsun gözyaşlarıyla uğurlanan Allah'ın Aslanı'na...
Selam olsun şehitlerin efendisi, sadakatin timsali Hz. Hamza bin Abdülmuttalib'e (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ)...
Selam olsun Uhud şehitlerine, selam olsun tüm iman yolunda can verenlere...
Allah bizleri de onların şefaatine nail eylesin, yollarından ayırmasın inşaAllah Âmin.

