Dr Leland Townsend
- 6 Eyl 2017
- 16,496 Mesaj
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Kentleşme
Dar anlamda Şehirleşmede diyebileceğimiz Kentleşme; ister bir kırsal yerleşmenin kente dönüşmesi ister doğrudan kentin büyümesi biçiminde olsun, nüfusun kent yerleşmelerinde yoğunlaşması olarak her şeyden önce, demografik bir olaydır. Kent nüfusundaki artışın ise iki ana kaynaktan doğduğu açıktır. Bunlardan birincisi, doğum-ölüm farkının yarattığı doğal artış, ikincisi ise göçlerdir. Ancak kent nüfusundaki yoğunlaşmada doğal artıştan çok kente yönelik göçlerin önemli bir rol oynadığı görülmektedir.
Kentleşme kırdan kente göç yoluyla kent nüfusunun payında bir artış olarak belirdiğine göre, nüfus alışverişinde bulunan yerleşmelerin yapısal biçimlenişleri arasındaki farklılık, bu harekete aynı zamanda bir toplumsal-ekonomik değişme süreci özelliği kazandırmaktadır.
Buna bağlı olarak kentleşme ekonomik kesimler arası bir nüfus aktarımı veya çeşitli kesimlerin etkin nüfus içindeki payında bir değişme olmasıdır. Köy topluluklarında tarımsal üretim yerini kentlerde ticaret, endüstri ve hizmetsel üretime bırakır. Bu nedenle kentleşme, nüfusun tarımdan, endüstri ve hizmetlere kayması ve buna bağlı olarak kentsel iş-güç biçimlerinin ekonomide etkinlik kazanması demektir.
Oysa kentleşme, yalnız bir nüfus hareketi olarak görülürse, eksik kavranmış olur. Çünkü, kentleşme olgusu, bir toplumun ekonomik ve toplumsal yapısındaki değişmelerden doğar. Bu nedenle, kentleşmeyi tanımlarken, nüfus hareketini yaratan ekonomik, toplumsal ve siyasal boyutlarını da hesaba katan, geniş anlamda bir tanımı; sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye koşul olarak kent sayısının artması ve bu günkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında, artan oranda örgütleşme, iş bölümü ve uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikimi sürecidir. Kentleşmenin önemli boyutlarından biri olan, siyasal davranış değişikliklerini de, bu tanımın, kentlere özgü değişiklikleri içinde bulma olanağı vardır.
Kentleşme kavramı ile farklı anlamları olan kentlileşme ve şehircilik kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Bu kavramları şöyle tanımlayabiliriz.
Kentlileşme, her şeyden önce bir toplumsal değişme süreci, bir uyum ilişkisi olmakla birlikte, aynı zamanda bir fiziksel yerleşme sürecidir. Daha yerinde bir deyişle kentlileşmenin toplumsal içeriği en somut karşılığını yerleşme sürecinde bulmuştur. Kentlileşme, aşamasında beliren farklı yerleşme evreleri, aynı zamanda kentle bütünleşme sürecinde çeşitli gelişme aşamalarını simgelemektedir. Kısaca kentlileşme; kente göçle birlikte başlayan nüfus dinamiğinin kentin belirli bir kesiminde kararlılık kazanmasına kadar süregelen aşamadır.
Şehircilik ise en kısa ve öz tanımı ile; insanların refahı ve mutluluğu için çalışan, ülke ve bölge planlaması ile ilgili olarak fiziksel, ekonomik, sosyal, teknik, tarihsel, mali, hukuki ve estetik koşullar arasında en uygun düzeni arayan bir uğraş alanı, bir bilim (kentbilim) dalıdır.
Dar anlamda Şehirleşmede diyebileceğimiz Kentleşme; ister bir kırsal yerleşmenin kente dönüşmesi ister doğrudan kentin büyümesi biçiminde olsun, nüfusun kent yerleşmelerinde yoğunlaşması olarak her şeyden önce, demografik bir olaydır. Kent nüfusundaki artışın ise iki ana kaynaktan doğduğu açıktır. Bunlardan birincisi, doğum-ölüm farkının yarattığı doğal artış, ikincisi ise göçlerdir. Ancak kent nüfusundaki yoğunlaşmada doğal artıştan çok kente yönelik göçlerin önemli bir rol oynadığı görülmektedir.
Kentleşme kırdan kente göç yoluyla kent nüfusunun payında bir artış olarak belirdiğine göre, nüfus alışverişinde bulunan yerleşmelerin yapısal biçimlenişleri arasındaki farklılık, bu harekete aynı zamanda bir toplumsal-ekonomik değişme süreci özelliği kazandırmaktadır.
Buna bağlı olarak kentleşme ekonomik kesimler arası bir nüfus aktarımı veya çeşitli kesimlerin etkin nüfus içindeki payında bir değişme olmasıdır. Köy topluluklarında tarımsal üretim yerini kentlerde ticaret, endüstri ve hizmetsel üretime bırakır. Bu nedenle kentleşme, nüfusun tarımdan, endüstri ve hizmetlere kayması ve buna bağlı olarak kentsel iş-güç biçimlerinin ekonomide etkinlik kazanması demektir.
Oysa kentleşme, yalnız bir nüfus hareketi olarak görülürse, eksik kavranmış olur. Çünkü, kentleşme olgusu, bir toplumun ekonomik ve toplumsal yapısındaki değişmelerden doğar. Bu nedenle, kentleşmeyi tanımlarken, nüfus hareketini yaratan ekonomik, toplumsal ve siyasal boyutlarını da hesaba katan, geniş anlamda bir tanımı; sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye koşul olarak kent sayısının artması ve bu günkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında, artan oranda örgütleşme, iş bölümü ve uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikimi sürecidir. Kentleşmenin önemli boyutlarından biri olan, siyasal davranış değişikliklerini de, bu tanımın, kentlere özgü değişiklikleri içinde bulma olanağı vardır.
Kentleşme kavramı ile farklı anlamları olan kentlileşme ve şehircilik kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Bu kavramları şöyle tanımlayabiliriz.
Kentlileşme, her şeyden önce bir toplumsal değişme süreci, bir uyum ilişkisi olmakla birlikte, aynı zamanda bir fiziksel yerleşme sürecidir. Daha yerinde bir deyişle kentlileşmenin toplumsal içeriği en somut karşılığını yerleşme sürecinde bulmuştur. Kentlileşme, aşamasında beliren farklı yerleşme evreleri, aynı zamanda kentle bütünleşme sürecinde çeşitli gelişme aşamalarını simgelemektedir. Kısaca kentlileşme; kente göçle birlikte başlayan nüfus dinamiğinin kentin belirli bir kesiminde kararlılık kazanmasına kadar süregelen aşamadır.
Şehircilik ise en kısa ve öz tanımı ile; insanların refahı ve mutluluğu için çalışan, ülke ve bölge planlaması ile ilgili olarak fiziksel, ekonomik, sosyal, teknik, tarihsel, mali, hukuki ve estetik koşullar arasında en uygun düzeni arayan bir uğraş alanı, bir bilim (kentbilim) dalıdır.
