Hoşgeldin Misafir

Meral Akşener: Doktor ihraç edip, maraba ithal ediyorlar

argubb

12 Tem 2018
1,242 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Meral Akşener'in açıklamaları şöyle:

"Bugün, bu Yüce Meclis’in çatısı altında buluşabiliyorsak; Bunu, 102 yıl önce bir araya gelen, o kutlu iradeye borçluyuz. Bugün, bu cennet topraklarda yaşıyor, bu havayı soluyor, bu suyu içiyorsak; Bunu, 102 yıl önce, kula kulluk etmeyi reddeden, cesurlara borçluyuz. Bugün, saraylarda oturup, milletin gerçeklerinden bihaber gezenlere, milletin hakkına girenlere, karşı çıkıyorsak; Bunu, 102 yıl önce, Ankara Ulus’ta, yeryüzündeki tüm saraylardan daha görkemli olan, o mütevazi binada yeniden alevlenen, demokrasi öykümüze borçluyuz!

Bağımsızlığımızın temeli olan 23 Nisan’ı; içimizdeki tüm burukluklara rağmen, çocuklarımızla birlikte yine kutladık. Neşemizi çalanlar, cumhuriyet coşkumuza yine dokunamadı. Atatürk’ü kıskananlar, ona duyduğumuz sevgi karşısında, yine orta yerinden çatladı.


"Milli birliğimiz, Ak Parti iktidarı eliyle, gün be gün zayıflatılıyor"​


Millet, Vatan ve Egemenlik! Bu üç unsur bir araya gelmezse, ortada milli bir devlet de yoktur. Bu üç unsur, millete ait ve millete dair olmazsa, orada bağımsızlık, refah ve milli gurur yoktur. Yalnızca, devlet aygıtını gasp etmiş çeteler vardır. Bugün milli birliğimiz, Ak Parti iktidarı eliyle, gün be gün zayıflatılıyor. İnsanlarımız gün be gün, ayrıştırılıyor, kutuplaştırılıyor."

"İktidar, iktidarda kalabileceği her bir gün adına, kapalı kapılar ardında, Anadolu’yu rehin ediyor"​


Sevginin yerine nefret, saygının yerini öfke ekiliyor. Sınırları eleğe, memleketi de hendeğe çevirip, milletimizin kendi vatanında yabancı hissetmesi isteniyor. Üstelik tüm bunlar, bir tek adamın iktidarı sürebilsin diye, gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Bugün vatan topraklarımız, türlü yağmanın ve peşkeşin içinde, parsel parsel satılıyor. İktidar, iktidarda kalabileceği her bir gün adına, kapalı kapılar ardında, Anadolu’yu rehin ediyor.

Ürününü, mahsulünü rehin ediyor. Madenini, toprağını rehin ediyor. Ağacını, suyunu rehin ediyor.

Nitekim; dünün duyun-u umumiye memurları, bugün artık, Varlık Fonu'nda, TOKİ’de, Merkez Bankası’nda ve Hazine’de geziyor. Bugün milli egemenliğimiz, saraydaki bir şen azınlık, varaklı koltuklarında oturmaya devam edebilsin diye, parçalanıyor, pazarlanıyor.Kime şirin görünmek istiyorlarsa, ona yaranmak için, devletin yetkilerini açıkça, hiçbir ar duygusu göstermeksizin satıyorlar.

Kimi zaman, Meclisimizden gasp ettikleri, kanun yapma yetkisini, kimi zaman idare yetkisini, ve kimi zaman da, en son örneğini, Kaşıkçı davasında gördüğümüz, yargı yetkisini, müflis tüccarın, evini barkını satması gibi, nereden 3 kuruş alacaklarsa, ona satıyorlar.

Büyük Türk Milleti! Bugün büyük, derin ve kronikleşmiş bir devlet krizinin içerisindeyiz. Öfkemizi de, umutlarımızı da, beklentilerimizi de, kırgınlıklarımızı da, milli devletimizi, yeniden tesis etmek, hukuk ve adaleti, tek parola yapmak, demokrasiyi tam ve kâmil olarak sağlamak için, kullanmak mecburiyetindeyiz.


6'lı liderin buluşması​


Dün, 1920’lerin tarihsel eşiğinde, önümüzdeki imtihan buydu. Nitekim bugün de, önümüzdeki imtihan budur. İşte 6 siyasi parti olarak, buluşmamızın ortak noktası da tam olarak budur. Siyasette durduğumuz yerler farklı. Vaatlerimiz farklı. Gündem karşısında aldığımız tavırlar farklı. Hatta çoğu zaman, söylemlerimiz de farklı. Ama tüm farklılıklarımıza rağmen, Türkiye için ortak görüşlerimiz var.

Mesela; bu ucube sistemin, Türkiye’yi taşıyamaz olduğu konusunda, fikir birliğine sahibiz. Mesela; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in esasları hakkında, fikir birliğine sahibiz. Mesela; rantı, yolsuzlukları, hırsızlıkları engellemek için, Siyasi Ahlak Yasası çıkarılması konusunda, fikir birliğine sahibiz.

Mesela; Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunda, fikir birliğine sahibiz. Mesela; Siyasetteki nefret dilinin sonlandırılıp, istişare kültürünün tesis edilmesi konusunda, fikir birliğine sahibiz.

Mesela; demokrasinin işletilmesi, Türkiye’nin bir hukuk devleti olması, ve kuvvetler ayrılığının tesis edilmesi konularında, fikir birliğine sahibiz. Bu vesileyle buradan, başta, ev sahipliği yapan Sayın Gültekin Uysal olmak üzere, toplantıya katılan Sayın Genel Başkanlara, huzurunuzda bir kez daha, teşekkür etmek istiyorum. Allah bizleri milletimize karşı utandırmasın.

Biz İyi Parti olarak; And olsun ki; Egemenliğimize, yeniden sahip çıkacağız! Millet ile devlet arasındaki bağı, yeniden güçlendireceğiz! Cumhuriyetimizin değerlerini, yeniden yaşatacağız! O büyük vizyonun, bayraktarları olan bizler, hâlâ buradayız. Bize Cumhuriyetimizi armağan eden kahramanlarımızın, ruhları şad, mekânları cennet olsun. Rabbim bize, zengin, mutlu ve huzurlu bir Türkiye’de, nice 23 Nisan’ları, neşeyle, coşkuyla ve gururla kutlamayı nasip etsin.

23 Nisan’ın “Çocuk Bayramı” olarak kutlanması, Atatürk’ün çocuklara verdiği değerden kaynaklanır. Çünkü ulusal egemenlik hedefi, ancak ve ancak, millî şuurun, nesilden nesile aktarılmasıyla mümkündür. Yani milletçe, çocuklarımıza değer vermemizle mümkündür. Peki çocuk kimdir? Hep gülsün, mutlu olsun istediğimiz, merak duygusunu ateşleyerek, öğrenmesine rehberlik ettiğimizdir.

Ezber bilgileri, zihnine sıkıştırmak yerine, bilgi üretmesine yardımcı olduğumuzdur. Zorlandığında kolayı gösterdiğimiz, üzerinden sorumluluklarını aldığımız değil, kendi ayakları üzerinde durabilmesi için, cesaretlendirdiğimizdir. Çocuk, ülkemizin geleceğidir...

İşte, Atatürk, daha o yıllarda, çocuklarımızın, ne kadar önemli ve değerli olduğunu gördüğünden,tarihte ilk kez, yalnızca çocuklara özel bir günü, Meclisimizin kuruluş günüyle özdeşleştirmiş, bayram olarak kutlanmasını istemiştir. Nitekim Atatürk, bu vizyon doğrultusunda; “Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek, hepimizin insanlık görevidir.” demiştir.“Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı,Onlar her koşulda, yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.” demiştir. “Çocuk sevgisi, insan sevgisi için bir ihtiyaçtır.” demiştir.


"Bugün, Gazi’nin, daha 1920’lerde ortaya koyduğu, o vizyonun neresindeyiz?"​


Peki bugün, Gazi’nin, daha 1920’lerde ortaya koyduğu, o vizyonun neresindeyiz? TÜİK’in, “5’inci Çocuk İşgücü Araştırması” sonuçlarına göre, Türkiye’de bir ekonomik faaliyette çalışan, 5-17 yaş grubundaki çocuklarımızın sayısı, 720 bin. Okulunu terk etmek zorunda kalan çocuklarımızın sayısı da, maalesef azımsanmayacak kadar fazla.

"Peki ya çocuk gelinler?"​


Yüzde 78’i kayıt dışı çalışan, adlarına “çırak” diyerek, sorumluluktan kaçtığımız, 2 milyona yakın çocuğumuz var. Bunun da yanında, okula devam ettiği halde, makul bir gelecek kurmaktan yoksun bırakılan, öğrenmesi ve gelişimi, ihmal edilmiş çocuklarımız var.

Peki ya çocuk gelinler? TÜİK’e göre, son 10 yılda, 381 bin 418 kız çocuğumuz evlendirildi. Mendil kapmaca oynamak yerine, mendil satan, oyuncak bebeği yerine, kendi bebeğiyle oynayan çocuklarımız var. Ve ne acıdır ki; cinsel, fiziksel ve duygusal istismardan, koruyamadığımız çocuklarımızın sayısı, son 10 yılda, 700 kat artmış…

Bugün Cumhuriyetimizi kuran iradenin, çocuklarımıza dair koyduğu o vizyonun, işte bu kadar uzağındayız.1921 yılında, Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kurarak,savaşta babasını, ailesini kaybetmiş, yetim çocuklarımıza, kol kanat geren, o kapsayıcı devlet anlayışının, işte bu kadar uzağındayız. Bugün maalesef, Atatürk’ümüzün çocuklarımıza verdiği değerin, işte bu kadar uzağındayız!
"