Milgram deneyini bilenler bilir. Bilmeyenler için okuyup, filmini (bkz. Experimenter, 2015) izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum çünkü insanlık halleri üzerine önemli noktaları gözler önüne sermektedir. Benim de ilgimi çeken ve ahlaki/etik açıdan kişisel yorum getirmek istediğim bazı noktalar var.
‘’Zorunluluk’’
Deneyde şöyle anlar yaşanıyor: ‘’Deneyin sonuna kadar devam etmek zorundasınız.’’ Hayatımız boyunca ‘’zorunluluk’’ kelimesine çok dikkat etmeliyiz. Belki de bir insanın ölümü ile sonuçlanacak bir deneye neden devam etmek zorunda olunduğu sorgulanmalıdır. Gündelik hayatta ‘’evlenmek zorundasın yoksa insanlar sana evde kalmış gözüyle bakar, çocuk yapmak zorundasın yoksa aileniz meyvesiz kalır’’ gibi türlü maskeler ve konular ile karşımıza çıkar. Sokrates bilgi ve ahlak arasında ciddi bir ilişki kurmaktadır. Öyleyse bizim evlenmenin bir zorunluluk değil tercih meselesi olduğunu bilmemiz gerekir. Böyle bir durumda zorunluluktan evlenmek yerine tercih ederek, severek, isteyerek evlenmek daha ahlaki olacaktır. Yapılan tüm dayatmalar birer zorbalıktır. Kişi, özgür iradesiyle kendi tercihlerini yaşamalıdır. Aksi takdirde yaşanılan hayat dayatmaların inşa ettiği sahte bir gerçeklik olacaktır.
‘’Meslekler’’
Deneyde mesleklerin insanlara neler yaptığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Roller insanlara belli başlı şeyler dayatmaktadır. ‘’Sen öğrencisin, bilmediğin her soruda cezanı sonuna kadar çekmelisin.’’ ‘’Sen öğretmensin, bilmediği her soruda cezasını sonuna kadar vermelisin.’’
Şunu düşünüyor olmamız gerekir ki bir taraftan iyi olan diğer taraftan da iyi olacaktır diye bir şey söz konusu olamaz. Belki de biz görevimizi hakkıyla yerine getirdiğimizi düşünüyor olabiliriz ama bu tek başına ahlaklı olmak için yeterli midir?
Kaş yapayım derken göz çıkarmak deyimi bu olayı adeta özetler niteliktedir.
‘’Kurallar’’
Deneyde öne sürülen şeylerden birinin de kurallar olduğunu görüyoruz. Bununla gündelik hayatımızda da sıkça karşılaşırız. ‘’Kurallar böyle.’’ Kim koymuştur bu kuralları, neden koymuştur, ne amaçla koymuştur, üzerine yeterince düşünülmüş müdür? Peki, biz neden hemen her kurala uyma eğilimi gösteririz?
Cevap basit: İtaat.
İtaat üzerine araştırma yapılırken insanlar bu şekilde de bir itaate zorlanmamış mıdır? Ben burada üzerinde durulması gereken ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyorum. Belki de insanlar Sokrates’in önerdiği gibi şüphe etmeyi, acaba demeyi, bir daha düşünmeyi denedi ama ‘’kurallar böyle.’’
‘’Sorumluluk’’
Çok ilginç başka bir nokta da sorumluluk bilincidir. Deney esnasında deneyi gerçekleştiren kişinin ‘’tüm sorumluluk bana ait’’ demesi..
Kendi düşüncelerinin ve eylemlerinin sorumlusu nasıl senden başka biri olabilir ki? Gündelik hayatta da bunu sıkça duyarız. ‘’O söyledi, ben yaptım.’’ İyiye ulaşmak için çabuk karar vermemek gerektiğini düşünüyorum. Sokrates, erdemli olmaktan söz ederken insanın potansiyelini akılla en iyi şekilde kullanması ve bu olgunluğu erdemdir, der. İnsan bilinçli olandır ve önemli olan da bu bilinci nasıl kullandığıdır, der. Başkalarının aklı ile hareket etmek ahlaki ve etik açıdan sınıfta kalır. Bu kişi sizin patronunuz olabilir, bu kişi sizden daha kıdemli biri olabilir ama fark etmez. Emir altında dahi olsanız yapacağınız her şey için son kararı veren hep siz olacaksınız.
‘’Hiyerarşi’’
Hiyerarşi, hayatımızın içine kök salmış sınıflandıran bir düzendir. Gündelik hayatımızda da sıkça ‘’emir alma, emir verme’’ gibi durumlarla işler. Deneyde de hiyerarşik olarak kim daha egemense onun sözü geçmiştir. Ben bu hiyerarşi konusunu çok küçük yaşlarda sorgulamaya başladım. Cennetin ve cehennemin 7 katlı olduğunu duymuştum ve çok şaşırmıştım. Eğer bu doğruysa iyilik ve kötülük adı altında dahi olsa orada da biri birininden üstün mü olacak gerçekten?
‘’İdeolojiler’’
İdeolojiler konusunda algılarımızın çok açık ve bakış açılarımızın çok yönlü olması gerekir. Aksi takdirde manipülasyon ve ikna karşısında son derece savunmasız bir hale geliriz. İnsanlar sizi birçok şeye alet etmiş ve kullanıyor olabilir. En kötüsü de biz bunun farkında olmayabiliriz. Platon ‘’Devlet’’ adlı kitabında ‘’İnsanlar doğru düşünceden istemeyerek mahrum kalırlar. İnsanlar ya aldatılarak ya büyülenerek ya da zorlanarak bu sonuçla karşılaşırlar’’ der. Deney genel anlamda bakıldığında insanlığa büyük bir fayda sağlamış olsa da bireysel anlamda bunu yapmaya hakkı var mıydı? Belki de kişi o andan itibaren kendini çok acımasız biri olarak görüp hayatına bu şekilde devam edecek. Yine Platon, ‘’Sokrates’in Savunması’’ adlı kitabında Sokrates’in şu sözlerine yer verir: ‘’ Kötü bir kimse, iyi bir kimseye nasıl zarar verebilir? Ancak zararı kendisine dokunabilir.’’
‘’Göle atılan taş misali…’’
Küçük bir hareketin büyük bir sonuca dönüşebileceği asla göz ardı edilmemelidir. Deneyde de gördüğümüz gibi elektriğin şiddeti adım adım arttırılıyordu. Kişi belki bir anda en kötüsünü yapmadı ama kötülüğe alışarak yavaş yavaş bunu yaptı. F.W. Foerster, ‘’İyilik ve kötülük doğuştan gelmez, bu bir egzersiz işidir’’ der. Askese de bir nevi ruh egzersizi demektir. Yaptığımız eylemlerin iyiliği mi yoksa kötülüğü mü beslediğini sorgulamalı ve ona göre hareket etmeliyiz.
‘’Tutarlı olmak’’
Yaşam aşamalı bir süreçtir. Bu süreçte bizden tutarlı olmamız beklenir. Deneyde de gördüğümüz gibi bir noktadan sonra vazgeçmek daha da zorlaşmaktadır. Örneğin, gündelik hayatımızda karşılaştığımız şiddet gören eşin boşanma konusundaki tereddütleri bu temellere dayanır. O yüzden F. W. Foester’ın kayak anlatısında olduğu gibi durmak, duracağın yeri bilmek son derece önemlidir. Bazen vazgeçebilme yetisini kazanmak ve bu vazgeçmenin doyumunu yaşamak gerekir.
‘’Bedel’’
Hayat sizi çok ciddi bedeller ödemekle tehdit edebilir. Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza adlı kitabında ‘’ Bilmiyorlardı kimi nasıl yargılayacaklarını, anlaşamıyorlardı neyin iyilik neyin kötülük sayılacağı konusunda’’ der. Bunu deneyde de çok açık görmekteyiz. ‘’Eğer şimdi deneyi sonlandırırsanız..’’
Gündelik hayatımızda da buna sıkça denk geliriz. Ailemizle, sevdiklerimizle sınanır ve örneğin hapisle, cezayla, ölümle korkutuluruz. Öyleyse bilmek bize bir şey yapıyor. Yaptığımız şeyler karşı tarafa bir şeyler yapıyor ya da yapabilir. Yapıp etmelerimize bu açıdan çok dikkat etmeliyiz ama biliyorum bazı meseleler de vardır ki:
‘’Hayır diyebilmek’’
Belki de ahlak ve etik konusunda en çok sorgulamamız gereken konu ile bitirmek istiyorum. Düşünmek, sorgulamak, eleştirmek hatta karşı çıkmak son derece erdemli davranışlardır. Bunu yaparken bence dikkat edilmesi gereken tek şey üsluptur. Saygılı, ciddi ve kararlı olmak korkulardan ve endişelerden kurtarır. Bunun için de kendini sevmek ve kendine güvenmek gerekir. Şiddete hayır, ayrımcılığa hayır, önyargılara hayır, eşitsizliğe hayır, adaletsizliğe hayır, itaate hayır gibi hayırları diyebilmek ve bir ömür bu hayırları ahlaki/etik açıdan sorgulamak ve çoğaltıp, çeşitlendirmek gerekir.
‘’Zorunluluk’’
Deneyde şöyle anlar yaşanıyor: ‘’Deneyin sonuna kadar devam etmek zorundasınız.’’ Hayatımız boyunca ‘’zorunluluk’’ kelimesine çok dikkat etmeliyiz. Belki de bir insanın ölümü ile sonuçlanacak bir deneye neden devam etmek zorunda olunduğu sorgulanmalıdır. Gündelik hayatta ‘’evlenmek zorundasın yoksa insanlar sana evde kalmış gözüyle bakar, çocuk yapmak zorundasın yoksa aileniz meyvesiz kalır’’ gibi türlü maskeler ve konular ile karşımıza çıkar. Sokrates bilgi ve ahlak arasında ciddi bir ilişki kurmaktadır. Öyleyse bizim evlenmenin bir zorunluluk değil tercih meselesi olduğunu bilmemiz gerekir. Böyle bir durumda zorunluluktan evlenmek yerine tercih ederek, severek, isteyerek evlenmek daha ahlaki olacaktır. Yapılan tüm dayatmalar birer zorbalıktır. Kişi, özgür iradesiyle kendi tercihlerini yaşamalıdır. Aksi takdirde yaşanılan hayat dayatmaların inşa ettiği sahte bir gerçeklik olacaktır.
‘’Meslekler’’
Deneyde mesleklerin insanlara neler yaptığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Roller insanlara belli başlı şeyler dayatmaktadır. ‘’Sen öğrencisin, bilmediğin her soruda cezanı sonuna kadar çekmelisin.’’ ‘’Sen öğretmensin, bilmediği her soruda cezasını sonuna kadar vermelisin.’’
Şunu düşünüyor olmamız gerekir ki bir taraftan iyi olan diğer taraftan da iyi olacaktır diye bir şey söz konusu olamaz. Belki de biz görevimizi hakkıyla yerine getirdiğimizi düşünüyor olabiliriz ama bu tek başına ahlaklı olmak için yeterli midir?
Kaş yapayım derken göz çıkarmak deyimi bu olayı adeta özetler niteliktedir.
‘’Kurallar’’
Deneyde öne sürülen şeylerden birinin de kurallar olduğunu görüyoruz. Bununla gündelik hayatımızda da sıkça karşılaşırız. ‘’Kurallar böyle.’’ Kim koymuştur bu kuralları, neden koymuştur, ne amaçla koymuştur, üzerine yeterince düşünülmüş müdür? Peki, biz neden hemen her kurala uyma eğilimi gösteririz?
Cevap basit: İtaat.
İtaat üzerine araştırma yapılırken insanlar bu şekilde de bir itaate zorlanmamış mıdır? Ben burada üzerinde durulması gereken ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyorum. Belki de insanlar Sokrates’in önerdiği gibi şüphe etmeyi, acaba demeyi, bir daha düşünmeyi denedi ama ‘’kurallar böyle.’’
‘’Sorumluluk’’
Çok ilginç başka bir nokta da sorumluluk bilincidir. Deney esnasında deneyi gerçekleştiren kişinin ‘’tüm sorumluluk bana ait’’ demesi..
Kendi düşüncelerinin ve eylemlerinin sorumlusu nasıl senden başka biri olabilir ki? Gündelik hayatta da bunu sıkça duyarız. ‘’O söyledi, ben yaptım.’’ İyiye ulaşmak için çabuk karar vermemek gerektiğini düşünüyorum. Sokrates, erdemli olmaktan söz ederken insanın potansiyelini akılla en iyi şekilde kullanması ve bu olgunluğu erdemdir, der. İnsan bilinçli olandır ve önemli olan da bu bilinci nasıl kullandığıdır, der. Başkalarının aklı ile hareket etmek ahlaki ve etik açıdan sınıfta kalır. Bu kişi sizin patronunuz olabilir, bu kişi sizden daha kıdemli biri olabilir ama fark etmez. Emir altında dahi olsanız yapacağınız her şey için son kararı veren hep siz olacaksınız.
‘’Hiyerarşi’’
Hiyerarşi, hayatımızın içine kök salmış sınıflandıran bir düzendir. Gündelik hayatımızda da sıkça ‘’emir alma, emir verme’’ gibi durumlarla işler. Deneyde de hiyerarşik olarak kim daha egemense onun sözü geçmiştir. Ben bu hiyerarşi konusunu çok küçük yaşlarda sorgulamaya başladım. Cennetin ve cehennemin 7 katlı olduğunu duymuştum ve çok şaşırmıştım. Eğer bu doğruysa iyilik ve kötülük adı altında dahi olsa orada da biri birininden üstün mü olacak gerçekten?
‘’İdeolojiler’’
İdeolojiler konusunda algılarımızın çok açık ve bakış açılarımızın çok yönlü olması gerekir. Aksi takdirde manipülasyon ve ikna karşısında son derece savunmasız bir hale geliriz. İnsanlar sizi birçok şeye alet etmiş ve kullanıyor olabilir. En kötüsü de biz bunun farkında olmayabiliriz. Platon ‘’Devlet’’ adlı kitabında ‘’İnsanlar doğru düşünceden istemeyerek mahrum kalırlar. İnsanlar ya aldatılarak ya büyülenerek ya da zorlanarak bu sonuçla karşılaşırlar’’ der. Deney genel anlamda bakıldığında insanlığa büyük bir fayda sağlamış olsa da bireysel anlamda bunu yapmaya hakkı var mıydı? Belki de kişi o andan itibaren kendini çok acımasız biri olarak görüp hayatına bu şekilde devam edecek. Yine Platon, ‘’Sokrates’in Savunması’’ adlı kitabında Sokrates’in şu sözlerine yer verir: ‘’ Kötü bir kimse, iyi bir kimseye nasıl zarar verebilir? Ancak zararı kendisine dokunabilir.’’
‘’Göle atılan taş misali…’’
Küçük bir hareketin büyük bir sonuca dönüşebileceği asla göz ardı edilmemelidir. Deneyde de gördüğümüz gibi elektriğin şiddeti adım adım arttırılıyordu. Kişi belki bir anda en kötüsünü yapmadı ama kötülüğe alışarak yavaş yavaş bunu yaptı. F.W. Foerster, ‘’İyilik ve kötülük doğuştan gelmez, bu bir egzersiz işidir’’ der. Askese de bir nevi ruh egzersizi demektir. Yaptığımız eylemlerin iyiliği mi yoksa kötülüğü mü beslediğini sorgulamalı ve ona göre hareket etmeliyiz.
‘’Tutarlı olmak’’
Yaşam aşamalı bir süreçtir. Bu süreçte bizden tutarlı olmamız beklenir. Deneyde de gördüğümüz gibi bir noktadan sonra vazgeçmek daha da zorlaşmaktadır. Örneğin, gündelik hayatımızda karşılaştığımız şiddet gören eşin boşanma konusundaki tereddütleri bu temellere dayanır. O yüzden F. W. Foester’ın kayak anlatısında olduğu gibi durmak, duracağın yeri bilmek son derece önemlidir. Bazen vazgeçebilme yetisini kazanmak ve bu vazgeçmenin doyumunu yaşamak gerekir.
‘’Bedel’’
Hayat sizi çok ciddi bedeller ödemekle tehdit edebilir. Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza adlı kitabında ‘’ Bilmiyorlardı kimi nasıl yargılayacaklarını, anlaşamıyorlardı neyin iyilik neyin kötülük sayılacağı konusunda’’ der. Bunu deneyde de çok açık görmekteyiz. ‘’Eğer şimdi deneyi sonlandırırsanız..’’
Gündelik hayatımızda da buna sıkça denk geliriz. Ailemizle, sevdiklerimizle sınanır ve örneğin hapisle, cezayla, ölümle korkutuluruz. Öyleyse bilmek bize bir şey yapıyor. Yaptığımız şeyler karşı tarafa bir şeyler yapıyor ya da yapabilir. Yapıp etmelerimize bu açıdan çok dikkat etmeliyiz ama biliyorum bazı meseleler de vardır ki:
‘’Hayır diyebilmek’’
Belki de ahlak ve etik konusunda en çok sorgulamamız gereken konu ile bitirmek istiyorum. Düşünmek, sorgulamak, eleştirmek hatta karşı çıkmak son derece erdemli davranışlardır. Bunu yaparken bence dikkat edilmesi gereken tek şey üsluptur. Saygılı, ciddi ve kararlı olmak korkulardan ve endişelerden kurtarır. Bunun için de kendini sevmek ve kendine güvenmek gerekir. Şiddete hayır, ayrımcılığa hayır, önyargılara hayır, eşitsizliğe hayır, adaletsizliğe hayır, itaate hayır gibi hayırları diyebilmek ve bir ömür bu hayırları ahlaki/etik açıdan sorgulamak ve çoğaltıp, çeşitlendirmek gerekir.

