Rasûlullah Aleyhisselâm, Birgün Aralarında Ebû Hureyre Radiyallahu Anh’in de Bulunduğu Bir Takım Sahâbî ile Otururken, Dudaklarından Dehşet Veren Şu Mucizevî İfadeler Döküldü:
“Aranızda Öyle Biri Var ki; Onun Cehennemdeki Azı Dişi Uhud Dağı’ndan Daha Büyük Olacaktır!”
Bu, Sâdık ve Masdûk Olan Peygamber’in Haberiydi.
O Mecliste Oturanlardan Biri, Neûzübillah, İmandan Sapacak ve Ateşin En Derin Azabına Müstahak Olacaktı.
Zaman Akıp Geçti; O Mecliste Bulunanların Çoğu İslâm Üzere, İzzetle Ruhlarını Teslim Etti.
Geriye Yalnızca İki Kişi Kalmıştı: Ebû Hureyre Radiyallahu Anh ve Benî Hanîfe Kabilesinden Er-Reccâl Bin Unfûve.
Er-Reccâl, Peygamber Efendimiz’e Bağlılığı, Kur’ân’a Olan Derin Vukufiyeti ve Bitmek Bilmeyen İbadetleriyle Tanınırdı. Öyle ki Büyük Sahâbî Râfi‘ Bin Hadîc Radiyallahu Anh Onun İçin:
“Reccâl’in Huşûsu, Kur’ân Tilavetindeki Aşkı ve Hayra Düşkünlüğü Hayret Vericiydi”
Derdi.
İbn-i Ömer Radiyallahu Anh Bile Onu, Heyetlerin En Faziletlilerinden Sayardı.
Ancak Ebû Hureyre Radiyallahu Anh’in Kalbinde, Bir Dağ Gibi Büyüyen O Nebevî Uyarı Asla Silinmedi.
Reccâl’in Namazını, Orucunu ve Zühdünü Gördükçe, Kendi Adına Dehşete Kapılıyor; O Korkunç Haberin Muhatabının Kendisi Olmasından Endişe Ediyordu..
Yalancı Peygamber Müseylime, Yemâme’de Nifak Tohumları Ekip Halkı Kandırmaya Başlayınca, Hz. Ebû Bekir Radiyallahu Anh Bu Azgın Fitneyi Bastırmak ve Halkı İrşad İçin Reccâl Bin Unfûve’yi Görevlendirdi. Reccâl, Bir Zamanlar Dizinin Dibinde Oturduğu Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Mesajını Taşıyacaktı.
Fakat Yemâme’ye Vardığında, Müseylime Onu Altınlarla, Saltanat Vaadleriyle ve Dünya Malıyla Karşıladı.
Fakir Bir Bedevî Olan Reccâl’in Gözlerini Dünya Hırsı Bürüdü; Secdeyle Aşınmış Alnındaki Nur, Altının Parıltısına Yenik Düştü.
Reccâl, Yalnızca Dinini Satmakla Kalmadı; Tarihin En Büyük Yalanlarından Birini Uydurdu:
“Ben Bizzat İşittim! Muhammed Dedi ki: Museylime, Benim Peygamberlikteki Ortağımdır!”
Halk, Onun Peygamber Sahâbîsi Olduğunu Bildiği İçin Bu Yalana İnandı.
Bu İhanet, Müseylime’nin Ordusunu Kırk Bin Kişiye Ulaştırdı. Reccâl, Fitnenin Baş Mimarı Olmuştu.
İslâm Ordusu, Hâlid Bin Velîd Radiyallahu Anh Komutasında Yemâme’ye Yürüdü. Ordunun İçinde Bir İsim Daha Vardı: Vahşî Bin Harb Radiyallahu Anh. Uhud’da “Allah’ın Aslanı” Hz. Hamza Radiyallahu Anh’i Şehit Eden, Fakat Sonra Hidayetle Şereflenen Vahşî, Bu Büyük Günahın Kefareti İçin Yanıp Tutuşuyordu.
Kendi Kendine Ant İçmişti:
“Câhiliyede İnsanların En Hayırlısını Öldürdüm; İslâm’da da İnsanların En Şerlisini Öldüreceğim!”
Savaş Meydanı Kan Gölüne Döndü.
İlk Başta Müslümanlar Sarsılsa da Kur’ân Ehlinin Haykırışlarıyla Saflarını Sıklaştırıp Hücuma Geçtiler.
O Dehşetli Günde Vahşî, Mızrağını Bu Kez Müseylime’ye Fırlattı ve Onu Yere Serdi.
O Kargaşa İçinde, Bir Zamanlar Kur’ân Bülbülü Olan, Geceleri Kıyamda Geçiren Er-Reccâl Bin Unfûve de Kılıç Darbeleriyle, Küfür Üzere Can Verdi.
Reccâl’in Mürtet Olarak Öldüğü Haberi Medine’ye Ulaştığında, Ebû Hureyre Radiyallahu Anh Hıçkırıklara Boğularak Şükür Secdesine Kapandı.
Zirâ Peygamber Aleyhisselâm’ın Bahsettiği O Talihsiz Kişi Kendisi Değildi.
[İbn-i Cerîr Et-Taberî, Târîḫu’l-Umem ve’l-Mulûk]
[İbn-i Kesîr, El-Bidâye ve’n-Nihâye]
[İbn-i Sa‘d, Tabakât]
Reccâl Sahâbe Miydi?
Kısaca HAYIR!
Sahâbe:
“Resûlullah Aleyhisselâm ile Mü’min Olarak Karşılaşan, Ona İman Eden ve Bu İman Üzere Vefat Eden Kimsedir..
Er-Reccâl Bin Unfûve:
▪︎ Rasûlullah Aleyhisselâm’ı Görmüştür..
▪︎ Bir Dönem Belki Mu'min, Belki de Munâfık Olarak Yaşamıştır..
▪︎ Müseylime’yi Tasdîk Etmiş, Onun Peygamberliğini İlân Etmiş ve Bu Küfür Üzere Öldürülmüştür.
İmân Üzere Vefat Etmemiştir!
Bu Sebeple:
▪︎ Sahâbî Değildir..
İbn-i Hâcer, İbn-i Kesîr ve Ehl-i Sünnet Ulemâsının Cumhuruna Göre:
▪︎ “İmân Üzere Ölme Şartı Düşerse, Sahâbîlik de Düşer”
Mürtet Olan Birinin Önceki Amellerinin Hükmü:
▪︎ İrtidâd, Önceki Salih Amelleri Boşa Çıkarır;
Bu Hüküm Kur’ân ile Sabittir:
“Kim İmandan Döner ve Kâfir Olarak Ölürse, İşte Onların Amelleri Dünyada da, Âhirette de Boşa Gitmiştir.”
Kişi Mürtet Olur, Sonra Yeniden İslâm’a Dönerse;
< Tüm Amelleri Tamamen Boşa Gitmiştir >
▪︎ Önceki Amelleri Ecir Olarak İade Edilmez,
▪︎ Yeniden Amel Etmesi Gerekir..
“Aranızda Öyle Biri Var ki; Onun Cehennemdeki Azı Dişi Uhud Dağı’ndan Daha Büyük Olacaktır!”
Bu, Sâdık ve Masdûk Olan Peygamber’in Haberiydi.
O Mecliste Oturanlardan Biri, Neûzübillah, İmandan Sapacak ve Ateşin En Derin Azabına Müstahak Olacaktı.
Zaman Akıp Geçti; O Mecliste Bulunanların Çoğu İslâm Üzere, İzzetle Ruhlarını Teslim Etti.
Geriye Yalnızca İki Kişi Kalmıştı: Ebû Hureyre Radiyallahu Anh ve Benî Hanîfe Kabilesinden Er-Reccâl Bin Unfûve.
Er-Reccâl, Peygamber Efendimiz’e Bağlılığı, Kur’ân’a Olan Derin Vukufiyeti ve Bitmek Bilmeyen İbadetleriyle Tanınırdı. Öyle ki Büyük Sahâbî Râfi‘ Bin Hadîc Radiyallahu Anh Onun İçin:
“Reccâl’in Huşûsu, Kur’ân Tilavetindeki Aşkı ve Hayra Düşkünlüğü Hayret Vericiydi”
Derdi.
İbn-i Ömer Radiyallahu Anh Bile Onu, Heyetlerin En Faziletlilerinden Sayardı.
Ancak Ebû Hureyre Radiyallahu Anh’in Kalbinde, Bir Dağ Gibi Büyüyen O Nebevî Uyarı Asla Silinmedi.
Reccâl’in Namazını, Orucunu ve Zühdünü Gördükçe, Kendi Adına Dehşete Kapılıyor; O Korkunç Haberin Muhatabının Kendisi Olmasından Endişe Ediyordu..
Yalancı Peygamber Müseylime, Yemâme’de Nifak Tohumları Ekip Halkı Kandırmaya Başlayınca, Hz. Ebû Bekir Radiyallahu Anh Bu Azgın Fitneyi Bastırmak ve Halkı İrşad İçin Reccâl Bin Unfûve’yi Görevlendirdi. Reccâl, Bir Zamanlar Dizinin Dibinde Oturduğu Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Mesajını Taşıyacaktı.
Fakat Yemâme’ye Vardığında, Müseylime Onu Altınlarla, Saltanat Vaadleriyle ve Dünya Malıyla Karşıladı.
Fakir Bir Bedevî Olan Reccâl’in Gözlerini Dünya Hırsı Bürüdü; Secdeyle Aşınmış Alnındaki Nur, Altının Parıltısına Yenik Düştü.
Reccâl, Yalnızca Dinini Satmakla Kalmadı; Tarihin En Büyük Yalanlarından Birini Uydurdu:
“Ben Bizzat İşittim! Muhammed Dedi ki: Museylime, Benim Peygamberlikteki Ortağımdır!”
Halk, Onun Peygamber Sahâbîsi Olduğunu Bildiği İçin Bu Yalana İnandı.
Bu İhanet, Müseylime’nin Ordusunu Kırk Bin Kişiye Ulaştırdı. Reccâl, Fitnenin Baş Mimarı Olmuştu.
İslâm Ordusu, Hâlid Bin Velîd Radiyallahu Anh Komutasında Yemâme’ye Yürüdü. Ordunun İçinde Bir İsim Daha Vardı: Vahşî Bin Harb Radiyallahu Anh. Uhud’da “Allah’ın Aslanı” Hz. Hamza Radiyallahu Anh’i Şehit Eden, Fakat Sonra Hidayetle Şereflenen Vahşî, Bu Büyük Günahın Kefareti İçin Yanıp Tutuşuyordu.
Kendi Kendine Ant İçmişti:
“Câhiliyede İnsanların En Hayırlısını Öldürdüm; İslâm’da da İnsanların En Şerlisini Öldüreceğim!”
Savaş Meydanı Kan Gölüne Döndü.
İlk Başta Müslümanlar Sarsılsa da Kur’ân Ehlinin Haykırışlarıyla Saflarını Sıklaştırıp Hücuma Geçtiler.
O Dehşetli Günde Vahşî, Mızrağını Bu Kez Müseylime’ye Fırlattı ve Onu Yere Serdi.
O Kargaşa İçinde, Bir Zamanlar Kur’ân Bülbülü Olan, Geceleri Kıyamda Geçiren Er-Reccâl Bin Unfûve de Kılıç Darbeleriyle, Küfür Üzere Can Verdi.
Reccâl’in Mürtet Olarak Öldüğü Haberi Medine’ye Ulaştığında, Ebû Hureyre Radiyallahu Anh Hıçkırıklara Boğularak Şükür Secdesine Kapandı.
Zirâ Peygamber Aleyhisselâm’ın Bahsettiği O Talihsiz Kişi Kendisi Değildi.
[İbn-i Cerîr Et-Taberî, Târîḫu’l-Umem ve’l-Mulûk]
[İbn-i Kesîr, El-Bidâye ve’n-Nihâye]
[İbn-i Sa‘d, Tabakât]
Reccâl Sahâbe Miydi?
Kısaca HAYIR!
Sahâbe:
“Resûlullah Aleyhisselâm ile Mü’min Olarak Karşılaşan, Ona İman Eden ve Bu İman Üzere Vefat Eden Kimsedir..
Er-Reccâl Bin Unfûve:
▪︎ Rasûlullah Aleyhisselâm’ı Görmüştür..
▪︎ Bir Dönem Belki Mu'min, Belki de Munâfık Olarak Yaşamıştır..
▪︎ Müseylime’yi Tasdîk Etmiş, Onun Peygamberliğini İlân Etmiş ve Bu Küfür Üzere Öldürülmüştür.
İmân Üzere Vefat Etmemiştir!
Bu Sebeple:
▪︎ Sahâbî Değildir..
İbn-i Hâcer, İbn-i Kesîr ve Ehl-i Sünnet Ulemâsının Cumhuruna Göre:
▪︎ “İmân Üzere Ölme Şartı Düşerse, Sahâbîlik de Düşer”
▪︎ İrtidâd, Önceki Salih Amelleri Boşa Çıkarır;
Bu Hüküm Kur’ân ile Sabittir:
“Kim İmandan Döner ve Kâfir Olarak Ölürse, İşte Onların Amelleri Dünyada da, Âhirette de Boşa Gitmiştir.”
Kişi Mürtet Olur, Sonra Yeniden İslâm’a Dönerse;
< Tüm Amelleri Tamamen Boşa Gitmiştir >
▪︎ Önceki Amelleri Ecir Olarak İade Edilmez,
▪︎ Yeniden Amel Etmesi Gerekir..



