Esselamün aleyküm kardeşlerim
Bediüzzaman lakabı almış kişi hakkında bilinmeyen o kadar çok şecaat var ki yazmayı uygun gördüm ve seven veya tabi olan kardeşlerimiz var ise belki gittikleri yolun yanlış olduğunu anlamalarına yardımcı olabiliriz ümidiyle bu konuyu açmak icap etti.
Yaptığımız tespitlerde bizzat kendisinin söylemiş ve yazmış olduğu veya yazdırdığı adına da “Risale-i Nur” koyduğu kitaplardan derlediğimiz kendisine ait şecaatlerdir.
——-
Evet Nurculuk Bâtıl ve Bozuk Paralel Bir Dindir!
Menşei İse Said Nursi İsimli Diyalog ve Haçlı Sevici Hokkabaz ve Şarlatanın Güyâ İlhâm ve Keşf Yoluyla Elde Ettiği Kitâb ve Sünnete Aykırı Zırva Ve Hezeyanlarıdır.
(İsteyen Olursa Bir Kısmını İletebilirim)
Mâdem Konusu Açıldı,
Meselenin Özü ve Aslını Anlamak İçin
SORU : İlham - Keşf - Rüya delil midir?
İmâm Ömer en'Nesefî,
-rahimehullah- Metnü’l-Akaid’de şöyle der:
İlham, hak ehli olanlara göre, bir şeyin sıhhatini bilme konusunda ilim elde etme vasıtası değildir..
[ Şerhu’l-Akaid, Dergâh Yayınları, 121]
İmâm Pezdevî -rahimehullah-
de, Ehl-i Sünnet Akâidi’nde ilim sebeplerini sıraladıktan sonra şunları söyler:
İlhamla bilgi meydana gelmesine gelince: Bu nasıl olur?... İlhamla bilgi hâsıl olduğunu iddia edenin davası burhandan yoksundur. Eğer bir kimse:
"Şu şeyin helâl olduğuna dair Allah Tealâ bana ilham ederek kalbimde bilgi hasıl oldu" derse, ona denecek şudur:
"Sen sözünde yalan söylüyorsun", ayrıca onun doğruluğunu gösteren bir delil yoktur.
Aynı şekilde bir başkası da, bunun haram olduğunu Allah’ın kendisine ilham ettiğini söyleyebilir.
O hâlde bu iki kişinin sözlerinden birini tercih için delil bulunmadığından, ikisi arasında anlaşmazlık vuku bulur ki, bu da fesada götürür..
[Ehl-i Sünnet Akaidi, Kayıhan Yayınları, S-12]
İmâm Taftazanî -Rahimehullah- şöyle demiştir:
İlhâm, herkes için bilgi edinme vasıtası değildir, başkasına delil olarak kullanılmaya elverişli de değildir.
[Taftazânî, Şerhu’l-Akaid, S-121]
Suiistimale açık olan ilham konusunu izah etmek, hak ilhamlar ile ilhâm diye yutturulmak istenen şatahat [Kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle manevî sarhoşluk, istiğrak hâlinde iken söylenen muvazenesiz sözler] ve türrehatın[Bâtıl, saçma sapan sözler] arasını ayırmak, bunların farkını ortaya koymak gerekmektedir.
İlhâm, feyiz yolu ile kalbe ilka olunan manadır, diye tarif edilir.
[ Kelâm İlmi ve İslâm Akaidi, (Taftazânî, Şerhu’l-Akaid içinde), S-121]
Şüphesiz ki, evliya arasında ilhama mazhar olanlar vardır. Nitekim, Buharî ve Müslim’de Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâm)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Sizden önceki ümmetler arasında, kendilerine ilham olunanlar vardı. Eğer benim ümmetim içinde de böyle biri varsa, o da Ömer’dir."
[Buhārî, Fezâilu’s-Sahâbe, 6/37; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe, 2/23]
"Kendilerine ilham olunanlar" şeklinde tercüme edilen "muhaddesûn" (kendilerine haber verilenler, kendilerine söz söylenenler) hakkında İmam Buharî - Rahimehullah-, "Onların dillerine bir şeyin doğrusu geliverir."
[Ahmed Dâvudoğlu-Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 10/232]
İmâm Süfyan b. Uyeyne - Rahimehullah- "Muhaddes diye kavrayışlı ve anlayışlı kişiye denir." [Tirmizî, Menakıb, 54/3938]
İmam Cafer Sadık -Rahimehullah-da,
" Muhaddes, Allah’ın kendisine gerçekleri anlamasını sağladığı kimsedir." demişlerdir.[Mutahharî, Hâtemiyyet, 32]
Mülhemûndan olan Hz. Ömer Radıyâllahu anh demiştir ki:
"Ben üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: Ey Allah’ın Elçisi, İbrahim makamını namazgâh edinelim, dedim. Müteakiben 'Siz de İbrahim makamından bir namazgâh edinin!' (Bakara, 2/215) ayeti nazil oldu.
Bir de hicap ayeti ki, 'Ya Resulullah, kadınlarına emretsen de, onlar perde içine girseler! Çünkü, hayırlı-hayırsız kimseler onlarla konuşabiliyor.' dedim. Bunun üzerine hicap ayeti (Ahzâb, 33/32-33) nazil oldu.
Kezâ, Peygamber’in -sallallahu aleyhi vessellem-
zevceleri, bir keresinde kendisine karşı kıskançlık göstermek üzere ittifak etmişlerdi. Eğer o, sizi boşarsa, yerinize Rabbinin ona sizden hayırlılarını vermesi ümit edilir, dedim. Derken bu (Tahrîm, 66/5) ayeti nazil oldu."
[Buhārî, Salât, 32/52]
İlm-i Kelâmda ,sadece Enbiyâların ilhamı, bilgi kaynağı olarak kabul edilir.
[Kelâm İlmi ve İslâm Akaidi, (Taftazânî, Şerhu’l-Akaid içinde), S-121]
Cenab-ı Hak buyurmuştur ki:
"Senden önce gönderilen her resul ve her nebi bir temennide bulunduğu zaman, şeytan onun temennisine bir şey sokmuştur. Fakat Allah, şeytanın soktuğu şeyi iptal eder, sonra da ayetlerini sağlamlaştırır. (...)"[Hacc,52]
Nebi’nin kalbine şeytanın attığı vesvesenin nesh ve izale olunması ve Allah Tealâ’nın kendi ayetlerini muhkem hâle getirmesi şarttır.
Zira nebi, hak üzeredir. Masum'dur..
Muhaddesin kalbine doğan ilhama ise şeytanın birtakım şeyler sokuşturması ve bunların nesh ve izale edilmemesi, dolayısıyla içerisine düştüğü birtakım hatalarında devam etmesi mümkündür.
Muhaddes, içine doğan fikirleri ve ilhamları peygamberin getirdiği şer'î ölçülere vurmak, yanlış olanlarından yüz çevirmek mecburiyetindedir.Çünkü, bu kişi masun (hatalardan korunmuş, hatasız) değildir.
Nitekim Ebu’l-Hasen eş-Şazelî -rahimehullah- şöyle der :
Kitabın ve Sünnetin getirdiği esaslarda bize hatasızlık garantisi verilmiştir; fakat keşifler ve ilhamlar için böyle bir garanti yoktur.
Birçok hayalperest ve cahilin "Kalbim Rabbimden bana bunu ilham ediyor" dediği şeye gelince; kalbinin ona bir şeyler söylemiş olması doğrudur, fakat kimden? Rabbinden mi, yoksa şeytanından mı? "Kalbim bana Rabbimden böyle ilham etti" derse, kendisine ilham edip etmediğini bilmediği birine söz isnat etmiş olur ki, bu da yalandır. Bu ümmetin muhaddesi, asla böyle söylemez, hiçbir zaman böyle bir şeyi ağzına almaz. Şüphesiz Allah, Ömer’i, bunu söylemekten korumuştur. Bilâkis, bir gün kâtibi "Bu, müminlerin emîri Ömer b. Hattab’a Allah’ın gösterdiği (öğrettiği, ilham ettiği) şeydir" diye yazdığında,
Ömer:
- Hayır, onu sil! Bu, Ömer b. Hattab’ın gördüğü şeydir, eğer o doğruysa Allah’tandır; yanlış ise Ömer’dendir. Allah ve Resulü ondan beridir, uzaktır, diye yaz!" buyurmuştur. Ömer Radıyâllahu anh "kelâle" (miras hukukuyla ilgili bir kavram) konusunda:
Bu konuda kendi görüşümü söylüyorum, eğer doğruysa Allah’tan; şayet yanlış olursa benden ve şeytandandır, der. Resulullah (Aleyhisselâm)’ın şehadeti ile muhaddes olanın sözü böyledir. Oysa sen İttihadînin, Hululînin, şatahat söyleyen İbahînin, sema yapanların açıkça "Rabbim, kalbime böyle ilham etti" dediğini görürsün.
[ Medâricu’s-Sâlikîn, 1/44-45]
Bu konuda Hz. Ebu Bekir’in tavrı da Hz. Ömer’inki gibidir. Nitekim o da, "Kendi reyimi söylüyorum. Eğer isabet edersem Allah’tandır; hata edersem bendendir." demiştir.
[İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs: S-30-31]
Aynı minvaldeki sözler, Hz. Ali’den ve İbn Mesud’ Radıyâllahu anhdan da rivayet edilmektedir.
[İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, S-31]
Sufilerinin en büyüklerinden olan Cüneyd der ki:
"Ebu Süleyman Daranî şöyle buyurmuştur:
Bazen kalbime, sufilerin sözünü ettikleri cinsten nükteler gelir ve günlerce bekler. Ben onu, Kitaptan ve Sünnetten iki adil şahit, şahitlik etmedikçe kabul etmem."
Ebu Zeyd el-Bistamî -rahimehullah- demiştir ki:
"Kişiye pek çok kerametler verilse, hatta havaya bağdaş kurup otursa, sakın onun bu kerametine aldanmayasınız. Ancak, onun emir ve nehiyler itibariyle, şer'î hudut ve ölçüler bakımından nasıl olduğuna bakın, ona göre hüküm verin."
(...) Sırr-i es-Sakatî
- Rahimehullah- şöyle demiştir:
"Bir kimse, ilmin sırrına ve bâtınına vâkıf olduğunu iddia eder, fakat hükmün zahiri kendisini yalanlarsa, elbette böylesi büyük bir hata içindedir."
Yine Cüneydî Bağdadî - Rahimehullah-
şöyle demiştir:
"Bizim bu mesleğimiz, Kitaba ve Sünnete uygunluk şartına bağlıdır. Kur'an’ı hıfzetmeyen, hadis yazmayan ve fıkıh ilmiyle meşgul olmayan bir kimse, kendisine uyulacak birisi değildir."
Ebu Bekir ed-Dekkak -rahimehullah- şöyle der:
"Zahirde emir ve nehiylerin hududunu zayi eden bir kimse, bâtında kalbî müşahededen mahrum kalır."
Ebu’l-Hasan en-Nurî -rahimehullah-
şöyle der:
"Bir kimsenin, şer'î ölçünün dışında kalan bir hâl sahibi olduğunu iddia ettiğini gördüğün zaman, sakın ona yakın olma! Yine bir kimse ki, kendisinin hâl sahibi olduğunu iddia eder, fakat şeriatın zahiri kendisini tasdik etmezse, öylesini de din ve maneviyatta muteber tutma!"
Ebu Said el-Harraz -rahimehullah- da bu hususta şöyle demiştir: "Zahirin desteklemediği her bâtın, batıldır."
el-Cerirî -rahimehullah- şöyle der:
"Bizim bu mesleğimiz, bir tek cümlede toparlanır: Kalbin devamlı murakabe hâlinde bulunacak ve ilim zahirin üzerine kaim olacak!"
Ebu Hafs el-Kebir- Rahimehullah- ise şöyle demiştir:
"Bütün fiil ve hâllerini Kitap ve Sünnet ile tartmayan ve şahsî zan ve hatıralarını itham etmeyen (şahsî görüşlerinde ve ilhamlarında hata kabul etmeyen) bir kimseyi, sakın manevî adamlar zümresinden saymayın!
———
Ehli Kitâb Cehennem Ehlidir !
( İnneddîne İndellahil İslâm )
I. "Ehl-i Kitap'a bir şey sormayınız.
Çünkü onlar sapıtmış oldukları için sizi hidayete eriştiremezler.
Eğer siz böyle yaparsanız, ya batıl sözü doğrular ya da doğru bir sözü yalanlamış olursunuz. ALLAH'a yemin olsun ki, eğer Musa bile hayatta olsaydı O'nun bile bana tâbi olmaktan başka yapacağı bir şey yoktu".
a- Ahmed bin Hanbel, Müsned, III. 338
b- İbni Kesir Tefsirin Kuran-il Azim, I- 386
c- ed Dürrül Mansur, II- 85 d- Alûsî, Ruhu'l Meanî III- 210.
II. "Muhammed'in nefsi kudret elinde olan ALLAH'a yemin olsun ki, eğer Musa peygamber sizin aranızda olsaydı da O'na tâbi olup Beni terk etseydiniz sizler bu halde kesinlikle sapı-tanlardan olurdunuz. Halbuki Musa (aleyhisselâm) hayatta olup yaşasaydı O'nun bile Bana tâbi olmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu".
a- Darimi, Sünen, Mukaddime bab, 46
b- ed Dürrü'l Mansur, II. 84
c- Alûsî Ruhu'l Meanî I. 244.
III. "Muhammed'in nefsi kudret elinde olan ALLAH'a yemin olsun ki bu ümmetten hiç bir kimsenin Yahudi veya Hıristiyan olduğunu duymak istemiyorum. Eğer böyle bir kişi Bana inanmadan önce ölürse o ancak cehennemliktir".
a- Sahih-i Müslim, Kitabü'l İman, bab 70
b- Zadü'l Mesir s 365
c- Ibni Kesir, Tefsiru'l Kur'an'il Azim, I. 363.
IV. "Ümmetimden veya Yahudilerden ya da Hristiyanlardan her kim Benim peygamber olduğumu işitir de Bana iman etmezse o kişi cennete giremeyecektir".
a- Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV. 396
b- Tefsirü'l Kur'an'il Azim, II. 266. ( bu akide 14 asırdır sabit ve sarihtir )
!
( İnneddîne İndellahil İslâm )
İmam Muhammed (rahmetullah aleyh) şöyle buyurur:
“Bugün müslümanlar arasında yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlardan biri: «Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in O’nun rasûlü olduğuna şahitlik ederim» diyecek olsa, o bu sözüyle müslüman olmaz.
Çünkü herkes biliyor ki aramızda yaşayan her Yahudi ve Hıristiyan bunu söylemektedir. Kendisinden bu sözüyle ilgili açıklama istediğiniz zaman:
«Muhammed, Allah’ın size gönderdiği rasûlüdür, İsrailoğullarına değil» derler. Buna delil olarak da şu âyeti zikrederler:
«Ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur.» (el-Cumʻa, 2)
Derler ki: «Âyette sözkonusu edilen “ümmîler”, Ehl-i Kitap olmayanlardır.» Yaptıkları bu açıklamadan da anlıyoruz ki onlardan biri böyle bir sözü söylediğinde bu onun İslâm’ı kabul ettiğine delil değildir. O halde onlardan birinin müslüman olduğuna hükmedebilmemiz için bu söze ilâve olarak kendi dininden teberrî ettiğini de (uzaklaştığını da) ifade etmesi gerekir. Mesela Hıristiyan ise, «Ben, hristiyanlıktan (tamamen) berîyim», Yahudi ise, «Ben yahudilikten (tamamen) beriyim» demesi gerekir. Kendi inancına muhalif olan bu sözü ilave ettiği zaman ancak Müslüman olduğuna hükmederiz.” (1)
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (rahmetullah aleyh) şöyle buyurur:
“Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in O’nun rasûlü olduğuna şahitlik edip Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) Efendimiz’in Allah katından getirdiği her şeyi ikrâr etmedikçe, sadece kelime-i şehadeti söylemeleri, hristiyan ve yahûdilerin İslâm’a girmeleri için kâfi değildir. Hristiyan ise «hristiyanlıktan berîyim», Yahudi ise, «yahudilikten beriyim» demesi de gerekir. Bunu söyleyince müslüman olur.”(2)
1 İmâm Serahsî, Şerhu’s-Siyeri’l-Kebîr, eş-Şeriketü’ş-Şarkıyye 1971, s. 2265, no: 4519; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâiʻ,Dâru’L-Kütübi’l-Ilmiyye, 1406, VII, 103.
2 Cassâs, Şerhu Muhtasarı’t-Tahâvî, el-Medînetü’l-Münevvere: Dâru’s-Sirâc, 1431, VII, 41
———
Hz. Ömer ( Radıyâllahu anh ) Medine’deki Yahudi Kurayzaoğulları kabîlesinden
bir Yahudi’den Tevrat nüshaları almış ve Rasûlullah ﷺ a gelerek arz etmek istemişti.
Bunun üzerine Hz. Rasûlullah ﷺ in yüzünün rengi değişti. Hz. Ömer, O’nun öfkelendigini fark edince
- “Allah’ı Rab; İslâm’ı Din ve Muhammed’i Rasûl olarak benimsedik.” diyerek O’nu tasdîk etmek istemiş ,
Rasûlullah ﷺ ise şöyle buyurmuştur :
✓ Nefsimi elinde tutan(ALLAH)a yemin olsun ki!
Eğer Musâ (Aleyhisselâm), aranızda bulunsaydı, ve beni bırakıp ona tâbi olsaydınız, mutlâka dalâlete düşerdiniz.! Siz ümmetler içerisinde benim nâsibimsiniz,
Ben de Peygamberler içinde sizin nasibinizim.
[ Ahmed İbn-i Hânbel , Müsned, c. III, 471 ] [ Dârimî, Mukaddime, 39 ]
———
*Avrupa'da seyahat ediyor , Vatikan ile flört ve gizemli ilişkilere girişiyor..
* Ortadoğu yani bu coğrafyada Fink atıyor
Ama hiç Hâcca gitmiyor!
* Bir lokma bir hırka görüntüsü altında ama yeri geldiğinde büyük büyük paralara yön veriyor..
* Âlim ve Evliyâlar ve müslümanlar baskı ve zulme tabi ama onun önü açık ( göstermelik cezaevi hayatı aslında toplam 2-3 senedir ) başkalarında mümkün olmayan neşriyat imkânı onda var ! Yâni
Gizemli eller tarafından himaye ediliyor ve kollanıyor..
* Akâid ve ahkâm esaslarına göre değil zuhûrat ve ilhâmlarla yani martavallar ile yol alıyor ..
( Keşf ve ilhamlar vardır ve haktır Ancak şeriate tabîdir ! Meselâ olimpiyat stadına Allah Rasûlü sallallahu aleyhi vessellem'i Zuhurat ve keşfen getiremezsin ( hâşâ ve kellâ )
Haçlı sürüsünü isevi Müslüman ve şehid filân yapamazsın vs ..
* Tevazu kisvesiyle büyük büyük iddialar ve zamanın hattâ fazlasının daha önce hiçbir Âlim ve Evliyâlar için kullanılmayan ( kâinat imamı, Bediüzzaman ) gibi ünvanlar ile kendini İtiraz ve tenkide kapalı, asrın ve fazlasının en üstünü olarak takdim ediyor ..
* Mazeret olmaksızın dört mezhebin fıkhı ile sakalı kazımak haram olduğu hâlde her zaman,
Ömür boyu sinek kaydı hâliyle canlı ve geçerli emsal teşkil ediyor..
( Şakirtler sırf bu sebepten dolayı ekseriyyetle sinek kaydı dolaşır)
* Evlenmemek (ruhbanlık) hristiyan ruhbanları için geçerli olduğu hâlde hiç evlenmiyor..
* Darbeci ve bizzat fiilen isyancı !
İslâm ve Devleti Âliye düşmanı hainlerle el ele ! hem de meşru Sultan ve halifeye dahası Velî Abdülhamid han hz lerine karşı !
* Karşısında değil bilâkis
Sevâd-ı Azâm yani
Ehlî sünnet vel cemaât içinde mevzi ve mevkiilenerek büyük kalabalıkları peşine düşmeye davet ediyor ve başarıyor ..
* Haçlı sevici !
Soru :
Kimi anımsatıyor ?
Tıpkı kim gibi ?
Birinin yâni eskisinin devri, dili ve edebiyatı ağır ve yorucu olduğundan;
Onursal Müceddîd olarak tarihteki yerini aldı onun Yani BEDİÜZZAMAN' yerine, yeni ve toplumun büyük bir kesimine hitap eden Yeni Müceddid ve yeni tabir KÂİNAT İMAMI geldi ...
Çok enteresan değil mi ?
———
Kur'anı Hıfzetmeyen Yani Bilmeyen MÜFESSİR ?
“BİRİNCİSİ Sûre-i Nur’dan Âyetü’n-Nur’dur ki, Risale-i Nur’un Resâilü’n-Nur ve Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir. (…) ayetin Makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan sekiz (998) olarak, aynen Risaletü’n-Nur—şeddeli ن , iki ن sayılmak cihetiyle—tam tamına tevafukla ona işaret eder.”
(Şualar, s. 538)
“Bu hadis-i şerif, umumi ve lafzi beyanıyla bütün ulema-i islamiyeyi gösterdiği halde, riyazi veçhesiyle de; 1294’te besmele-i hayatına başlayan, 1344’te neşriyat-ı ilmiyesinin en faal devresini yaşayan, 1394’te ise nüfuz-u ilmiyesinin en şamil devresine ulaşacak olan bir zat-ı harikuladeyi göstermektedir. Ve onun etabıyla beraber kıyamette bir ümmet-i müstakile olarak ba’s buyurulacağını bildirmektedir.”
(Tılsımlar Mecmuası, Maidetü’l Kur’an, s. 179) (Bu kısım Tılsımlar mecmuası adlı risaleye, Said Nursi tarafından bizzat konulmuş ve sağlığında basılmıştır)
“Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azim bir günah işliyorum telakki ediyorum.”
Barla Lahikası, s. 56
“… Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” Barla Lahikası, s. 194
“Dördüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerinden Nazmi’dir. Rüyasında ona diyorlar ki: “Risale-i Nur şakirtleri imansız ölmezler; kabre imanla girerler.”
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 22)
“Risale-i Nur Mehdi’dir”.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 09)
“Nakillerle meşgul değilim. Benim rehberim yalnız Kur’andır”.
(Tarihçe-i hayat, s.626)
“İmâm-ı Rabbânî’ye muhalifim”
(Mektûbât, 8.mektûb).
“Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddin-i Arâbî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’ tefsîrlerinden daha kıymetlidir.”
(İşâratül’- îcâz, Bir müdâfaa, s.305, Mehmed Kayalar).
“Tarikatçıların yaptığı gibi 40 sene uğraşarak vakit kaybetmeye gerek yok. Hakâik-i îmâniyeye 40 dakikada ulaşabilecek yol var, o da benim sözler kitabımı okumak…”
(Mektûbât, 5. Mektûb).
“Risale-i Nur Kur’anın mealidir”
(Tiryak-ı Meyusiyet, s. 7)
“Risale-i Nur, Kur’an’ın bu asırda en yüksek ve en kudsi bir tefsiridir. Hakikatleri semavidir, Kur’anidir”
(İşaretü’l-i’caz Tercümesi, s. 281).
“Bunları ben yazmıyorum, bana yazdırılıyor” (Nur meyveleri, s. 68).
“Hilafet ve saltanata geçen, nebi gibi masum olmalı”(Mektûbât, 19. mektûb, 5.nükte)
“Vehhabîlik tehlike değildir, İslam’ın havzasında eriyip gidecektir” (Mektubat, 28.)
“İran’daki Safevî ve Mısır’daki Fatımi Devleti , Âl-i beyt’dir,” (Mektûbât, 19. Mektûb)
“Biri eski, diğeri yeni, iki Said var. İsteyince yeni Said kafamı takıyorum”. (mektubat, 28. mektup)
“Madem ahir zamanda fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (Aleyhisselâm) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahir zamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyet’le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. (Kastamonu Lahikası, s.141)
Zırvalardan Bir Kesit
Hem Nalına Hem Mıhına Derken Bunu Kastediyorum
Hokkabaz ve Şarlatan
Güyâ Geylanî Hazretlerini Çok Seviyor
Halidir Bağdadî'nin Hırkasını Giyiyor Vs Diğer Taraftan Kendini ve Risalelerini Öne Çıkarıp Onlara Gerek Yok Ben Varım Diyor
Son Kısımdaki Hadsiz ve Küstahça İslâma Lakaytlik Diyor ( Dikkât Müslümanlara Değil Dîni Mubîni İslâm'a) ve Devredışı Ederek Hakiki
İsevilik Diyerek Hristiyanlık Güzellenesi Yapıyor!
İsâ Aleyhisselâm'dan Daha Hakiki İsevi Mi Var da O Bile Nuzül Edince
Ümmeti Muhammed Olarak Amel Edecekken Bu Soytarı İslamı Neshediyor..
Her Zamanki Gibi Güya İlhâm ve Keşfe Yâni Martavallar Üzerinden
——-
مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ (min ha min semerati) denilmektense مِنْ ثَمَرَاتِهَا (minha semeratih) denilmiş olsaydı, daha muhtasar ve daha güzel olurdu. Fakat mezkûr suallerden iki suale cevap olduğundan, مِنْهَا ayrı, مِنْ ثَمَرَةٍ ayrı söylemek icap etmiştir.
(Bakara Suresi 25. Ayet tefsir Risale-i Nur)
Alenen Kurani Kerim’i değiştirmekle kalmamış bir de haşa ve kella Cenab-ı Allah’a akıl vermeye kalkmış!!!
Şu son kısmı bile okusak diğerlerini okumaya gerek yok…
Biliyorum biraz uzun oldu ama kaynak olarak kalsın istedim
Bediüzzaman lakabı almış kişi hakkında bilinmeyen o kadar çok şecaat var ki yazmayı uygun gördüm ve seven veya tabi olan kardeşlerimiz var ise belki gittikleri yolun yanlış olduğunu anlamalarına yardımcı olabiliriz ümidiyle bu konuyu açmak icap etti.
Yaptığımız tespitlerde bizzat kendisinin söylemiş ve yazmış olduğu veya yazdırdığı adına da “Risale-i Nur” koyduğu kitaplardan derlediğimiz kendisine ait şecaatlerdir.
——-
Evet Nurculuk Bâtıl ve Bozuk Paralel Bir Dindir!
Menşei İse Said Nursi İsimli Diyalog ve Haçlı Sevici Hokkabaz ve Şarlatanın Güyâ İlhâm ve Keşf Yoluyla Elde Ettiği Kitâb ve Sünnete Aykırı Zırva Ve Hezeyanlarıdır.
(İsteyen Olursa Bir Kısmını İletebilirim)
Mâdem Konusu Açıldı,
Meselenin Özü ve Aslını Anlamak İçin
SORU : İlham - Keşf - Rüya delil midir?
İmâm Ömer en'Nesefî,
-rahimehullah- Metnü’l-Akaid’de şöyle der:
İlham, hak ehli olanlara göre, bir şeyin sıhhatini bilme konusunda ilim elde etme vasıtası değildir..
[ Şerhu’l-Akaid, Dergâh Yayınları, 121]
İmâm Pezdevî -rahimehullah-
de, Ehl-i Sünnet Akâidi’nde ilim sebeplerini sıraladıktan sonra şunları söyler:
İlhamla bilgi meydana gelmesine gelince: Bu nasıl olur?... İlhamla bilgi hâsıl olduğunu iddia edenin davası burhandan yoksundur. Eğer bir kimse:
"Şu şeyin helâl olduğuna dair Allah Tealâ bana ilham ederek kalbimde bilgi hasıl oldu" derse, ona denecek şudur:
"Sen sözünde yalan söylüyorsun", ayrıca onun doğruluğunu gösteren bir delil yoktur.
Aynı şekilde bir başkası da, bunun haram olduğunu Allah’ın kendisine ilham ettiğini söyleyebilir.
O hâlde bu iki kişinin sözlerinden birini tercih için delil bulunmadığından, ikisi arasında anlaşmazlık vuku bulur ki, bu da fesada götürür..
[Ehl-i Sünnet Akaidi, Kayıhan Yayınları, S-12]
İmâm Taftazanî -Rahimehullah- şöyle demiştir:
İlhâm, herkes için bilgi edinme vasıtası değildir, başkasına delil olarak kullanılmaya elverişli de değildir.
[Taftazânî, Şerhu’l-Akaid, S-121]
Suiistimale açık olan ilham konusunu izah etmek, hak ilhamlar ile ilhâm diye yutturulmak istenen şatahat [Kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle manevî sarhoşluk, istiğrak hâlinde iken söylenen muvazenesiz sözler] ve türrehatın[Bâtıl, saçma sapan sözler] arasını ayırmak, bunların farkını ortaya koymak gerekmektedir.
İlhâm, feyiz yolu ile kalbe ilka olunan manadır, diye tarif edilir.
[ Kelâm İlmi ve İslâm Akaidi, (Taftazânî, Şerhu’l-Akaid içinde), S-121]
Şüphesiz ki, evliya arasında ilhama mazhar olanlar vardır. Nitekim, Buharî ve Müslim’de Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâm)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Sizden önceki ümmetler arasında, kendilerine ilham olunanlar vardı. Eğer benim ümmetim içinde de böyle biri varsa, o da Ömer’dir."
[Buhārî, Fezâilu’s-Sahâbe, 6/37; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe, 2/23]
"Kendilerine ilham olunanlar" şeklinde tercüme edilen "muhaddesûn" (kendilerine haber verilenler, kendilerine söz söylenenler) hakkında İmam Buharî - Rahimehullah-, "Onların dillerine bir şeyin doğrusu geliverir."
[Ahmed Dâvudoğlu-Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 10/232]
İmâm Süfyan b. Uyeyne - Rahimehullah- "Muhaddes diye kavrayışlı ve anlayışlı kişiye denir." [Tirmizî, Menakıb, 54/3938]
İmam Cafer Sadık -Rahimehullah-da,
" Muhaddes, Allah’ın kendisine gerçekleri anlamasını sağladığı kimsedir." demişlerdir.[Mutahharî, Hâtemiyyet, 32]
Mülhemûndan olan Hz. Ömer Radıyâllahu anh demiştir ki:
"Ben üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: Ey Allah’ın Elçisi, İbrahim makamını namazgâh edinelim, dedim. Müteakiben 'Siz de İbrahim makamından bir namazgâh edinin!' (Bakara, 2/215) ayeti nazil oldu.
Bir de hicap ayeti ki, 'Ya Resulullah, kadınlarına emretsen de, onlar perde içine girseler! Çünkü, hayırlı-hayırsız kimseler onlarla konuşabiliyor.' dedim. Bunun üzerine hicap ayeti (Ahzâb, 33/32-33) nazil oldu.
Kezâ, Peygamber’in -sallallahu aleyhi vessellem-
zevceleri, bir keresinde kendisine karşı kıskançlık göstermek üzere ittifak etmişlerdi. Eğer o, sizi boşarsa, yerinize Rabbinin ona sizden hayırlılarını vermesi ümit edilir, dedim. Derken bu (Tahrîm, 66/5) ayeti nazil oldu."
[Buhārî, Salât, 32/52]
İlm-i Kelâmda ,sadece Enbiyâların ilhamı, bilgi kaynağı olarak kabul edilir.
[Kelâm İlmi ve İslâm Akaidi, (Taftazânî, Şerhu’l-Akaid içinde), S-121]
Cenab-ı Hak buyurmuştur ki:
"Senden önce gönderilen her resul ve her nebi bir temennide bulunduğu zaman, şeytan onun temennisine bir şey sokmuştur. Fakat Allah, şeytanın soktuğu şeyi iptal eder, sonra da ayetlerini sağlamlaştırır. (...)"[Hacc,52]
Nebi’nin kalbine şeytanın attığı vesvesenin nesh ve izale olunması ve Allah Tealâ’nın kendi ayetlerini muhkem hâle getirmesi şarttır.
Zira nebi, hak üzeredir. Masum'dur..
Muhaddesin kalbine doğan ilhama ise şeytanın birtakım şeyler sokuşturması ve bunların nesh ve izale edilmemesi, dolayısıyla içerisine düştüğü birtakım hatalarında devam etmesi mümkündür.
Muhaddes, içine doğan fikirleri ve ilhamları peygamberin getirdiği şer'î ölçülere vurmak, yanlış olanlarından yüz çevirmek mecburiyetindedir.Çünkü, bu kişi masun (hatalardan korunmuş, hatasız) değildir.
Nitekim Ebu’l-Hasen eş-Şazelî -rahimehullah- şöyle der :
Kitabın ve Sünnetin getirdiği esaslarda bize hatasızlık garantisi verilmiştir; fakat keşifler ve ilhamlar için böyle bir garanti yoktur.
Birçok hayalperest ve cahilin "Kalbim Rabbimden bana bunu ilham ediyor" dediği şeye gelince; kalbinin ona bir şeyler söylemiş olması doğrudur, fakat kimden? Rabbinden mi, yoksa şeytanından mı? "Kalbim bana Rabbimden böyle ilham etti" derse, kendisine ilham edip etmediğini bilmediği birine söz isnat etmiş olur ki, bu da yalandır. Bu ümmetin muhaddesi, asla böyle söylemez, hiçbir zaman böyle bir şeyi ağzına almaz. Şüphesiz Allah, Ömer’i, bunu söylemekten korumuştur. Bilâkis, bir gün kâtibi "Bu, müminlerin emîri Ömer b. Hattab’a Allah’ın gösterdiği (öğrettiği, ilham ettiği) şeydir" diye yazdığında,
Ömer:
- Hayır, onu sil! Bu, Ömer b. Hattab’ın gördüğü şeydir, eğer o doğruysa Allah’tandır; yanlış ise Ömer’dendir. Allah ve Resulü ondan beridir, uzaktır, diye yaz!" buyurmuştur. Ömer Radıyâllahu anh "kelâle" (miras hukukuyla ilgili bir kavram) konusunda:
Bu konuda kendi görüşümü söylüyorum, eğer doğruysa Allah’tan; şayet yanlış olursa benden ve şeytandandır, der. Resulullah (Aleyhisselâm)’ın şehadeti ile muhaddes olanın sözü böyledir. Oysa sen İttihadînin, Hululînin, şatahat söyleyen İbahînin, sema yapanların açıkça "Rabbim, kalbime böyle ilham etti" dediğini görürsün.
[ Medâricu’s-Sâlikîn, 1/44-45]
Bu konuda Hz. Ebu Bekir’in tavrı da Hz. Ömer’inki gibidir. Nitekim o da, "Kendi reyimi söylüyorum. Eğer isabet edersem Allah’tandır; hata edersem bendendir." demiştir.
[İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs: S-30-31]
Aynı minvaldeki sözler, Hz. Ali’den ve İbn Mesud’ Radıyâllahu anhdan da rivayet edilmektedir.
[İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, S-31]
Sufilerinin en büyüklerinden olan Cüneyd der ki:
"Ebu Süleyman Daranî şöyle buyurmuştur:
Bazen kalbime, sufilerin sözünü ettikleri cinsten nükteler gelir ve günlerce bekler. Ben onu, Kitaptan ve Sünnetten iki adil şahit, şahitlik etmedikçe kabul etmem."
Ebu Zeyd el-Bistamî -rahimehullah- demiştir ki:
"Kişiye pek çok kerametler verilse, hatta havaya bağdaş kurup otursa, sakın onun bu kerametine aldanmayasınız. Ancak, onun emir ve nehiyler itibariyle, şer'î hudut ve ölçüler bakımından nasıl olduğuna bakın, ona göre hüküm verin."
(...) Sırr-i es-Sakatî
- Rahimehullah- şöyle demiştir:
"Bir kimse, ilmin sırrına ve bâtınına vâkıf olduğunu iddia eder, fakat hükmün zahiri kendisini yalanlarsa, elbette böylesi büyük bir hata içindedir."
Yine Cüneydî Bağdadî - Rahimehullah-
şöyle demiştir:
"Bizim bu mesleğimiz, Kitaba ve Sünnete uygunluk şartına bağlıdır. Kur'an’ı hıfzetmeyen, hadis yazmayan ve fıkıh ilmiyle meşgul olmayan bir kimse, kendisine uyulacak birisi değildir."
Ebu Bekir ed-Dekkak -rahimehullah- şöyle der:
"Zahirde emir ve nehiylerin hududunu zayi eden bir kimse, bâtında kalbî müşahededen mahrum kalır."
Ebu’l-Hasan en-Nurî -rahimehullah-
şöyle der:
"Bir kimsenin, şer'î ölçünün dışında kalan bir hâl sahibi olduğunu iddia ettiğini gördüğün zaman, sakın ona yakın olma! Yine bir kimse ki, kendisinin hâl sahibi olduğunu iddia eder, fakat şeriatın zahiri kendisini tasdik etmezse, öylesini de din ve maneviyatta muteber tutma!"
Ebu Said el-Harraz -rahimehullah- da bu hususta şöyle demiştir: "Zahirin desteklemediği her bâtın, batıldır."
el-Cerirî -rahimehullah- şöyle der:
"Bizim bu mesleğimiz, bir tek cümlede toparlanır: Kalbin devamlı murakabe hâlinde bulunacak ve ilim zahirin üzerine kaim olacak!"
Ebu Hafs el-Kebir- Rahimehullah- ise şöyle demiştir:
"Bütün fiil ve hâllerini Kitap ve Sünnet ile tartmayan ve şahsî zan ve hatıralarını itham etmeyen (şahsî görüşlerinde ve ilhamlarında hata kabul etmeyen) bir kimseyi, sakın manevî adamlar zümresinden saymayın!
———
Ehli Kitâb Cehennem Ehlidir !
( İnneddîne İndellahil İslâm )
I. "Ehl-i Kitap'a bir şey sormayınız.
Çünkü onlar sapıtmış oldukları için sizi hidayete eriştiremezler.
Eğer siz böyle yaparsanız, ya batıl sözü doğrular ya da doğru bir sözü yalanlamış olursunuz. ALLAH'a yemin olsun ki, eğer Musa bile hayatta olsaydı O'nun bile bana tâbi olmaktan başka yapacağı bir şey yoktu".
a- Ahmed bin Hanbel, Müsned, III. 338
b- İbni Kesir Tefsirin Kuran-il Azim, I- 386
c- ed Dürrül Mansur, II- 85 d- Alûsî, Ruhu'l Meanî III- 210.
II. "Muhammed'in nefsi kudret elinde olan ALLAH'a yemin olsun ki, eğer Musa peygamber sizin aranızda olsaydı da O'na tâbi olup Beni terk etseydiniz sizler bu halde kesinlikle sapı-tanlardan olurdunuz. Halbuki Musa (aleyhisselâm) hayatta olup yaşasaydı O'nun bile Bana tâbi olmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu".
a- Darimi, Sünen, Mukaddime bab, 46
b- ed Dürrü'l Mansur, II. 84
c- Alûsî Ruhu'l Meanî I. 244.
III. "Muhammed'in nefsi kudret elinde olan ALLAH'a yemin olsun ki bu ümmetten hiç bir kimsenin Yahudi veya Hıristiyan olduğunu duymak istemiyorum. Eğer böyle bir kişi Bana inanmadan önce ölürse o ancak cehennemliktir".
a- Sahih-i Müslim, Kitabü'l İman, bab 70
b- Zadü'l Mesir s 365
c- Ibni Kesir, Tefsiru'l Kur'an'il Azim, I. 363.
IV. "Ümmetimden veya Yahudilerden ya da Hristiyanlardan her kim Benim peygamber olduğumu işitir de Bana iman etmezse o kişi cennete giremeyecektir".
a- Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV. 396
b- Tefsirü'l Kur'an'il Azim, II. 266. ( bu akide 14 asırdır sabit ve sarihtir )
!
( İnneddîne İndellahil İslâm )
İmam Muhammed (rahmetullah aleyh) şöyle buyurur:
“Bugün müslümanlar arasında yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlardan biri: «Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in O’nun rasûlü olduğuna şahitlik ederim» diyecek olsa, o bu sözüyle müslüman olmaz.
Çünkü herkes biliyor ki aramızda yaşayan her Yahudi ve Hıristiyan bunu söylemektedir. Kendisinden bu sözüyle ilgili açıklama istediğiniz zaman:
«Muhammed, Allah’ın size gönderdiği rasûlüdür, İsrailoğullarına değil» derler. Buna delil olarak da şu âyeti zikrederler:
«Ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur.» (el-Cumʻa, 2)
Derler ki: «Âyette sözkonusu edilen “ümmîler”, Ehl-i Kitap olmayanlardır.» Yaptıkları bu açıklamadan da anlıyoruz ki onlardan biri böyle bir sözü söylediğinde bu onun İslâm’ı kabul ettiğine delil değildir. O halde onlardan birinin müslüman olduğuna hükmedebilmemiz için bu söze ilâve olarak kendi dininden teberrî ettiğini de (uzaklaştığını da) ifade etmesi gerekir. Mesela Hıristiyan ise, «Ben, hristiyanlıktan (tamamen) berîyim», Yahudi ise, «Ben yahudilikten (tamamen) beriyim» demesi gerekir. Kendi inancına muhalif olan bu sözü ilave ettiği zaman ancak Müslüman olduğuna hükmederiz.” (1)
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (rahmetullah aleyh) şöyle buyurur:
“Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in O’nun rasûlü olduğuna şahitlik edip Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) Efendimiz’in Allah katından getirdiği her şeyi ikrâr etmedikçe, sadece kelime-i şehadeti söylemeleri, hristiyan ve yahûdilerin İslâm’a girmeleri için kâfi değildir. Hristiyan ise «hristiyanlıktan berîyim», Yahudi ise, «yahudilikten beriyim» demesi de gerekir. Bunu söyleyince müslüman olur.”(2)
1 İmâm Serahsî, Şerhu’s-Siyeri’l-Kebîr, eş-Şeriketü’ş-Şarkıyye 1971, s. 2265, no: 4519; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâiʻ,Dâru’L-Kütübi’l-Ilmiyye, 1406, VII, 103.
2 Cassâs, Şerhu Muhtasarı’t-Tahâvî, el-Medînetü’l-Münevvere: Dâru’s-Sirâc, 1431, VII, 41
———
Hz. Ömer ( Radıyâllahu anh ) Medine’deki Yahudi Kurayzaoğulları kabîlesinden
bir Yahudi’den Tevrat nüshaları almış ve Rasûlullah ﷺ a gelerek arz etmek istemişti.
Bunun üzerine Hz. Rasûlullah ﷺ in yüzünün rengi değişti. Hz. Ömer, O’nun öfkelendigini fark edince
- “Allah’ı Rab; İslâm’ı Din ve Muhammed’i Rasûl olarak benimsedik.” diyerek O’nu tasdîk etmek istemiş ,
Rasûlullah ﷺ ise şöyle buyurmuştur :
✓ Nefsimi elinde tutan(ALLAH)a yemin olsun ki!
Eğer Musâ (Aleyhisselâm), aranızda bulunsaydı, ve beni bırakıp ona tâbi olsaydınız, mutlâka dalâlete düşerdiniz.! Siz ümmetler içerisinde benim nâsibimsiniz,
Ben de Peygamberler içinde sizin nasibinizim.
[ Ahmed İbn-i Hânbel , Müsned, c. III, 471 ] [ Dârimî, Mukaddime, 39 ]
———
*Avrupa'da seyahat ediyor , Vatikan ile flört ve gizemli ilişkilere girişiyor..
* Ortadoğu yani bu coğrafyada Fink atıyor
Ama hiç Hâcca gitmiyor!
* Bir lokma bir hırka görüntüsü altında ama yeri geldiğinde büyük büyük paralara yön veriyor..
* Âlim ve Evliyâlar ve müslümanlar baskı ve zulme tabi ama onun önü açık ( göstermelik cezaevi hayatı aslında toplam 2-3 senedir ) başkalarında mümkün olmayan neşriyat imkânı onda var ! Yâni
Gizemli eller tarafından himaye ediliyor ve kollanıyor..
* Akâid ve ahkâm esaslarına göre değil zuhûrat ve ilhâmlarla yani martavallar ile yol alıyor ..
( Keşf ve ilhamlar vardır ve haktır Ancak şeriate tabîdir ! Meselâ olimpiyat stadına Allah Rasûlü sallallahu aleyhi vessellem'i Zuhurat ve keşfen getiremezsin ( hâşâ ve kellâ )
Haçlı sürüsünü isevi Müslüman ve şehid filân yapamazsın vs ..
* Tevazu kisvesiyle büyük büyük iddialar ve zamanın hattâ fazlasının daha önce hiçbir Âlim ve Evliyâlar için kullanılmayan ( kâinat imamı, Bediüzzaman ) gibi ünvanlar ile kendini İtiraz ve tenkide kapalı, asrın ve fazlasının en üstünü olarak takdim ediyor ..
* Mazeret olmaksızın dört mezhebin fıkhı ile sakalı kazımak haram olduğu hâlde her zaman,
Ömür boyu sinek kaydı hâliyle canlı ve geçerli emsal teşkil ediyor..
( Şakirtler sırf bu sebepten dolayı ekseriyyetle sinek kaydı dolaşır)
* Evlenmemek (ruhbanlık) hristiyan ruhbanları için geçerli olduğu hâlde hiç evlenmiyor..
* Darbeci ve bizzat fiilen isyancı !
İslâm ve Devleti Âliye düşmanı hainlerle el ele ! hem de meşru Sultan ve halifeye dahası Velî Abdülhamid han hz lerine karşı !
* Karşısında değil bilâkis
Sevâd-ı Azâm yani
Ehlî sünnet vel cemaât içinde mevzi ve mevkiilenerek büyük kalabalıkları peşine düşmeye davet ediyor ve başarıyor ..
* Haçlı sevici !
Soru :
Kimi anımsatıyor ?
Tıpkı kim gibi ?
Birinin yâni eskisinin devri, dili ve edebiyatı ağır ve yorucu olduğundan;
Onursal Müceddîd olarak tarihteki yerini aldı onun Yani BEDİÜZZAMAN' yerine, yeni ve toplumun büyük bir kesimine hitap eden Yeni Müceddid ve yeni tabir KÂİNAT İMAMI geldi ...
Çok enteresan değil mi ?
———
Kur'anı Hıfzetmeyen Yani Bilmeyen MÜFESSİR ?
“BİRİNCİSİ Sûre-i Nur’dan Âyetü’n-Nur’dur ki, Risale-i Nur’un Resâilü’n-Nur ve Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir. (…) ayetin Makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan sekiz (998) olarak, aynen Risaletü’n-Nur—şeddeli ن , iki ن sayılmak cihetiyle—tam tamına tevafukla ona işaret eder.”
(Şualar, s. 538)
“Bu hadis-i şerif, umumi ve lafzi beyanıyla bütün ulema-i islamiyeyi gösterdiği halde, riyazi veçhesiyle de; 1294’te besmele-i hayatına başlayan, 1344’te neşriyat-ı ilmiyesinin en faal devresini yaşayan, 1394’te ise nüfuz-u ilmiyesinin en şamil devresine ulaşacak olan bir zat-ı harikuladeyi göstermektedir. Ve onun etabıyla beraber kıyamette bir ümmet-i müstakile olarak ba’s buyurulacağını bildirmektedir.”
(Tılsımlar Mecmuası, Maidetü’l Kur’an, s. 179) (Bu kısım Tılsımlar mecmuası adlı risaleye, Said Nursi tarafından bizzat konulmuş ve sağlığında basılmıştır)
“Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azim bir günah işliyorum telakki ediyorum.”
Barla Lahikası, s. 56
“… Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” Barla Lahikası, s. 194
“Dördüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerinden Nazmi’dir. Rüyasında ona diyorlar ki: “Risale-i Nur şakirtleri imansız ölmezler; kabre imanla girerler.”
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 22)
“Risale-i Nur Mehdi’dir”.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 09)
“Nakillerle meşgul değilim. Benim rehberim yalnız Kur’andır”.
(Tarihçe-i hayat, s.626)
“İmâm-ı Rabbânî’ye muhalifim”
(Mektûbât, 8.mektûb).
“Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddin-i Arâbî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’ tefsîrlerinden daha kıymetlidir.”
(İşâratül’- îcâz, Bir müdâfaa, s.305, Mehmed Kayalar).
“Tarikatçıların yaptığı gibi 40 sene uğraşarak vakit kaybetmeye gerek yok. Hakâik-i îmâniyeye 40 dakikada ulaşabilecek yol var, o da benim sözler kitabımı okumak…”
(Mektûbât, 5. Mektûb).
“Risale-i Nur Kur’anın mealidir”
(Tiryak-ı Meyusiyet, s. 7)
“Risale-i Nur, Kur’an’ın bu asırda en yüksek ve en kudsi bir tefsiridir. Hakikatleri semavidir, Kur’anidir”
(İşaretü’l-i’caz Tercümesi, s. 281).
“Bunları ben yazmıyorum, bana yazdırılıyor” (Nur meyveleri, s. 68).
“Hilafet ve saltanata geçen, nebi gibi masum olmalı”(Mektûbât, 19. mektûb, 5.nükte)
“Vehhabîlik tehlike değildir, İslam’ın havzasında eriyip gidecektir” (Mektubat, 28.)
“İran’daki Safevî ve Mısır’daki Fatımi Devleti , Âl-i beyt’dir,” (Mektûbât, 19. Mektûb)
“Biri eski, diğeri yeni, iki Said var. İsteyince yeni Said kafamı takıyorum”. (mektubat, 28. mektup)
“Madem ahir zamanda fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (Aleyhisselâm) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahir zamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyet’le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. (Kastamonu Lahikası, s.141)
Zırvalardan Bir Kesit
Hem Nalına Hem Mıhına Derken Bunu Kastediyorum
Hokkabaz ve Şarlatan
Güyâ Geylanî Hazretlerini Çok Seviyor
Halidir Bağdadî'nin Hırkasını Giyiyor Vs Diğer Taraftan Kendini ve Risalelerini Öne Çıkarıp Onlara Gerek Yok Ben Varım Diyor
Son Kısımdaki Hadsiz ve Küstahça İslâma Lakaytlik Diyor ( Dikkât Müslümanlara Değil Dîni Mubîni İslâm'a) ve Devredışı Ederek Hakiki
İsevilik Diyerek Hristiyanlık Güzellenesi Yapıyor!
İsâ Aleyhisselâm'dan Daha Hakiki İsevi Mi Var da O Bile Nuzül Edince
Ümmeti Muhammed Olarak Amel Edecekken Bu Soytarı İslamı Neshediyor..
Her Zamanki Gibi Güya İlhâm ve Keşfe Yâni Martavallar Üzerinden
——-
مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ (min ha min semerati) denilmektense مِنْ ثَمَرَاتِهَا (minha semeratih) denilmiş olsaydı, daha muhtasar ve daha güzel olurdu. Fakat mezkûr suallerden iki suale cevap olduğundan, مِنْهَا ayrı, مِنْ ثَمَرَةٍ ayrı söylemek icap etmiştir.
(Bakara Suresi 25. Ayet tefsir Risale-i Nur)
Alenen Kurani Kerim’i değiştirmekle kalmamış bir de haşa ve kella Cenab-ı Allah’a akıl vermeye kalkmış!!!
Şu son kısmı bile okusak diğerlerini okumaya gerek yok…
Biliyorum biraz uzun oldu ama kaynak olarak kalsın istedim

