Hoşgeldin Misafir

Temenye (Pendik) Höyüğü

Dr Leland Townsend

6 Eyl 2017
16,496 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Konu ile ilgili bilgi edinmek için bağlantı:

2012

TÜBİTAK

Tarih Araştırma Projeleri Yarışması

Katılımcısı Berkay Sezer’in
(Kartal Anadolu Lisesi)

P R O J E R A P O R U

Proje Adı: PENDİK’TEKİ NEOLİTİK MİRAS: ‘’TEMENYE HÖYÜĞÜ’’ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Projenin Amacı:

Fikirtepe Kültürü’nün son temsilcisi olan Temenye Höyüğü’nün sahip olduğu değinilmemiş niteliklere değinmek, değinilmeyen nitelikler nedeniyle doğan sorunları gidermek, höyüğe ve akıbetine dair kuşku ve sorunlara yeni bir değerlendirme ortamı ve bakış açısı kazandırmak tarafımızca amaçlanmaktadır. Bundan farklı olarak, yanı başımızdaki tarihi mirasa dikkat çekmek, bölgedeki arkeoloji ve tarih çalışmaları sırasında olaylara bakılmamış açılardan bakmak ve bulunan soru işaretlerini ele alıp bunların çözümüne yönelik çözüm üretmek de amaçlananlar arasındadır.

Giriş:

İstanbul ve yakın çevresinde Neolitik Çağ’da yaşayan insanların kültürel birikimlerine verilen ‘’Fikirtepe Kültürü’’ adı, 1907 yılında İstanbul-Bağdat demiryolu çalışmalarında bulunan buluntuların çıktığı yerin çağdaş adı dolayısıyla verilmiştir. Fikirtepe Kültürü’nün Orta Anadolu’dan Trakya’ya kadar etkileşimde bulunduğu da tespit edilmiştir. Hızlı kentleşme ve sanayileşme, artan nüfus ve diğer başka tahribatlar sonucu –bu kültüre ait olan- Erenköy, Tuzla ve Göztepe yerleşkeleri tümüyle yok olmuştur. Dolayısıyla Pendik’teki Temenye Höyüğü, sahip olduğu birikim, tarihsel süreçteki çalışmalar ve günümüzde bulunduğu konum itibariyle Fikirtepe Kültürü’nün son temsilcisidir.

Fikirtepe Kültürü’nün son temsilcisi olan Pendik’teki Temenye Höyüğü üzerine geçmiş dönemlerde yapılan çalışmalar tarafımızca incelenmiş ve Marmaray Projesi sayesinde tekrar ortaya çıkan bu höyüğe dair sürdürülen güncel çalışmalar takip edilmiş ve gözlemlenmiştir. Devam eden araştırmalarımızda, yorumlanmamış veya yorumlanıp yazınsal kaynaklara aktarılmamış bazı noktaların varlığı, coğrafyanın ve bölge halkının tecrübelerinin pek de değerlendirilmemiş olması, bu höyük üzerine yapılan şahsi araştırmalar sırasında arkeoloji ve tarihte önemli bir yer teşkil eden ‘’Kültür Doğu’dan mı yayıldı, Batı’dan mı?’’ sorusuna cevap arayışta katkı sağlayacak değerlendirmelerin net ve isabetli bir şekilde yapılmamış olması, profil eksikliği gibi sorunlar doğurmaktadır.

İstanbul’un Neolitik Çağ’daki konumuna dair önemli izler taşıyan bu yer ve temsil ettiği kültür hakkında halk boyutunda kaynak yetersizliği de söz konusudur. Bu yerleşim yeri yalnızca Roma Dönemi’nde boş kalmış ve Bizans Dönemi’nde de önemli bir konuma sahip olmuşken Türkçe kaynakların daha fazla olması, kazılmamış bölgelerin kazılması ve tüm işlemlerin gerçekleştirilmiş olması gerekirdi. Fakat aksi bir durum gözlenmektedir.

Bizce yazınsal kaynak olarak ulaşılan en verimli kaynak, Savaş Harmankaya’nın yapmış olduğu değerlendirmeler olmuştur. Başta bu değerlendirmelerden yola çıkarak Temenye Höyüğü’nü anlamak yolunda pek çok analiz yaptık. Analizler sonucunda oluşturduğumuz taslakta gördüğümüz ve değinilmemiş veya yeterince iyi değinilmemiş noktalar yüzünden kopukluk meydana geldiğini, bazı parçaların, coğrafya ve halk tecrübesi değerlendirmelerinin yetersiz olduğunu, höyük ve akıbetine dair güncel çözümlerin üretilmemiş olduğunu, Pendik kazılarının niçin önem taşıdığı noktasında yeterli özellikler taşıyan bir araştırma metninin olmadığını tespit ettik. Bunlar tarihsel bilincin oluşması, arkeoloji ve tarih araştırmalarının daha iyi bir şekilde yapılması konusunda sorun teşkil etmektedir. Biz de bu sorunların ortadan kalkması için gerekli tartışma yollarını izleyerek çözümler üretmeye çalıştık.

Dileriz ki başarabilmişizdir.

Yöntem:

Neolitik Çağ’ı daha yakından tanımak ve projeyi doğru noktalara sürükleyebilmek için bu çağa ait özellikler incelenmiştir. Projenin konusu olan Temenye Höyüğü konusuna hâkim olabilmek için bu höyükte etkisini gösteren Fikirtepe Kültürü ve bu kültürün izlerine rastlanan höyükler üzerine bir araştırma yapılmıştır. Önemi saptanan noktaların üzerinde durularak bu noktalar tartışılmıştır. Önceki kazı çalışmaları esnasında ve öncesinde o bölgede yaşayan halktan kişilere ulaşılarak –geçmiş kazılara şahit olduklarından ve bölgede deneyimlere sahip olduklarından ötürü- bilgileri ve düşünceleri sınanmıştır. Daha önceki çalışmalara ait raporlara ve incelemelere bakılarak höyüğün tarihsel süreçte aldığı rol incelenmiş ve ortaya çıkmış fikirler biriktirilmiştir. En son Marmaray Projesi çalışmaları sırasında ortaya çıkan buluntulara dair çalışmaların olduğu yere gidilerek buradaki yetkililerden bilgi alınmış, gözleme açık olan buluntular dikkatle incelenmiş, buluntulara dair yorumlar ve yorumlarımız not edilmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ve höyüğe ait sergilenmekte olan buluntular tek tek incelenmiş ve diğer birikimler ile bir sentez oluşturularak bu araştırma ortaya konmuştur. Ayrıca güncel kazıların olduğu yere yaptığımız ziyaretler ve önceki kazılara ait incelemelerimiz sırasında, höyüğe ve akıbetine dair değerlendirmeler de yapılarak bir düşünce ortamı daha oluşturulmuştur. Bu sorunların ve oluşan kuşkuların çözümüne dair ürettiğimiz fikirler de araştırmaya dahil edilmiştir. Yaptığımız önerilerde, kent arkeolojisini verimli hale getirmek için tarihe ‘’Appear Method’’ -ya da Türkçeleştirirsek ‘’Kabul Metodu’’ olarak- geçmiş olan, kentin gelişimi ile arkeolojik mirası birleştirerek kentle uyumlu bir çözüm arayan metodun kullanılmasına özen gösterilmiştir. Bölge coğrafyasının değerlendirilip araştırmanın daha tutarlı ve isabetli olmasına da özen gösterilmiştir.

Sonuçlar ve Tartışma:

Bu höyük için sıkça ‘’Pendik Höyüğü’’ tabiri kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde sıkça kullanılmaya başlanmış olan ‘’Pendik Höyüğü’’ tabiri terk edilmeli ve yerine ‘’Temenye Höyüğü’’ tabiri kullanılmalıdır/kullanılmaya devam edilmelidir. Çünkü buluntuların ait olduğu bölgeye en yakın coğrafi mevkii, ‘’Temenye Koyu’’ olarak adlandırılan fakat günümüzde denizin doldurulmuş olması yüzünden görülemeyen koydur. Höyüğün bu bölgede konuşlanmış olmasının nedenlerinden biri de şüphesiz ki bu koy ve sağladığı niteliklerdir.



Höyüğün bulunduğu bölge ve etrafı, büyüklü-küçüklü ve birçoğu da birbiriyle ilişkili akarsulara sahiptir. Bugün çoğunun üzeri kapalıdır ve hepsi ıslah edilmişlerdir. Bu akarsuların doğdukları yerler ve geçtikleri yollar izlendiğinde bölgeye tarım için elverişli ortam sağladıkları görülebilir. Bölge halkı üzerine yaptığımız tarihsel sürece dair araştırmalarda, bu bölgenin, özellikle 1990 ve öncesinde büyük ve verimli tarım arazilerine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm bulgular, bu yöndedir. Bu durum değerlendirilirse, ‘’üretime geçiş’’ ile bir devrim yaratmış olan Neolitik Dönem için büyük bir potansiyel sağladığı anlaşılmaktadır. Neolitik Çağ’ın en eski yerleşkelerinden birinin burada bulunmasının diğer bir büyük nedeni de dolayısıyla budur.

Bugün höyüğün bulunduğu alan civarında yaşayan ve 1990 öncesinde de burada bulunan halktan kimselerle yaptığımız görüşmelerde anlaşılmıştır ki güncel kazıların yapıldığı yerin Kuzey kısmında, SSK Dispanseri’nin yakınında birkaç kaynak mevcuttur. Hatta o dönemler bu kaynaklar sayesinde halkın su ihtiyacını karşılamış olduğu, o zamanlar çevrede bulunan tarım arazilerine de yer yer katkı sağladığı anlaşılmıştır. (O zamanlar ‘’Melek’in Bahçesi’’ olarak anılan ve zamanında meyve ağaçlarının yetiştirilmiş olduğu arazi buna örnektir.) Kaynak sularının bir noktada toplanarak SSK Dispanseri civarında ve demiryoluna yakın bir noktada ufak bir gölet oluşturmuş olduğu da anlaşılmıştır. Bugün bu kaynaklardan, bahçelerden, göletten ve gölette barınan kanatlı hayvanlardan kentleşme nedeniyle eser yoktur. Hatta eskiden göletin bulunduğu o alanın bir kısmında bugün yeni bina inşaatları mevcuttur. Toprakta analiz yapılabilirse bu doğal kaynakların höyük zamanında da bulunup bulunmadığı öğrenilebilir, o zamanlarda da bulunuyorsa gölet tabanı tarihe kaynaklık edebilir ve Temenye Höyüğü’nü anlamak için çok büyük bir portre çizilmesi sağlanabilir. Bu bilgiye ulaşılması halinde bugün kurumuş olan göletin -sondajlar ile- taban seviyesi belirlenip o döneme ait bulguların olup olmadığı araştırılmalıdır.

Böyle bir göletin ve kaynakların o zamanki varlığı, Temenye Höyüğü’nün o bölgede kurulmasına neden olan üçüncü büyük etkeni de oluşturacaktır.

Halktan edinilen bilgiler dikkate alınmalıdır çünkü halktan kimselerin küçükken ‘’tünel’’ diye adlandırıp içine girdikleri ve oyun oynadıkları taştan yapılma yerlerde ilk büyük kurtarma çalışması yapılmıştır. Bu tünellerin bölgedeki arkeolojik yapılara ait olduğu anlaşılmış, bu çalışmalar sonucunda da Bizans Su Kemeri gibi büyük bulgular elde edilmiştir.

Görüldüğü üzere İstanbul’un ilk sakinleri, İstanbul’u ilk kentleştirenler neden bu şehri kendilerine ev seçtilerse o yüzünden bu şehri kendilerine ev seçmişlerdir. İstanbul’un konumu itibariyle sahip olduğu niteliklerin öneminin kavranması açısından bu nokta önemlidir.

Günümüzdeki kazılarda edinilen bulgular, zamanında demiryolunun sağ ve sol tarafından bırakılan paylar sayesinde bu derece zarar görmeden korunabilmiştir.

Temenye Höyüğü’ne dair daha önceki çalışmalarda karbon testine dayalı ayrıntılı bir araştırmaya girilmemiştir. İlk kez bu kazılarda çıkan bulgularda karbon testine dayalı detaylı bir araştırma yapılacaktır. Gerçekleşmekte olan kazıların en önemli yanı da budur ve İstanbul’un ilk ne zaman yerleşim yeri olduğuna dair bir kesinlik ortaya çıkaracaktır.



İncelenen yapıların tabanlarından çıkan iskeletlerin cenin pozisyonunda gömülmüş olduğu görülmüştür. Bu ölülerin gömüldükleri yönler sabit değildir ve gömülerin yanlarında herhangi bir eşya izine rastlanmamıştır. Bu durum, höyükte yaşayan halkın başlarda ölümden sonraki yaşama dair inancının olmadığını ve ölülerini gömmek için herhangi bir ritüele sahip olmadıklarını göstermektedir. Bir inanca sahiplerse de bunu henüz bir ritüele çevirmemişlerdir. Fikirtepe kazıları incelendiğinde de benzer bir durum görülebilir.

Demircihöyük ve Çanakkale-Kaynarca Mevkii’ndeki kazılarda ortaya çıkan Pendik-Fikirtepe benzeri mallar incelendiğinde, burada yaşayanların yalnızca balıkçılıkla geçinmediği sonucunun ortaya çıkmasının yanı sıra, Fikirtepe Kültürü’nün gelişim süreci ve yayılımını anlamak açısından bir kaynak doğmuştur. Ayrıca bu yöredeki ve yakın yörelerdeki kazılarda ortaya çıkan benzer eserlerden anlaşılmaktadır ki Fikirtepe Kültürü’nde göçmekte olan insanların etkisi bulunmaktadır. Çanakkale-Kaynarca Mevkii’nde bulunan ve Fikirtepe’nin ilk dönemlerine ait kaba eserler de göz önünde bulundurduğunda, bölgeler arasındaki bir hareketlilik kendisini açıkça göstermektedir. Çünkü Demircihöyük gibi birkaç kazı çalışması göstermiştir ki bölgede yeni bir yerleşim faaliyeti gösterenler, öncekilere ait nesne, kalıntı ve parçaları kullanabilmektedirler. Temenye Höyüğü kazılarında rastlanan Epi-Paleolitik geleneğine ait taş aletlerin varlığı da bu göç etkisini ortaya sermekte ve önceki kültürlerin ardıllar vasıtasıyla birikimlerini aktardıklarını göstermektedir. Temenye Höyüğü ve onunla ilişkili olduğu sanılan bu nitelikler sayesinde, dönemin insanlarının durağan olmadığı ve döneme dair soruların cevabının bu hususta yattığı açıkça anlaşılır.

Son dönemlerde Balkanlar’da yapılan çalışmalarda o bölgede de çok eski yerleşim yerlerine rastlanmış ve bazıları tarafından kültürün doğuş merkezi olarak Balkanlar gösterilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla Mezopotamya ve Balkanlar arasındaki bu tartışmaya son noktayı çok daha iyi koyabilmek için yayılım yolunu incelemek büyük önem taşımaktadır. İşte bu noktada Türkiye -Balkanlar ve Mezopotamya arasında bir köprü durumunda olduğundan- arkeoloji ve tarih için büyük önem taşımaktadır. Bu köprünün en kilit noktalarından biri de şüphesiz ki İstanbul coğrafyasıdır. Hem şehrin hem de küresel boyuttaki etkilerin tarihsel ve kültürel sürecini incelemek ve anlamak için İstanbul kazıları çok büyük önem taşımaktadır. İstanbul’un Neolitik Çağ’daki birikiminin dikkatle incelenmesi ve ortaya çıkarılması ile tarih için muntazam bilgilerin doğması kaçınılmazdır. Bu bilgiler ile yukarıda bahsettiğimiz ve tarihin önemli bir sorunu haline gelen bu soruya bilimsel bir cevap bulunabilecektir.

Daha bilimsel bir sonuca ulaşılamasa da bulgular bir hat doğrultusunda incelendiğinde, yayılım yolunun Batı’dan Doğu’ya doğru olduğu düşüncesinin etkisi altına girmekteyiz. Diyalektik olarak düşünülürse de bu sonuca ulaşmak kaçınılmazdır. Çünkü Anadolu ve Balkanlarda yaşayan halkın toplayıcılık, avcılık ve üretim yapması için nitelikli koşullar mevcuttur. Fakat Doğu’daki bölgelere bakıldığında durumun biraz daha elverişsiz olduğu, elverişli olan Mezopotamya gibi coğrafyalarda da hakimiyet için mücadelelerin verildiği ve insanların doğal olarak teşkilatlanma, nizamileşme, bu doğrultuda ilişkiler geliştirme ve çözüm arama yolunda ilerlemiş olduğu görülmektedir. Bunun bir sonucu olarakta gelişmekte ve aynı zamanda da su, verimli toprak ihtiyacı gibi nedenlerle Anadolu gibi yerlerle ilişkilerde bulunmakta ve bu yerlere doğru bir hareket sergilemektedirler. Cevap da bu noktada yatmaktadır.

İstanbul kazıları bunun bilimsel açıdan anlaşılması yönünden büyük önem taşırken, İstanbul’daki kazıların tamamına yakınının imar faaliyetleri gerekçesi ile yapılan kurtarma çalışmaları olduğu görülmüştür. Bu kurtarma çalışmalarına bir yenisini daha eklemek, önceki tarihlerde yaptığımız bu hataları tekrarlamak istemiyor isek ve İstanbul’un Neolitik dönemlerini aydınlatmak istiyorsak Fikirtepe Kültürü’nün son temsilcisi olan ve yeri de bilinen Temenye Höyüğü’nün kurtarılması ve Göztepe, Tuzla ve Erenköy yerleşkeleri ile benzer kaderi paylaşmasının önlenmesi gerekmektedir.

Fikirtepe’deki yerleşke ile Temenye’deki yerleşke aynı dönemde kurulmuş olmalarına rağmen, Temenye’nin var olduğu süreç daha uzundur [Resim 1]. Dolayısıyla Fikirtepe’de kaybedilen arkeolojik mirasın katacakları, bir nebze olsun Pendik kazıları ile telafi edilebilir. Fikirtepe’nin ve Fikirtepe Kültürü’nün daha iyi anlaşılması, İstanbul’un Neolitik dönemindeki bu eksiğin giderilmesi ve geçmişteki hataların bir nebze telafisi için Pendik kazıları genişletilmelidir.

Temenye Höyüğü’nün büyük bir kısmı tahrip olmuştur. Asıl dolgu tabakası tren yolu yarması ile zarar görmüş olsa da kazı yapılabilecek alanlar halen mevcuttur. Öyleyse kazılar başlamışken höyüğün diğer kısımlarına ait arazilerde yapılacak kazılar ile Temenye Höyüğü ilk kez bu ölçüde bir bütünlük ile değerlendirilebilir demektir. Böylece önceki dönemlerde göreceli ve düzensiz bir kronoloji yüzünden ulaşılamayan birçok sonuca ulaşılabilecektir. İstanbul’un Neolitik Dönem’deki sürecini anlamak için Fikirtepe Kültürü ve bu kültürün son temsilcisi Pendik Höyüğü’ne sahip çıkılmalı ve kazılmamış alanlar da kazılara dahil edilmelidir. Yoksa İstanbul’un Neolitik Dönemi’ne ait büyük izler taşıyan bu höyük de tarih olacaktır.

1907 yılında yapılan tren yolu çalışmaları sırasında Fikirtepe’de ve Pendik’te bulunan buluntuların satın alınarak yurtdışına götürüldüğü bilinmektedir. Bu noktadan bakıldığında, Fikirtepe Kültürü’nün ve bu yerleşkelerin dünya için neler ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Çalışmaların sürdüğü alanda ve çevresinde girişilecek ayrıntılı bir kazı çalışması sonucunda o bölgede kurulacak (ve artık kurulması da lazım olan) bir İstanbul Neolitik Müzesi ile bu tarihi mirasa sahip çıkılabilir. Bu sayede arkeoloji çalışmalarının yerinde yorumlanması sağlanabilir, tarihe ışık tutulabilir ve Neolitik birikim sayesinde bir turizm cazibesi daha İstanbul bünyesine katılabilir. Bu müzenin, kazıların olduğu civarda veya yakın bir noktada kurulması da, imar faaliyetleri yüzünden eninde sonunda zarar görecek olan yeraltındaki dokunun daha verimli şekilde kurtarılmasını sağlayacaktır. Ayrıca bulguları taşımak için kullanılacak yöntem de risk taşımaktadır. Bulguların kalıplarının çıkarılıp başka bir yere götürülerek incelenmesi yerine, burada başlatılacak geniş çalışma ve müze faaliyeti ile bu son temsilci daha verimli şekilde kurtarılabilir ve korunabilir. Anadolu Yakası’na önemli bir müze kazandırmak da katacakları arasındadır.

Bunun yanı sıra, 21.yüzyıla gelinmesine rağmen Türkiye’deki kent arkeolojisinin hala yetersiz olduğunu düşünen arkeoloji uzmanlarının haklı kuşkuları da bu sayede sona erecek ve Türkiye, gelişmiş ülkeler ile aynı kent arkeolojisi bilincine sahip olduğunu gösterebilecektir.

Tren yolunun buna engel olacağı düşünülmemelidir. Günümüzdeki teknoloji ile yerüstü raylı sistemleri köprü veya yer altı tünelleri ile kolayca bütünleştirilebilmektedir. Örnek olarak Almanya’daki bazı banliyö hatları gösterilebilir. Bu hatlar da bizdeki gibi yer üstü sistemler olmasına rağmen bazı noktalarda yeraltına girmektedir. Berlin’de bulunan ‘’S1 Oranienburg-Wannsee Hattı’’nın bazı noktaları buna örnektir. Benzer örnekler ülkemizdeki bazı şehirlerin hatlarında da görülebilir. Böylece yerüstünde kazı çalışmaları yapılırken, yer altından günümüzdeki teknoloji ile kolayca geçirilebilecek olan raylı sistem sayesinde proje de askıya uğramayacaktır. Ya da Atina Metrosu’nda da benzeri görülen şekilde, bulunan bu bulgular ile istasyon bütünleştirilebilir ve bulgular istasyon bünyesinde sergilenebilir. Yeniden yapılacak olan Kaynarca Tren İstasyonu ya da elden geçirilecek olan Pendik Tren İstasyonu’nda bunu yapmak için hala imkan vardır. (bkz. ‘’Kabul Metodu’’)

Çıkan parçalar incelendiğinde görülür ki birkaçında bulunan basit bezemeler dışında pek süsleme belirtisi yoktur. Herhangi bir sura rastlanmamış olması ve yapıların oval biçimde olması da insanların daha yeni yeni taşı ve toprağı kullanmayı akıl ettiklerini göstermektedir.

Daha demiri kullanmaya bile geçememiş insanların ‘altın’dan eserler verebileceğini düşünen vatandaşlarımız, benzer başka höyüklerde tahribatlara yol açmışlardır. Bu da ülkemizdeki tarihsel çalışmaların halka bir şeyler aktarma konusunda yetersiz kaldığını göstermektedir. Tarihsel aktarımlar ve yayınlarda bu hususa da dikkat edilmelidir. Bu sayede, en azından bazı höyüklerde yapılacak art niyetli tahribatların önüne geçilebilir.

Temenye Höyüğü’nde rastlanan bulgular arasındaki ‘’Kemikten Olta Ucu’’, yapı duvarlarında kullandıkları midye kabukları ve çöp birikintilerinde bulunan deniz ürünü izleri göstermektedir ki höyüktekiler denizden fazlasıyla faydalanmaktadır. Genişletilecek bir kazı çalışması ile Neolitik Çağ’a ait denizcilik ve balıkçılık daha iyi anlaşılabilir ve Yenikapı’daki kazılarla bütünleştirilerek geniş bir portre çizilebilir.

Resim 1:





Kaynaklar:

- IV. Kazı Sonuçları Toplantısı, (1982)

- Arkeologlar Derneği’nin yayınladığı bilgiler, arkeologlardernegi.org

- İstanbul Arkeoloji Müzesi

- İstanbul Kültür, Miras ve Ekonomisi Envanteri

- Nağme Ebru Aydeniz, Kent Arkeolojisi Kavramının Dünyadaki Gelişimi ve Türkiye’deki Yansımaları, Yaşar Üniversitesi, İzmir.

- Okt. Dr. Savaş Harmankaya, Türkiye Neolitik Araştırmaları Üzerine Bir Değerlendirme, 19 Mart 2002

- Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ın basına verdiği demeçler

- Rehber Ansiklopedisi, Höyük

- Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi, Kaynarca Mevkii Buluntuları

- TAY Projesi, Temenye Höyüğü

- TAY Projesi, Demircihöyük