Esselamün aleyküm güzel ailem. Bugün ki konumuz TEVESSÜL nedir? Yanlış bilinen hususlara biraz değineceğiz inşaAllah.
TEVESSÜL:
Vesile kılmak demektir. Cenab-ı Allah’ın affına, yardımına veya başka bir isteğe ulaşabilmek için kişinin kendisi ile Cenab-ı Allah arasına sevdiği bir kulunu koyması demektir.
Şimdi böyle okuyunca direk aklınıza “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözü gelir. Başta mantıklı ve doğru görünsede işin aslı böyle değildir.
Tevessülün caiz olduğuna dair göstereceğimiz delil Nisa suresinin 64. ayetidir. Ayrıca bir çok başka deliller var ancak uzun bir yazı olmaması için hepsini eklemeyeceğim.
Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:
وَلَوْ أَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
Onlar nefislerine zulmettiklerinde -yani günah işlediklerinde- sana gelselerdi ve Allah’tan af dileselerdi, Resul (a.s.m.) da onlar için Allah’tan af dileseydi, Allah’ı Tevvab (tövbeleri çokça kabul eden) ve Rahim ( çok merhametli) bulurlardı. (Nisa 64)
Şimdi bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım:
Ayet-i kerimenin başında, “Onlar nefislerine zulmettiklerinde -yani günah işlediklerinde- sana gelselerdi.” buyrulmuş. Bu ifade açık bir şekilde, tevessülün caiz olduğunu ispat etmektedir.
— Zira tevessül neydi?
Tevessül: Kişinin kendi ile Allah arasına arzusuna nail olabilmek için salih bir kulu koymasıydı.
— Peki, ayette bahsi geçen kişilerin arzusu ne?
Arzuları Allah’ın kendilerini af etmesi.
— Bu affa mazhar olabilmeleri için Allahu Teâlâ kaç şart ileri sürüyor?
Üç şart ileri sürüyor:
Birinci şart: Peygamber Efendimiz (a.s.m.)'a gelmeleri, onu aracı yapmaları yani ona tevessül etmeleri.
İkinci şart: Allah’tan af dilemeleri.
Üçüncü şart: Peygamberimiz (a.s.m.)’ın onlar için af dilemesi yani onların tevessülünü kabul etmesi.
Bakın, bu ayet-i kerime sadece tevessülün caiz olduğunu beyan etmiyor, bir de tevessülü teşvik ediyor. Çünkü ayet açık bir şekilde, günah işleyenlerin Efendimiz (a.s.m.)'a gitmelerinive onu aracı yapmalarını emrediyor. Bu tevessül değil de nedir?
Burada şu soru akla gelebilir:
— Kişinin tevessül etmeksizin tek başına tövbe etmesi caiz iken niçin bu ayet-i kerimede Efendimiz (a.s.m.)'a tevessül etmeleri şart koşulmuştur?
Bunun cevabı şudur: Her ne kadar kişinin tek başına af dilemesi tövbe için yeterli olsa da Peygamberimizin onlar için af dilemesi onların tövbesine katıldığında, tövbeleri kabule daha şayan olacaktır. Bu sebeple, onlara Peygamberimize tevessül etmeleri emredilmiştir.
Tevessülü inkâr edenler diyor ki:
— Araya peygamberi bile koyamazsın.
Peki, Nisa suresi 64. ayet ne diyor? Diyor ki: “Onlar günah işlediklerinde sana gelselerdi.” Yani seni araya koysalardı, seni aracı yapsalardı.
Kur’an böyle diyor. Onlar, “Peygamberi bile araya koyamazsın.” diyor. Peki, biz kimin sözüne inanacağız? Kur'an'ın mı onların mı? Elhamdülillah biz Kur'an'ın sözüne iman ediyoruz.
Hz. Ömer RadıyAllahu Anhum’un Tevessül ile ilgili Hadisesi:
Hz. Enes b. Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre ikinci Halife döneminde, Müslümanlar kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya geldikleri zaman, halife Hz. Ömer (ra), Hz. Abbas bin Abdulmuttalib’i vesile kılarak Allah’tan yağmur talebinde bulunur ve şöyle der:
Allah’ım! bizler daha önce Peygamberimizi vesile edinerek sana niyazda bulunurduk. Sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise Peygamberimiz'in amcasını vesile kılıyor ve senden taleb ediyoruz, bize yağmur ihsan et."
Enes b. Mâlik, Hz. Ömer (ra)’in bu duâlarından sonra kendilerine yağmur ihsan edildiğini belirtir. (Buhârî, İstiska, 3)
Hz. Ömer (ra)’in Hz. Abbas’ı duanın kabulüne vesile kılması, her şeyden önce salih bir insanla Allah’a tevessül etmenin caiz olduğunu göstermektedir. Burada Hz. Abbas’ın Hz. Peygamber (asm) ile olan irtibatının kurulması ise, vefatından sonra dahi Hz. Peygamber (asm)'in vesile kılınmasının caiz olduğunu göstermektedir. Çünkü, Hz. Ömer (ra)’in bu duasında Hz. Abbas’ın Resulullah (asm) ile olan yakınlığının zikredilmesi, Hz. Abbas’ın diğer sahabe arasında bir ayrıcalığının olduğunu, Allah nezdinde bir itibarının olduğunu gösterir. Hz. Peygamber (asm) ile irtibatlı olarak zikredilmesi ise, vefatından sonra da Allah’ın Peygamber Efendimiz (asm)'e sağlığında olduğu gibi değer verdiği, onun adının zikredildiği yerde hatırını sayıp ilgili duayı onun vesilesiyle kabul ettiğinin belgesidir.
Evet kardeşlerim gördüğünüz gibi delilleri ile birlikte yazmış olduğumuz konuda açıkça anlaşılacağı üzere, TEVESSÜL şirk yada küfür değildir. Caiz olmakla birlikte FARZ YADA VACİP DEĞİLDİR. Kişi ister tevessül ederek dua eder ister tevessül etmeden dua eder. Bu kişiye kalmış bir durumdur.
Şimdi Hz. Ömer RadıyAllahu Anh gibi büyük bir sahabenin şirk işlemesi düşünülebilir mi? Akıl ve mantık dışı olur. Selefi’lerin vehhabilerin veya mealistlerin sözlerine kanmayın. Onlar tek kelime Arapça bilmezler ve mealden yorum yaparak büyük şirke kendileri düşerler. Dikkat edin inşaAllah.
Bu konuyla ilgili çok fazla delil var dediğimiz gibi sadece birer örnek vererek konuyu kısa tutmaya çalıştık. Vesselam…
TEVESSÜL:
Vesile kılmak demektir. Cenab-ı Allah’ın affına, yardımına veya başka bir isteğe ulaşabilmek için kişinin kendisi ile Cenab-ı Allah arasına sevdiği bir kulunu koyması demektir.
Şimdi böyle okuyunca direk aklınıza “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözü gelir. Başta mantıklı ve doğru görünsede işin aslı böyle değildir.
Tevessülün caiz olduğuna dair göstereceğimiz delil Nisa suresinin 64. ayetidir. Ayrıca bir çok başka deliller var ancak uzun bir yazı olmaması için hepsini eklemeyeceğim.
Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:
وَلَوْ أَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
Onlar nefislerine zulmettiklerinde -yani günah işlediklerinde- sana gelselerdi ve Allah’tan af dileselerdi, Resul (a.s.m.) da onlar için Allah’tan af dileseydi, Allah’ı Tevvab (tövbeleri çokça kabul eden) ve Rahim ( çok merhametli) bulurlardı. (Nisa 64)
Şimdi bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım:
Ayet-i kerimenin başında, “Onlar nefislerine zulmettiklerinde -yani günah işlediklerinde- sana gelselerdi.” buyrulmuş. Bu ifade açık bir şekilde, tevessülün caiz olduğunu ispat etmektedir.
— Zira tevessül neydi?
Tevessül: Kişinin kendi ile Allah arasına arzusuna nail olabilmek için salih bir kulu koymasıydı.
— Peki, ayette bahsi geçen kişilerin arzusu ne?
Arzuları Allah’ın kendilerini af etmesi.
— Bu affa mazhar olabilmeleri için Allahu Teâlâ kaç şart ileri sürüyor?
Üç şart ileri sürüyor:
Birinci şart: Peygamber Efendimiz (a.s.m.)'a gelmeleri, onu aracı yapmaları yani ona tevessül etmeleri.
İkinci şart: Allah’tan af dilemeleri.
Üçüncü şart: Peygamberimiz (a.s.m.)’ın onlar için af dilemesi yani onların tevessülünü kabul etmesi.
Bakın, bu ayet-i kerime sadece tevessülün caiz olduğunu beyan etmiyor, bir de tevessülü teşvik ediyor. Çünkü ayet açık bir şekilde, günah işleyenlerin Efendimiz (a.s.m.)'a gitmelerinive onu aracı yapmalarını emrediyor. Bu tevessül değil de nedir?
Burada şu soru akla gelebilir:
— Kişinin tevessül etmeksizin tek başına tövbe etmesi caiz iken niçin bu ayet-i kerimede Efendimiz (a.s.m.)'a tevessül etmeleri şart koşulmuştur?
Bunun cevabı şudur: Her ne kadar kişinin tek başına af dilemesi tövbe için yeterli olsa da Peygamberimizin onlar için af dilemesi onların tövbesine katıldığında, tövbeleri kabule daha şayan olacaktır. Bu sebeple, onlara Peygamberimize tevessül etmeleri emredilmiştir.
Tevessülü inkâr edenler diyor ki:
— Araya peygamberi bile koyamazsın.
Peki, Nisa suresi 64. ayet ne diyor? Diyor ki: “Onlar günah işlediklerinde sana gelselerdi.” Yani seni araya koysalardı, seni aracı yapsalardı.
Kur’an böyle diyor. Onlar, “Peygamberi bile araya koyamazsın.” diyor. Peki, biz kimin sözüne inanacağız? Kur'an'ın mı onların mı? Elhamdülillah biz Kur'an'ın sözüne iman ediyoruz.
Hz. Ömer RadıyAllahu Anhum’un Tevessül ile ilgili Hadisesi:
Hz. Enes b. Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre ikinci Halife döneminde, Müslümanlar kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya geldikleri zaman, halife Hz. Ömer (ra), Hz. Abbas bin Abdulmuttalib’i vesile kılarak Allah’tan yağmur talebinde bulunur ve şöyle der:
Allah’ım! bizler daha önce Peygamberimizi vesile edinerek sana niyazda bulunurduk. Sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise Peygamberimiz'in amcasını vesile kılıyor ve senden taleb ediyoruz, bize yağmur ihsan et."
Enes b. Mâlik, Hz. Ömer (ra)’in bu duâlarından sonra kendilerine yağmur ihsan edildiğini belirtir. (Buhârî, İstiska, 3)
Hz. Ömer (ra)’in Hz. Abbas’ı duanın kabulüne vesile kılması, her şeyden önce salih bir insanla Allah’a tevessül etmenin caiz olduğunu göstermektedir. Burada Hz. Abbas’ın Hz. Peygamber (asm) ile olan irtibatının kurulması ise, vefatından sonra dahi Hz. Peygamber (asm)'in vesile kılınmasının caiz olduğunu göstermektedir. Çünkü, Hz. Ömer (ra)’in bu duasında Hz. Abbas’ın Resulullah (asm) ile olan yakınlığının zikredilmesi, Hz. Abbas’ın diğer sahabe arasında bir ayrıcalığının olduğunu, Allah nezdinde bir itibarının olduğunu gösterir. Hz. Peygamber (asm) ile irtibatlı olarak zikredilmesi ise, vefatından sonra da Allah’ın Peygamber Efendimiz (asm)'e sağlığında olduğu gibi değer verdiği, onun adının zikredildiği yerde hatırını sayıp ilgili duayı onun vesilesiyle kabul ettiğinin belgesidir.
Evet kardeşlerim gördüğünüz gibi delilleri ile birlikte yazmış olduğumuz konuda açıkça anlaşılacağı üzere, TEVESSÜL şirk yada küfür değildir. Caiz olmakla birlikte FARZ YADA VACİP DEĞİLDİR. Kişi ister tevessül ederek dua eder ister tevessül etmeden dua eder. Bu kişiye kalmış bir durumdur.
Şimdi Hz. Ömer RadıyAllahu Anh gibi büyük bir sahabenin şirk işlemesi düşünülebilir mi? Akıl ve mantık dışı olur. Selefi’lerin vehhabilerin veya mealistlerin sözlerine kanmayın. Onlar tek kelime Arapça bilmezler ve mealden yorum yaparak büyük şirke kendileri düşerler. Dikkat edin inşaAllah.
Bu konuyla ilgili çok fazla delil var dediğimiz gibi sadece birer örnek vererek konuyu kısa tutmaya çalıştık. Vesselam…
