Hoşgeldin Misafir

Türkiye’de Kentleşme

Dr Leland Townsend

6 Eyl 2017
16,496 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Türkiye’de Kentleşme

Nüfusu 10.000 den fazla olan yerlere kent denirse, Türkiye’ nin kentleşme düzeyinin 1997’ de % 64,6 olduğu görülür. Kentlerimizde yaşamakta olan nüfus miktarı 40 milyon dolayındadır. Bu kentleşme düzeyi, az gelişmiş ülkelerden bir çoğunun kentleşme düzeylerinden yüksek, bununla birlikte sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerin hemen hemen tümünün % 75’ in üzerine çıkmış bulunan kentleşme düzeylerinin altındadır. 1950 yılından sonra ülke hızlı bir kentleşme sürecine girmiştir.
Türkiye’de Kentleşmenin Gelişimi
Yıllar 10.000+Yerler %
1927 2.236.085 16,4
1935 2.684.197 16.4
1940 3.214.471 18.0
1945 3.441.895 18.3
1950 4.883.865 18.5
1955 5.228.846 22.1
1960 6.967.024 25.1
1965 9.343.006 29.8
1970 11.845.423 33.3
1975 16.713.696 41.4
1980 20.330.265 45.4
1985 25.789.000 50.9
1990 31.468.877 55.4
1995 - 60.9
1997 - 64.6
1960-1997 yılları arasında kentsel nüfus 6-7 milyondan 40 milyona çıkarak 5.5 kat artmıştır. Kentsel nüfusun genel nüfus içindeki oranı ise, aynı dönemde, % 25.1 den % 64.6’ ya yükselmiştir. Kentsel nüfus genel nüfustan daha hızlı artmaktadır. Nüfus sayımı dönemleri içinde her yıl ortalama artan miktarın, dönem başındaki kentsel nüfus oranına “ yıllık ortalama kentleşme hızı” denirse, bu hızın 1945’ ten sonra sürekli arttığını görürüz.
1965’ i izleyen beş nüfus sayımı döneminde, yıllık ortalama kentleşme hızının, sırasıyla %7.2, %6.3, %5.1, %4.3, %4, ve %3.6 olmasına karşılık, kentsel nüfustaki mutlak artış bu beşer yıllık dönemlerde 3 ila 5 milyon kişi arasındadır. Kentleşmenin hızındaki son bir kaç sayım döneminde görülen nisbi yavaşlamada, 1970 sonrasında kurulan hükümetlerin izledikleri tarım ürünleri taban fiyat politikalarının kırsal alanları daha az itici kılmasının, hızlı enflasyonun kentlerde yaşamayı çok pahalı duruma getirmiş olmasının payları olduğu söylenebilir. Ülkemizde kent sayısı da sürekli artış göstermektedir. 1927’ de 66 olan kent sayısı 1997’ de 453’ e yükselmiştir. Kentsel nüfus, kent sayısından daha hızlı artmakta olduğundan “ ortalama kent büyüklüğü” de artmaktadır. 1935’ te 33.000 olan ortalama kent büyüklüğü 1997’ de 86.816’ ya yükselmiştir.
Nüfusu 100 bini aşmış bulunan ve Türkiye ölçüleri içinde “büyük kent” sayılabilecek kentlerin nüfusu diğer küçük kentlere göre daha hızlı artmaktadır.
1960-1997 yılları arasında artan kentsel nüfusun (32.3 milyon) çok büyük çoğunluğu büyük kentlerde yerleşmişlerdir. 20.000 - 50.000. nüfus kümelerinde yaşayan nüfusun kentsel nüfustaki payı azalırken 50.000 - 100.000 arası bulunan kentlerin kentsel nüfustan aldıkları pay durağandır. Milyonluk kentlerimizin (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Bursa) kentsel nüfus içindeki payı %40.1’i bulmuştur.
Ülkemizde son zamanlarda kent merkezindeki nüfus artışı çevredeki artıştan çok daha yavaş olmaktadır. Bunun birinci nedeni özellikle zengin ailelerin sahip oldukları olanaklar onların kentin çevresine yerleşmesine olanak verir. İkinci olarak kentlere yeni göç edenler de başka nedenlerle, kent dışında kümelenen gecekondu alanlarında yerleşirler.Coğrafi bölgelerimiz arasında büyük kentlerin dağılışı ve kentleşme açısından farklılıklar görülmektedir. Samsun-Adana arasındaki doğru çizginin batısında daha büyük kentlerin mevcut olduğunu görürüz. Marmara Bölgesinde, nüfusun %75’ine yakını kentlerde yaşadığı, yani bu bölge, kimi sanayileşmiş batı ülkeleri ölçüsünde kentleşmiş olduğu halde, Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgelerinin kentleşme düzeyleri % 33.7 ile % 37.5 arasında değişmektedir. Kentleşme düzeyleri yüksek olan bölgeler, Türkiye’ nin gelişmiş, düşük olan bölgeler ise, az gelişmiş bölgelerdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kentleşmede belirli bir artışın gözlemlenebilmesi 1960’ dan sonraya rastlamaktadır.

Türkiye’de Kentleşmenin Nedenleri

Kentleşme, az gelişmiş ülkelerin özellikle yakın dönemlerde içine girdiği değişme sürecinin en belirgin yönü, aynı zamanda bu değişmenin temel güdülerden biridir. Taşıdığı belli başlı özelliklerle az gelişmiş ülkelerle yapısal benzerlikler gösteren günümüz Türkiye’side, hızlı bir kentleşme olayında karşılığını bulan bir değişme sürecine sahne olmuştur. Türkiye’ de yaşanan hızlı kentleşmenin nedenlerini itici güçler, çekici güçler ve aracı güçler olmak üzere üçe ayırabiliriz.

İtici Güçler:

Ülkemizde, söz konusu yapısal değişmelerin ve bunların taşıyıcısı olan kentleşmenin tek bir etmenin değil, belli bir etmenler bileşiminin ürünü olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Az gelişmiş ülkeler ve Türkiye’de, kırdan kaynaklanan nüfusu kentlere yönelten güçlerin kentin çekiciliğinden çok kırın itimine bağlı olduğu ve bu nedenle yapısal değişmenin, öncelikle kır kesiminde oluşan etmenlerin yarattığı itici güçlerin işleyişiyle olduğu görülmektedir. Nüfus artışı, tarım kesimindeki değişmeler, tarımsal yapı, yaygın tarım, tarımda makineleşme, itici güçlerin nedenlerini oluşturur.

Nüfus Artışı

Türkiye, toplumsal biçimlenmesinde önemli bir etkinliği bulunan demografik özellikleri ve nüfus eğilimleriyle azgelişmişliğin belirgin bir niteliğini yansıtmaktadır. Başka bir deyimle ülkemizde de nüfus, azgelişmişliğin bir göstergesi olarak çoğunlukla kır kesiminde toplanarak ilkece, bu kesimde egemen olan yüksek doğurganlıktan ötürü hızlı bir artış eğilimi göstermiştir.
Ölüm oranlarının hızla düşmesine karşılık doğumları azaltıcı yönde rol oynayan etmenlerin bütün nüfusu etkileyebilecek bir geçerlik kazanmayışından aynı düzeyde olmasa bile Türkiye nüfusunun hızla artmaya devam ettiğine kuşku yoktur. İşte Türkiye’ de öncelikle kır kesiminde özellikle 1950’ den sonra gözlenen hızlı nüfus artışı, nüfusun geniş ölçüde topraktan koparak kentlere yönelmesine yol açan itici güçlerin bir özkoşulu olmuştur. Kır kesimde hızlı nüfus artışının yanı sıra tarımsal yapının özellikleri ve bu yapıda beliren değişmeler, itici güçleri harekete geçirmiş ve büyük bir köylü nüfusun tarımdan ayrılarak kentlere göçmesi ile hızlı bir kentleşme olayı doğmuştur. Bu nedenle, demografik etmenlere ek olarak nüfusun hareketlenmesine elverişli koşulları gereken geleneksel kesim veya tarım kesiminin özelliklerini ele almaya gerek vardır.

Tarım Kesimi

Bu gün nüfusun köylerde yaşamakta olan % 44.6’ sının büyük bir çoğunluğu geçimini tarımdan sağlamaktadır. Dolayısıyla, tarım kesimindeki ekonomik koşullarda yer alan değişmelerin bu kitlenin yer değiştirme kararları üzerinde önemli etkileri olur. Ülkemizde 1950’ lerden sonra Türk tarımının özellikleri olan tarımda verimin düşüklüğü, tarımsal gelirin azlığı, toprak mülkiyetinin dengesiz dağılması, tarım topraklarının çok parçalanmış olması ve tarımsal makinalaşma köylüyü tarımdan dışarı itmiştir.
Nüfusun büyük çoğunluğu geçimini tarımdan sağlamakta olduğu halde, bu çoğunluk, ulusal gelirin oldukça küçük ve gittikçe azalmakta olan bir oranını yaratır. Tarımda çalışan %50’ ye yakın arazideki faal nüfus, ulusal gelirin yalnız %16 kadarını sağlar durumdadır. Ulusal gelirde tarım kesiminin payı 1960 yılında % 55.4 idi.
Ekonomik gelişmenin, tarımdan tarım dışı kesimlere nüfus kaymasını gerektiren başlıca neden budur. Tarımda verim azlığı, yalnız tarımın hava koşullarına bağlılığının ve tarıma çağdaş teknolojinin girmemiş olması değil, aynı zamanda tarımsal toprak mülkiyetinin dağılışındaki dengesizliklerin, toprağın verimli bir üretime olanak vermeyecek ölçüde ufalanmış olmasının bir sonucudur.
Aile başına düşen ortalama tarımsal işletme büyüklüğü, çiftçi ailelerinin geçimini sağlamaya yetmeyecek ölçüde küçüktür. 1963 Tarım sayımında tarım işletmelerinin % 68.8’ inin sahip bulunduğu toprak genişliğinin 50 dekarı geçmediği görülmüştür. Aynı Oranın 1970 Tarım sayımında % 75.2 olduğu saptanmıştır.
Tarım verimini doğrudan doğruya etkileyen nedenlerden biri de, işletmelerin sahip bulundukları toprağın gereğinden fazla parçalara ayrılmış olmasıdır.
Ülkemizde, işlenebilir toprakların büyüklüğünde de sınıra yaklaşılmış bulunuyor. Kalkınma planlarımız, tarım kesiminde bulunan gizli işsizlerin bir milyonu geçtiğini göstermektedir. Tarımsal nüfus bakımından yoğun olan bölgeler, aynı zamanda kentleşme düzeyi en düşük ve dışarıya en yüksek oranda göç veren bölgelerdir. Köylerdeki doğan nüfus artış oranında, kentsel nüfusun doğal artış oranından yüksek olduğu bilindiğine göre, kentlerdeki nüfus artışını geniş ölçüde tarımdan kopan nüfusa bağlamak yanlış olmaz.
Kısaca kır kesiminde hızlı nüfus artışına karşılık, tarımsal toprakların son sınırına ulaşması, tarımsal teknoloji ve girdi yetersizliği, işletmelerin küçüklüğü, parçalılığı ve toprak dağılımının dengesizliği gibi etmenlere bağlı olarak tarımsal verimliliğin düşüklüğü, itici güçlerin işlemesine elverişli koşullar hazırlamıştır.
Kentleşme nedenlerinden bir tanesi de yoğun tarıma geçilmesidir. Yoğun tarım öğeleri içinde en belirgin bir rol oynayan tarımsal makineleşme olmuştur. Makineleşme, tarımdaki nüfus fazlasını açığa çıkardığı gibi, bir iş gücü öğesi olarak insanın yerini aldığı için önemli bir köylü nüfusun tarımdan ayrılmasına neden olmuştur.
İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda Türkiye’ ye çok sayıda traktör girmiştir. 1952’ de 31.145 olan traktör sayısı 1992’ de 723.000’ e yükselmiştir. Tarıma traktörün geniş ölçüde girmiş olmasının anlamı, makinenin insan emeğinin yerini almasına olanak sağlamasıdır. Bir traktörün tarımdaki etkin insan gücünün ne ölçüde yerini aldığı konusunda değişik hesaplamalar yapılmakla birlikte, bunun 5-7 arasında değiştiği anlaşılmaktadır.14 Bir traktörün tarımdan 6 tarım işçisinin ayrılmaya zorladığı varsayılırsa, bu güne değin, bu nedenle, 2,5-3 milyon köylünün köyünü terketmiş olduğu sonucuna varılır. Tarım işçilerinin aileleri ile birlikte kente göç ettiği düşünülürse bu rakam 8-9 milyona yaklaşmış olduğu sonucuna varılmış olur. Kentsel nüfus 1950 yılından bu yana 16,5 milyon artmış olduğuna göre, traktörün tarıma girmiş olmasının buradaki payının yarıya ulaştığı kabul edilebilir. Bu durumda tarımda makineleşmenin, hızlı kentleşmenin önemli nedenlerinden biri olduğunu kabul etmek gerekir.

Çekici Güçler

Türkiye’ de nüfusun bulunduğu yerden ayrılarak kente yönelmesinde ilk güdüleyici öğenin çoğunluklu, itici güçler olduğu herkesçe paylaşılan bir görüş ise de, bu olayda çekici güçlerinde rol oynadığına kuşku yoktur.
Sanayi kesiminde çalışanların kişi başına düşen gelirleri, tarım kesiminde çalışanlardan fazladır. Bu tarımsal iş gücü verimliliğinin sanayi kesimine kıyasla çok düşük olduğunu gösterir. Nüfusun kentlerde toplanmasının bir nedeni kentlerin sanayi merkezleri olmasıdır. Kentin çekiciliği daha yüksek gelir, çalışma ve yaşama koşullarının elverişliliği kadar, kültür, tüketim ve eğlence kaynaklarının çeşitlilik ve zenginliğine vb. bağlı olarak belirmektedir. Kente çekicilik özelliği kazandıran bu nedenlerin ilkinin başrol oynadığını kabul edebiliriz.

Aracı Güçler

İtici ve çekici güçlerin yanı sıra kentleşme sürecinde etkin bir rol oynayan nedenlerden biride aracı gülerdir. Kentleşme sürecinde aracı güçlerin rolü, itici ve çekici güçlere eşlik ederek onların nüfusu hareketlendirilmesine neden olmasını sağlamaktır.
Kentleşme sürecinde rol oynayan çok çeşitli aracı güçler vardır. Bunlardan biri itici ve çekici güçlerin işlemesini kolaylaştıran ve engelleyen, yasal, siyasi, toplumsal politikalardır. Örneğin, 1982 Anayasamızdaki ilgili madde ile yerleşme ve seyahat özgürlüğünün kısıtlayabileceğinin belirtilmesi ile yasal bir engelleyicilik oluşturabilmesi, ya da çeşitli konut ve sosyal politikaları ile nüfusun yönetilmesi gibi...
Aracı güçlerin ikinci ise sürükleyici gülerdir. Bunlar, belli bir çevrede göçün yaygın bir davranış biçimi haline gelmesi ya da yine göçün başkaları tarafından başarıyla denenmiş bir gelenek veya yakınların öncülük ettiği bir hareket olmasına vb. bağlı olarak beliren ve itici veya çekici güçlerin belirmesini sağlayan güçlerdir.
Aracı güçlerin arasında en etkin olanı, nüfus hareketini hızlandıran iletici güçlerdir.
İletici güçlerle kastedilen taşınım olanaklarının gelişmesidir. Ulaştırma ve taşınım olanaklarının gelişmesi, aynı zamanda nüfusu hareketlendirici ana güçlerin doğmasına yol açan toplumsal-ekonomik gelişmelerin ürünüdür.
Kentleşme hareketleri, mal ve hizmet alışverişinin belli taşıma ve haberleşme ağları içinde özekleşmiş belli yerleşim yerleri ile bunlara bağlı çeşitli düzeylerdeki yerleşmeler arasında yoğunlaşmasından doğmaktadır. Bu nedenle kentleşmeyi, mal ve hizmet dağıtımının ve bu dağıtım işlevinin gerektirdiği bir işbölümü, uzmanlaşma ve nüfusun merkezileşmesi süreci olarak saymakta mümkündür.
Türkiye’de 1938 yılında ulusal gelirin %4’ ü olan ulaştırma gelirleri 1981’ de %8.9’ a yükselmiştir. Kentler arası ve köy-kent arası kullanılan otobüs ve kamyon sayısı da önemli ölçüde artmıştır. Buna benzer gelişmeler kentleşme hızını artırıcı yönde rol oynamıştır.