Hoşgeldin Misafir

Türkiye'nin en çok tarıma katkı sağlayan ili ve tarımda yetiştirilen ürün?

DevilMcRayn

20 Kas 2017
665 Mesaj

Aktiflik

Seviye

Deneyim

TIM / GÖREV:
Merhabalar bu yazımızda Lojistik grup adına Türkiye'nin en çok tarıma katkı sağlayan ili ve tarımda yetiştirilen ürünleri siz değerli Turkhacks üyelerimize Anlatmaya çalışacaz.

insanların zamanla yerini toprağı ekip biçen topluluklara bırakması insanlığın toplu hayata geçişine ön ayak olmuş bu sayedetoplum ve devletlerin oluşumu sağlanmıştır. Toprak, su ve biyolojik kaynaklar ile birlikte tarımsal girdiler kullanılarak yapılan bitkisel, hayvansal, su ürünleri, mikroorganizma ve enerji üretiminiiçerisine alan tarımsal üretim, Sanayi Devrimi’ne kadar insanlarıntemel geçim kaynağını oluşturmuş, teknolojik gelişmeler sayesinde günden güne ivme kazanarak stratejik bir sektör halinegelmiştir.Türkiye’de tarım sektörü icra ettiği fonksiyonları ve büyüklükleriitibariyle önemli bir sektördür. Tarım sektörü; ülke nüfusununbeslenmesi, gıda arzının garanti altına alınması, istihdam alanıolması, tarım dışına işgücü transfer etmesi, sanayi sektörü ilearz-talep ilişkilerinin olması gibi birçok özelliğiyle makro politikalar üzerinde önemli bir belirleyicidir. Bu çalışmada tarımın Türkiye ekonomisine katkısının daha net görülebilmesi adına tarımınnüfusa, işgücüne, sanayiye, toplumun beslenmesine, GSYH’ya vedış ticarete olan katkıları incelenmiştir.

Tarımsal NüfusBir ülke veya bölgede, belirli bir zamanda yaşayan ve ortak özellikler gösteren birey sayısı anlamına gelen nüfus, insanı temsiletmesinden ve tüm sektörlerdeki işgücünün ana sermayesi insanolmasından dolayı ülke ekonomisiyle doğrudan ilgilidir. Nüfusuoluşturan bireylerin ekonomiye katkısı bilgi birikimleri ve eğitimseviyeleri ile doğru orantılı şekilde etkili olduğu kadar, özellikletarım sektöründe nüfusun coğrafi dağılımı da aynı ölçüde etkilidir.Türkiye’de özellikle son yıllarda kırsaldan kente hızlı bir göç olduğubilinmektedir. 1927 yılında Türkiye nüfusunun %75,8’i kırsal,%24,2’sini ise kentsel nüfus oluştururken; 2020 yılına gelindiğinde bu oran sırasıyla %7 ve %93 olmuştur. Buradan da anlaşıldığı



gibi 1927 yılında kırsal nüfus, il ve ilçelerde yaşayan nüfusu oluşturan kentsel nüfusun 3 katından fazla iken, 2010 yılında 3’te 1’indenaz; 2020 yılında ise kentsel nüfus kırsal nüfusun 13 katındanfazla olarak belirlenmiştir. Kırsal ve kentsel nüfus değişimine göçdışında sübjektif etkide bulunarak oransal değişime sebep olanen önemli düzenleme 2012 yılında yerel yönetimlerde düzenlemeyapan 6360 sayılı yasa ile olmuştur. Yasa ile birlikte 14 il büyükşehir olarak belirlenmiş, 1089 belde ve 16 545 köyün tüzel kişiliği sona ermiş, kırsal alanlar yasa ile kentsel alana dönüşmüştür(Göküş & Alptürker, 2016; Tuncer & Bakırcı, 2020). Yapılan yasaldüzenleme kırsal ve kentsel nüfus yapısında radikal değişiklikleresebep olmuştur. Yasa öncesi 2012 yılında kırsal nüfus oranı %23,74düzeyindeyken yasa sonrası bu oran %7,9’a gerilemiştir. Yasa ilebirlikte nicelik olarak kentsel alana geçiş yapan kırsal yerleşimbirimleri nitelik olarak kırsal yaşam koşullarına devam etmekte,toprağa ve tarıma bağlı yaşam şekillerini korunmaktadırlar

Tarımsal İstihdamİşgücü etkin nüfus içinde yer alan, cari ücret düzeyinde ve çalışmakoşullarında çalışanlarla işsizlerin toplamıdır (TDK, 2023). Türkiyeekonomisine en çok katkı sağlayan sektörlerin başında tarımsanayi ve hizmet sektörü gelmektedir. Tarım sektörü 1970 yılındatoplam istihdamın %67,7 gibi büyük bir kısmını oluştururken,gitgide azalarak 2015’te %20’lere kadar düşmüş; 2022’nin ikinciçeyreğinde ise %16’ya kadar gerilemiştir. Sanayi ve Hizmet sektöründe ise durum tam tersi şekilde gerçekleşmiştir. 1970 yılındasanayi %12,1, hizmet sektörü ise %20,2 iken, 2015 yılında sırasıyla%20,4 ve %52 olarak tespit edilmiş, aynı sektörler 2022’nin ikinciçeyreği sonunda ise yine sırasıyla %21,8 ve 56,3 düzeyinde gerçekleşmiştir. Resme büyük açıdan baktığımızda 1970 ile 2022’ninikinci çeyreği arasında geçen sürede tarım sektörü %76’lık birdüşüş sergilerken, sanayi sektörü aynı süreçte %80 artmıştır.Özellikle 1990 yılından sonra daha da hızlı artış gösteren hizmetsektörü ise yine aynı zaman aralığında %20,2 den %56,3 e yükselmiş, yani neredeyse 2 kat bir artışla (%178) üç sektör arasındaen çok gelişen sektör olmuştur. Yıllar içinde tarımdaki istihdamazalırken sanayi ve hizmetler sektörlerinde artış gerçekleşmiştir. Buna istinaden net olarak söylenebilir ki tarımdaki istihdamzamanla yerini sanayi ve hizmet sektörüne bırakmıştır. 2000’den





sonra tarımda kapitalist üretim ilişkisi derinleşmiş ve bu datarımda sanayileşmeye yol açmıştır (Değirmenci,2019).Türkiye’de 2005 yılında 21 milyon 447 bin kişilik işgücünün 19 milyon 409 bini istihdam edilirken, 2022’nin ikinci çeyreği sonunda34 milyon 661 bin işgücüne karşın, 31 milyon 160 bin kişi istihdamedilmiştir. Nüfus artışına paralel olarak artan işgücüne rağmenistihdam ve işsizlik oranları 2005 ve 2020 yılları arasında hemenhemen aynı kalmış, 2020 yılı sonunda ise küresel salgınla birlikte (COVİD 19) işsizlik oranı %20’lik bir artışla %10,5’den %12,9’ayükselmiştir. Ancak 2022’nin ikinci çeyreği sonunda işgücü ve

istihdam sayısı artmış buna paralel olarak işsizlik oranı da %10,1’egerilemiştir. 2005 ile 2020 yılları arasında tarım dışı işsizliğin %13civarlarında durgun bir seyir halinde olduğu gözlemlenirken, tıpkıtoplam işsizlikte olduğu gibi, tarım dışı işsizlik de küresel salgından sonra 2020 yılında %20’lik bir artışla %15,3’e yükselmiştir.Tablonun geneline bakıldığında tarım dışı işsizlik oranının tümyıllardaki toplam işsizlik oranından daima yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum, tarım sektörünün ürettiği istihdamla işsizliğiabsorbe eden bir sektör olduğunu ortaya koymaktadır.Tarımsal ÜretimBelirli bir biyolojik ortamda, şartlar elverdiğince insanların beslenmesi amacıyla gıda ürünleri elde etmek tarımın en genel amacıdır. Ülke ekonomisine son derece katkı sağlayan tarım, bitkisel vehayvansal ürünler elde etmek olarak iki kategoride değerlendirilir.Türkiye coğrafi ve iklim şartları sebebiyle tarım için son dereceelverişli bir konuma sahiptir.Bitkisel ÜretimÜlkemizde üretimi yapılan bazı hububat ve baklagillerin ekim veüretim alanlarıyla verimlerini gösteren Tablo 4 incelendiğinde1995 yılında buğdayın 94 milyon dekar alana ekilerek en fazla ekilen ürün özelliğini taşımakta olduğu saptanmıştır. Aynı yıl buğday üretimi 18 milyon ton olarak hesaplanırken, verimi ise dekarbaşına 191 kg’dır. 2015 yılında ise buğday ekim alanı 78 milyon668 bine düşerken verimliliğin 287 kilograma yükselmesiyle toplam üretim 22 milyon 600 bine ulaşmıştır. Buğday üretimindeüretimin tüketimi karşılama oranı 2020–2021 dönemi itibariyle



%102,3 olarak gerçekleşmiştir. Yani Türkiye’de buğday arzı, toplamtüketim ve kullanımı karşılamaktadır (TUİK, 2023).Türkiye’de arpa üretimi 30–36 milyon hektar alanda gerçekleştirilmekte ortala 7,5–9,5 milyon ton ürün alınmaktadır. Arpa üretimalanlarındaki yıllara göre değişkenlik verim artışlarıyla telafi edilmiştir. Türkiye’de arpa, ağırlıklı olarak yem sanayinde ve kısmeniçki sanayinde kullanılmaktadır. Arpa üretiminde ürün dengetabloları incelendiğinde üretimin 2020–2021 döneminde tüketimi karşılama oranı %97,1 düzeyinde olduğu görülmektedir (TUİK,2023).Çeltik üretimi, beslenme açısından son derece önemli ve Türkiye’nin de üretimine son yıllarda ayrı bir önem atfettiği ürünlerdendir. Çeltik ekiliş alanı, üretime verilen önemle birlikte 1995 yılında0,5 milyon dekardan 2020 yılında 1,25 milyon dekara; verimlilikise 500 kg/da’dan 850 kilogramlara kadar çıkarılmıştır. Ancak2020 yılında yaşanan kuraklık bir istisna yılı olarak verimliliği 466kilograma düşürmüştür. Ekiliş alanındaki ve verimdeki gelişmelere bağlı olarak çeltik üretimi 250 bin ton düzeyinden 850–900bin ton bandına ulaşmış 2020 yılında tekrar 588 bin tona gerilemiştir. 2020–2021 üretim dönemi itibariyle çeltik yeterlilik düzeyi%81,2 olarak gerçekleşmiştir (TUİK, 2023).

Mısır üretim alanlarında 1995 yılında 5,1 milyon dekardan 2020yılında 6,9 milyon dekara, verimlilikte ise aynı dönem içerisinde369 kg/da’dan 940 kilograma ulaşılmış toplam üretim 2020yılında 6,5 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Ürün yeterlilik oranı%84,9 düzeyindedir (TUİK, 2023)

İncelenen dönem içerisinde kırmızı mercimek, kuru fasulye venohut ekiliş alanlarında azalış verimlilik ve toplam üretim miktarlarında artış yaşanmıştır. Ekiliş alanlarında kırmızı mercimekte1995 yılından 2020 yılına kadar 4,7 milyon dekardan 2,1 milyondekara, kuru fasulyede 1,7’den 1,03’e, nohutta 7,4’ten 5,1’ e azalışyaşanmıştır. Üretim miktarları 2020 yılında kırmızı mercimekte328, kuru fasulyede 280 ve nohutta 630 bin ton düzeyinde gerçekleşmiştir. Üretim yeterlilik oranı kırmızı mercimekte %71,2,kuru fasulyede %92,0 ve nohutta %122,3 düzeyindedir (TUİK,2023).Türkiye ekonomisine katkı sağlayan başlıca endüstri bitkileri incelendiğinde 2000 yılında en çok ekilen ürünün 6 milyon 542 bindekarla pamuk, ardından ise 5 milyon 420 bin dekarlık üretimalanıyla ayçiçeği olduğu görülmektedir. Ancak 20 yıllık süreçtepamuğun ekim alanı azalırken ayçiçeğinin ekim alanı artmıştır.Buna paralel olarak yine 2000 ile 2020 yılları arasındaki üretimmiktarları incelendiğinde pamuğun üretiminin 2 milyon 261 bintondan 1 milyon 773 bine düştüğünü, ayçiçeğinin ise 800 bintondan 2 milyon 67 bin tona yükseldiği tespit edilmiştir. Pamuğun üretim alanı ve toplam üretimi 2000 ile 2020 yılları arasındasürekli olarak düşmesine rağmen verimi aynı dönemde sürekliolarak artmıştır. Şeker pancarı, ayçiçeği ve patatesin de 2000–2020 yılları arasında verimi artarken tütün inişli çıkışlı bir tablosergilemiş ve 2020 yılında ise verimini 2015’e kıyasla %20 arttırmıştır. Ürün yeterlilik düzeyleri pamukta %103,7, şekerpancarında%100,0, ayçiçeğinde %62,5 ve patateste %06,5 şeklinde gerçekleşmiştir (TUİK, 2023).Hayvansal ÜretimTarımın bir diğer kolu olan hayvansal üretimin Türkiye ekonomisindeki yeri oldukça önemlidir. Ülkemiz bitkisel üretime elverişliolduğu kadar hayvansal üretime de elverişlidir. Tablo 6’da açıkçagörüldüğü gibi 2000 ile 2020 yılları arasında sığır üretiminde,



kültür ve melez ırk üretimi istikrarlı bir şekilde artarken, yerli sığırüretimi azalmış, manda üretimi ise inişli çıkışlı bir tablo sergilemiştir. 15 yıl içerisinde kültür ırkındaki hızlı artışın da etkisiyle sığırsütü üretimi 8 milyon 731 bin tondan 21 bin 749 bin tona; toplamsığır eti üretimi ise 354 bin 636 tondan 1 milyon 341 bin 446 tonayükselmiştir. Manda süt ve et üretimi ise manda üretimiyle paralelolarak dalgalı bir üretim sergilemiş ancak buna rağmen manda etiüretimi 2020 yılında 2015 yılına göre yaklaşık %60 artarak 8 bin424 tona ulaşmıştır.Yine 2000—2020 yılları arasındaki küçükbaş hayvancılık incelendiği zaman, merinos ırkı hariç diğer ırkların üretiminin 2010yılına kadar azalan oranda düştüğü, ancak 2010 sonrası hızla arttığı görülmektedir. Merinos ırkındaki bu düşüş ve artışın seyri aynıancak artışa geçiş yılı 2005 olarak tespit edilmiştir. Tüm ırklar içinüretimin düştüğü yıllarda dahi süt üretimi olumsuz etkilenmemiş,aksine düzenli olarak artış göstermiştir. Aynı yıllar arasında koyuneti üretimi 2000 yılında 111 bin 139 ton iken 2020 yılında %32civarında bir artışla 345 bin 639 tona; keçi eti üretimi ise aynı yıllar arasında 55 bin 629 tondan %38’lik bir artışla 90 bin 443 tonayükselmiştir.Tarımın Sanayiye KatkısıHer ne kadar tarım denilince akla ekip biçmek gelse de tarımınsanayiye katkısı son derece önemlidir. Artan nüfus ile birlikte kırsaldan kente göçler artmış, buna paralel olarak da sanayileşmedaha yaygın bir hale gelmiştir. Tarım sektörünün sanayiye kayması ekonomik kalkınmayı güçlendirmekte, sanayiye hammaddesağlayan tarım ürünlerinin de değerini arttırmaktadır. Bu nedenletarım ve sanayi birbiriyle etkileşimli ve eş doğrultuda hareketeden iki sektördür. Türkiye’de sanayiye hammadde sağlayanürünler gıda sanayisi ürünleri ve dokuma sanayisi ürünleri olarak iki ana başlıkta incelenmektedir. Türkiye’de 2005–2019 yıllarıarasındaki gıda sanayi ürünlerinden zeytinyağı ve margarin hariç



diğer tüm ürünlerin artış gösterdiğini, bu iki ürünün ise dalgalı birartış azalış eğilimde olduğu tespit edilmiştir. Ayçiçeği yağı üretimi2005–2015 yılları arasında hızla yükselirken 2019 yılında düşüşegeçmiş, ancak artış hızı sebebiyle en çok verim elde edilen ürünolmuştur. Buğday unu 2005 yılında 5 milyon 258 bin ton üretilirken, üretim miktarı 2019 yılında 9 milyon 239 bin tona kadar yükselmiştir. Belirtilen dönemde miktar olarak en çok üretilen ürünbuğday unu olmasına rağmen, artış oranına bakıldığında buğdayunu %75’lik oranda artarken, ayçiçek yağı üretimi ise %103’lükartış oranıyla 2005’ten 2019’a kadar sırasıyla 362 bin tondan yaklaşık 734 bin tona yükselmiştir.Dokuma sanayisinde ise aynı yıllar arasında yünlü dokuma ve yünipliği düşüş gösterirken, pamuklu dokuma ve pamuk ipliği artmıştır. 2005 yılında pamuk ipliği yaklaşık 1 milyar ton üretilirken 2019yılında yaklaşık 1,5 milyar tona yükselmiştir, aynı zaman aralığındapamuklu dokuma ise 1 milyar 382 milyon m2’den 1 milyar 655milyon m2’ye yükselmiştir. Yün ipliği ise 2005 yılında yaklaşık 79milyon ton üretilirken 2019 yılında %50 civarı bir düşüşle yaklaşık41 milyon tona gerilemiştir. Yünlü dokuma 2010 yılında 255 milyon m2’den 324 milyon m2’ye yükselse de 2019 yılında yaklaşık 127milyon m2’ye kadar düşüş sergilemiştir.Tarımın GSYH İçindeki PayıTarımın GSYH içerisindeki payı ülkelerin ekonomik gelişmişliğininya da yapısal dönüşümünün hangi aşamasında olduğunun bir göstergesidir. Ekonomide yapısal dönüşüm tarım sektörünün GSYHve toplam istihdam içerisindeki payının azalmasını ifade etmektedir. Tarımın GSYH içerisindeki payı dünya ortalaması %4,4, DoğuAsya ve Pasifik %5,9, Avrupa %2,1, Kuzey Amerika %1,1, Güney Amerika %17,7 ve Afrika %18,5 düzeyindedir. Aynı göstergenin düşük



gelir grubu ülkeler ortalaması %26,8 ve yüksek gelir grubu ülkeleriortalaması %1,3’tür (Anonim, 2022). Aynı zaman dilimi içerisindeTürkiye tarımının GSYH içerisindeki payı %6,7 ile üst-orta gelirgrubu ülkeleri düzeyindedir.Türkiye’nin 2000–2020 arasındaki GSYH değerleri incelendiğinde2000 yılında 170 milyar TL olan GSYH’nın 2020 yılında 5 trilyon 48milyar TL’ye kadar yükseldiği, gelişme hızının ise 2000–2005 yılları arasında %14,9’dan 2015–2020 yılları arasında %10,7’ye gerilediği görülmektedir. Bu durum tarımın GSYH’daki payıyla da paralelbir durum sergilemektedir. GSYH içerisinde 2000 yılında 9 milyarTL olan tarımsal katma değer, 2020 yılında yaklaşık 37 kat artarak 366 milyara yükselmiş, ancak GSYH içerisindeki payı nispetenazalmıştır. 2000 yılında GSYH’daki tarımın payı %10,1 iken 2020yılında azalan oranlarda düşerek %6,7’ye gerilemiştir. Tarımın aynıyıllar içindeki gelişim hızında sert iniş çıkışlar dikkat çekmektedir.2000–2005 yılları arasında %17,1 olan gelişme hızı, 2015–2020yılları arasında %10,4’e düşmüştür. Tarım sektörünün GSYH içindeki azalması sanayi inşaat ve hizmet sektörlerinin GSYH içindekipaylarının artmasına sebep olmuştur. 1980 sonrası devlet destekve teşviklerinde azalmalar, serbestleşme politikaları tarım ve hayvancılığı olumsuz yönde etkilemektedir (Yıldırım, 2014).Tarımın Dış Ticarete KatkısıTürkiye’nin 1995 yılında yaklaşık 35,7 milyar dolar olan toplamithalatı 2020 yılında 219,5 milyar dolara; eş zamanlı olarak toplam ihracat ise yaklaşık 21,6 milyar dolardan 169,6 milyar dolarayükselmiştir. Bir ülkede ithalatın ihracattan fazla olması o ülkenin dış ticaret açığına sebep olmaktadır (Özdemir & Ordu, 2013).



Her ne kadar ithalat ve ihracat rakamları ayrı ayrı artmış dahi olsa,tüm zamanlara bakıldığında ithalat rakamlarının ihracat rakamlarından oldukça yüksek olduğu dikkat çekmekte, bu da dış ticaretaçığının olduğunu gözler önüne sermektedir.Tablo 10 incelendiğinde 1995 yılından 2020 yılına kadar geçensürede toplam ithalat, ihracat ve tarımsal ithalat artmış ancaktarımsal ihracatta dalgalanmalar olmuştur. Her ne kadar tarımsalithalat rakamsal olarak artsa da tarımsal ithalatın toplam ithalatiçerisindeki payı tarımsal ihracat gibi giderek azalmıştır. 1995yılında %7,2 olan tarımsal ithalat oranı 2020 yılında %4,5’e, aynıdönemde tarımsal ihracatın oranı ise %20,1’den %3,5’e gerilemiştir. Tarımsal ihracatın ithalatı karşılama oranına bakıldığında ise1995 yılında %169,6 olan karşılama oranı 2005’te %226’ya yükselmiş, 2010 yılında ise %65’ten fazla bir düşüşle %76’ya gerilemiştir.Sonraki yıllarda ise azalan oranda düşüş sergileyen tarımsal ihracatın ithalatı karşılama oranı 2020 yılında %60,6 olarak kaydedilmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi, Türkiye’de 1995–2005 yılları



arasında tarımsal alanda dış ticaret fazlası verilirken, 2005 yılından sonra tarımsal alanda dış ticaret açığı oluşmuştur. 1995 yılından 2020 yılına kadar geçen 25 yıl zarfında yaklaşık olarak %65oranda düşen tarımsal ihracatın ithalatı karşılama oranı dikkatealındığında tarımsal alanda da dış ticaret açığımızın giderek arttığı gözlenmektedir.


Sonuç ve Öneriler

Ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınmayı gerçekleştirebilmesiiçin tarım sektörünün ekonomideki önemini tam olarak analizetmesi ve değişim sürecinde tarım sektörüne biçilecek rolü veevirileceği noktayı politik olarak doğru tasarlaması gerekmektedir. Kalkınma serüveninde tarım sektörü, meselenin odağında mıolacak yoksa yardımcı bir enstrüman olarak mı kalacaktır. Tarımsektörünün ülkelerin kalkınmasında sadece ulusal gelirdeki veistihdam içerisindeki pay olarak nitelendirilmesinden ziyade gıdaarz güvenliği, yoksulluk, kırsal kalkınma gibi çok boyutlu etkilerivardır.Türkiye’nin 90 yıllık demografik özelliklerine bakıldığında nüfusun büyük ölçüde arttığı görülmektedir. 1927’de 13,5 milyoncivarındaki nüfus, 2020 yılında 84 milyona yaklaşmıştır. Özellikle1950’lerden sonra hızlanarak artan nüfusu kırsal ve kentsel olarakincelediğimizde kırsal nüfusun yerini hızla kentsel nüfusa bıraktığıdikkat çekmektedir. 1927 yılında kırsal nüfus %75,8, kentsel nüfusise %24,2 iken; 2020 yılında bu oran sırasıyla %7’ye %93 olarak tespit edilmiştir. Tarım alanındaki istihdam 70’li yıllarda %68’e yakınken, 2022’nin 2. çeyreğinde %16’lara kadar gerilemiştir. Toplamistihdam içerisindeki tarımın payı kırsal nüfustaki azalışa paralelolarak düşmüştür. Kırdan kente göç sadece fiziksel bir hareketlilikveya istatistiksel bir değişken olarak değerlendirilmemelidir. Ekonomik yapısal dönüşümlerini gerçekleştirmiş olan ülkelerde tarımsektöründen sanayi sektörüne doğru işgücü geçişi yaşanmakta,işgücü verimliliğinin artışına bağlı olarak milli gelir artmaktadır.Türkiye’de ise kırsal alanlardan kente doğru yaşanan göç tarımdanhizmet sektörüne geçiş şeklinde yaşanmaktadır. Yani Türkiye’dekırdan kente göç sanayinin çekiciliğinden değil kırsalın iticiliğinden kaynaklanmakta, bu gayri tabii akış birçok sosyo-ekonomikproblemi beraberinde getirmektedir.

Türkiye coğrafyasının bitkisel ve hayvansal üretime son dereceelverişli olması sebebiyle özellikle bitkisel üretimde ekilen alanlar azalsa da verimi arttırmaya yönelik yapılan girişimler olumlusonuç vermiş; özellikle buğday, arpa, kuru fasulye, nohut, pamuk,şeker pancarı ve patates gibi hububat, baklagiller ve endüstri bitkilerinde üretim yapılan alanın gözle görülür şekilde azalmasınarağmen ürünlerden sağlanan verimin arttığı tespit edilmiştir.Şeker, buğday unu, margarin, ayçiçeği yağı, şarap ve maden suyugibi gıda sanayi ürünlerinde son 15 yıl içinde artış gözlenirken,dokuma sanayisinde üretimi yapılan pamuk ve yünlü ürünlerdeüretim gelişimi sabit denilebilecek şekilde devam etmiş, yündokuma ve yün ipliği azalma eğilimi göstermiştir.Büyük ve küçükbaş hayvancılıkta ise hayvan sayısıyla et ve sütverimi paralel ancak farklı oranlarda artış göstermiştir. Sığır üretimi 2020 yılında 2000 yılına göre yaklaşık %80 artarak 17 milyon966 bine yükselirken, aynı dönemde süt üretimi %150 artarak 21milyon 749 bin tona, et üretimi ise %300 artarak 1 milyon 341 bintona yükselmiştir.Türkiye tarımında, özellikle bitkisel üretimde toprak işlemeli tarımyapılabilir arazi sınırına ulaşılmış olması ve hayvancılık alt sektörünün yapısı dikkate alındığında artan nüfus karşısında üretimde

kendine yeterlik kavramının değişmeye başladığı görülmektedir.Mevcut kaynakları itibariyle Türkiye tarımının kendine yeterliliğinin sürdürülebilir olması verimlilik politikalarının (sulama, mekanizasyon, inovasyon, dijitalleşme vs.) ivedilenmesiyle mümkünolabilecektir.Tarımın GSYH içerisindeki payı yıllara göre azalış göstermiş 2020yılında %6,7 düzeyine gerilemiştir. Bu durum tarım sektörünün yıllık hasılasındaki gelişme hızının diğer sektörlere göre daha düşükolduğunu göstermektedir. Nitekim 2010 yılından sonra gayrisafiyurtiçi hasıladaki gelişme hızı tarım sektöründen daha yüksektir.Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranları dikkate alındığında1995–2020 yılları arasında bu oranın ortalama %65 seviyesindeolduğu ve dış ticaret açığının olduğu görülmektedir. 1995’li yıllarda toplamda görülen dış ticaret açığının aksine tarım ürünlerinde %170 civarındaki ihracatın ithalatı karşılama oranıyla dışticaret fazlası olduğu tespit edilirken, geçen 25 yıl tarımsal ithalat ihracat aleyhine gelişmiş, ihracatın ithalatı karşılama oranı%60’lara düşerek dış ticaret açığı oluşmasına sebep olmuştur.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisinin büyümesi ve kalkınması içerisinde tarım sektörüne yönelik uygulanması gereken politikalarınstandart bir şekilde belirlenmesi mümkün değildir. Sosyo-ekonomik birçok değişkeni içerisinde barındıran sektörde, bölgesel veyapısal farklılıklar ve dinamikler dikkate alınarak, probleme ve bölgeye hatta işletmeye özgü politikalar belirlenmelidir.


LOJİSTİK TİM SUNDU

btn1pyf.png
 
Son düzenleme: