Esselamün aleyküm güzel ailem. Daha önce ki konularımdan biri olan Düz dünya mevzusu ile ilgili mevzu hakkında olan bir hadis-i şerifi buraya ekliyorum. Uzun dediysem çokta uzun değil
sabırla okumanızı rica ederim…
► Ay ve Güneş Hakkında İbn-i Abbas’dan (Radıyâllahu ânh) Rivâyet Olunan Uzun Hadîs-i Şerifin İzâhı:
Abdullah İbn-i Abbâs ’ın Rivâyet Ettiği O Uzun Hadîs ki, Mukatil İbn-i Hibbân, İkrime’den Rivâyet Eder. İkrime Der ki; Abdullah İbn-i Abbâs'ın Yanında Bir Gün Oturmuştum. Bir Kişi Geldi ve “Ben Bugün Ka’bul-Ahbar’dan Ay ve Güneş Sıfatında Bir Söz İşittim; Çok Teâccüb (Hayret) Ettim!” Dedi ve Ka’bul-Ahbar Yahudilerden İlm-i Tevrât’ta Gâyet Kâmil idi. Önceki Kitapları Müteâla Etmişti. Ömer İbnu'l-Hattâb Hattab Radiyallâhû Anh Zamanında Müslüman Oldu. Her Gün Medîne’de Onun Yanına Halk Toplanırlar, Tevrât’tan ve Daha Önceki Kitaplardan Halka Söz Söylerdi. Onun Yanından Abdullah İbn-i Abbas Radiyallâhû Anh’ın Yanına Gelen Kimse Der ki; Ka’bul-Ahbar,
“Kıyâmet Gününde Ay ve Güneşi İkisini Beraber Getirecekler; Kapkara, Nûrları Gitmiş Olduğu Hâlde, İki Sığır Suretinde Halkın Üzerinde Durdurulacaklar. Bütün Mahşer Halkı Onları Görürler. Ondan Sonra Cehenneme İletirler, Tâ Cehennemde Ay ve Güneş Ateş Olurlar. Zirâ Allahû Teâlâ Önceden de Bunları Ateşten Yaratmıştır...” Dedi. Abdullah İbn-i Abbas Radiyallâhû Anh Darılıp Dedi ki,
“O Ne Söylerse Yahudilerin Kitabından Söyler. Allahû Teâlâ Buyurur ki [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Bu İki Mahlûk Olan Ay ve Güneş Allahû Teâlâ’nın Emri ile Gök Altında Dönerler. Bunların Ne Günâhları Vardır ki, Allahû Teâlâ Bunları Cehenneme Bıraksın?” Abdullah İbn-i Abbas Devâmla,
“Ben Size Ayın ve Güneşin Sıfatını Beyân Edeyim. Şöyle ki; Hazreti Peygamber Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem’den İşitmiştim, Buyurdu ki,
“Hakk Sübhânehû ve Teâlâ Ay ve Güneşi Nûrundan Yarattı. Öyle ki, İkisinin Nûru Beraberdi ve Güneşin Cürme Bu Cihânın Cürmüncedir. Ayınki, Biraz Eksikçedir Amma Görünüşte Küçük Gözüktükleri, Çok Uzakta Olduklarındandır ve Eğer Allahû Teâlâ Ayı İlk Yarattığı Gibi Kalsa idi Gece Gündüzden Seçilmezdi ve Ay ve Yıl Hesabı Malûm Olmazdı. Allahû Teâlâ Halka Şefkâtinden Dolayı Emretti, Cebrâil Aleyhisselâm Onu Kanadı ile Üç Kerre Sildi Tâ ki Nûru Eksildi. Ay'da Şimdi Görünen Lekeler Cebrâil Aleyhisselâm’ın Kanadı İzidir. Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Bu Hususta Şu Âyet-i Kerîmeyi Okudu [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Peygamber Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Buyurdu ki,
“Hakk Teâlâ Çünkü Güneşi Yarattı ve Ona Arş Nûrundan Bir de Elbise Yarattı ve O Elbisesinin Üç Yüz Altmış Köşesi Vardır. Her Bir Köşesinde Dördüncü Gök Feriştehlerinden Bir Ferişteh Müekkel Kıldı. O Feriştehler Dâima Güneşi O Elbise Üzerinde Meşrikten Mağribe ve Mağribten Meşrike Çekerler ve Hakk Teâlâ Yüz Seksen Pınar Meşrikin Bir Tarafında ve Yüz Seksen Pınar Bir Tarafında Yaratmıştı. Mağribin de İki Tarafında Yüz Seksen Pınar Yaratmıştır; Meşrikteki Pınar Gibi. Her Gün Bir Pınardan Doğar, Karşısında Olan Pınarda Dolanıp Gider. İki Kerre Yüz Seksen Üç Yüz Altmış Ettiğinden, Her Yıl Boyunca Güneş Her Gün Bir Pınardan Doğar ve Bir Pınarda Dolanır. Bu Meşrikleri ve Mağribleri Allahû Teâlâ Kur’an’da Zikretmiştir; Şöyle ki [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] ve Peygamber Aleyisselâtû Vesselâm Buyurur ki; Her Gök Altında Havada Bir Deniz Vardır, Meşrikten Tâ Mağribe Kadar. Allah’ın Emri ile Şöyle Muallâk Durup Bir Katresi Yere Dökülmez. Bu Ay ve Güneş O Denizlerin İçinden Yürürler ve Beş Seyyâre Yıldızları da Böyledir... Nitekim Hakk Sübhânehû ve Teâlâ Şöyle Buyurur [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Ay ve Güneş Gibi Birer Elbise (Urba) Üzerinde Yürürler. Meşrikten Doğarlar ve Mağribten Dolanırlar. Onlar da Bu Denizlerde Yürürler. Peygamber Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu; Yani, “O Hakk Teâlâ Hakkı İçin ki Muhammed’in Canı O’nun Kudreti Elindedir, Eğer Güneş O Su İçinden Gitmese idi ve Sudan Doğmasaydı, Üzerine Doğduğu Her Şey; İnsandan ve Bitkilerden ve Ağaçtan Güneşin Hararetinden Yanıp Helâk Olurdu ve Eğer Ay O Su İçinden Geçmese idi Halk Ona Güzelliğinden ve Letâfetinden Dolayı Secde Ederdi...”
Ali b. Ebi Talib Radiyallâhû Anh, Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimizin Yanına Oturmuştu. Dedi ki, “Yâ Rasülullah... O Yıldızlar ki, Allahû Teâlâ Onları Şu Âyette Zikretmiştir [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Hangi Yıldızlardır?” Peygamber Aleyhisselâm Buyurduki
“Şu Beş Yıldızdır ki; Zuhal, Müşteri, Merih, Zühre ve Utarid’dir...” Peygamberimiz Aleyhisselâtû Vesselâm, “Bu Beş Yıldız, Ay ve Güneş Gibi Meşrikten Doğarlar ve Mağribte Dolanırlar ve Her Birinin Birer Urba (Elbise)si Vardır. Ay ve Güneşte Olduğu Gibi ve O Urbalar O Havadaki Sular İçinde Yürürler. Hakk Teâlâ Bu Hususta Şöyle Buyurur [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Eğer Su İçinde Yürümeselerdi, Hakk Teâlâ, “Yürürler...” Demezdi. Zirâ, “Yesbehûne...” Demek, Suda Yürürler(Yüzerler) Demek Olur ve Dâhi Bütün Yıldızlar Bu Beşten Başka Havada, Her Birisi Yerli Yerince Dururlar...” ve Rasülullah Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem, “Güneş Her Gün Urba Üzerinde Bir Pınardan Doğar ve Urbayı Üç Yüz Altmış Ferişteh O Suyun İçinden Çekerler. Her Bir Ferişteh, O Urbanın Bir Köşesine Yapışmıştır. Allahû Teâlâ Kullarına İnâyet Buyuracağı ve Onlara Kendi Âyetini Göstereceği Günde Güneşe Buyurur, Tâ ki Urbadan Dışarı Çıksın. O da Suya Düşer. O Urbayı Çeken Feriştehler Hayret İçerisinde Kalırlar. O Vakit İnsanlar, “Güneş Tutuldu...” Derler ve Cihân Karanlık Olup Bir Saat yâhut İki Saat Hakk Teâlâ’nın Dilediği Kadar Gündüz, Gece Gibi Olur. Sonra Hakk Teâlâ Feriştehlere Emreder, Güneşi Sudan Çıkarırlar. Yine Urbaya Koyarlar. O Vakit İnsanlar Yine, “Güneş Tutulmaktan Kurtuldu...” Derler...”
Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu ki, “Güneş O Çeşmelerden Birisinde Dolanınca, Feriştehler Onu Gökten Göğe, Arş Altına İletirler. Nitekim Hakk Teâlâ Şöyle Buyurur [...Arapça Metin...] Güneşin Müstakarrı Arş Altındadır. Allahû Teâlâ Meşrikte Karanlıktan Bir Hicab (Perde) Yaratmıştır ve Ona Bir Ferişteh Müekkel Kılmıştır. Her Gece Güneş Dolanınca, O Ferişteh O Karanlıktan Bir Avuç Alır ve Avcunu Biraz Açar. O Kadar ki, O Karanlıktan Pâre Pâre Parmakları Arasından Cihâna Saçılır. Şafak Kaybolunca Avcunu Tamam Açar. O Feriştehin Kanadı, Meşrikten Mağribe Kadar Yetişir ve Kanadı ile Karanlığı Meşrikten Tâ Mağribe Kadar Sürer. Dünyâyı Karanlık Tutar. Sabah Vakti Yaklaşınca O Ferişteh O Karanlığı Yine Kanadı ile Sürer. Meşrik Tarafından Mağrib Tarafına İletir ve Kendi Mağribe Gelir. O Karanlığı Yine Eline Alır, Mağribe Bırakır; Yedinci Denizin Bulunduğu Arada. Dâima O Ferişteh Her Gece Meşrikte O Zulmet Hicabından Bir Avuç Mağribe İletir. Bu Hicab-ı Zulmet Tamamen Meşrikten Mağribe Gelince O Vakit Kıyâmet Kopar...”
Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Buyurdu ki, “Güneş Arş Altında Secde Kılar ve O Güneşe Müekkel Olan Feriştehlerin Hepsi Sabah Vakti Olunca Hakk Teâlâ’dan Onlara Fermân Gelir ki, Güneş Yine Meşrike Varsın ve Ondan Doğsun Diye. O Feriştehler de Güneşi Urbaya Korlar. Gökten Göğe Götürürler; Meşrike Gelinceye Kadar. Güneş Meşrike Gelince, Yine Meşrikten Doğar...” Ay da Doğmasında ve Dolanmasında Güneş Gibidir. Tâ Kıyâmet Yakın Oluncaya Kadar Bu Anlattığımız Şekildedir.
İmdi, Kıyâmet Kopmaya Yakın Olup, Halk Fıska ve Fesâda Düşünce ve Hâkimler Emr-i Ma’rûf ve Nehy-i Münker Etmez Olunca, Allahû Teâlâ Halk Üzerine Tevbe Kapısını Kapar. Güneş Arş Altına Gelince Bir Gün Kadar Secdede Eğlenir. Yine Döneceği Vakit Olunca, Allahû Teâlâ Dergâhından Destur Gelmez. Ay ve Güneş Arş Altında Üç Gün Üç Gece Miktarı Kalırlar. Bu Cihân Zulmet İçinde Kalır, Yıldızların Nûrundan Başka Nûr Olmaz. İnsanlara O Gece Gâyet Uzun Gelir ve Hiç Kimse Bu Hâlin Ne Olduğunu Bilmez. Bu Hâdise Nedir? Ancak Teheccüd Namazını Vâzife Edinmiş Olan Âbidler Bileler. Vâzifelerini Tamam Ederler ve Sabah Namazına Muntâzır Olurlar. Sabah Olmadığını Görünce Bilirler ki, Şu Korktukları Geceye Uğramışlardır. Varırlar Camilere Girerler Ağlaşırlar, Duâ ve Tadarrû’la Meşgûl Olurlar. Üç Gün Miktarı Olunca Allahû Teâlâ Cebrâil Aleyhisselâm’a Emreder, Ayı ve Güneşi Alıp Mağribten Yana Götürür. Yine Ayla Gün, Mağribten Doğarlar; Nûrsuz Kara Kalkan Gibi. Göğün Ortasına Gelince Zevâl Yerine Gelirler. Cihân Halkı Onları Görürler. İkisi de Giderler, Mağribten Dolanırlar ve O Her Gün Dolandıkları Pınara Giderler. Hakk Teâlâ’nın Emri ile Feriştehler Bırakmazlar, Ondan Sonra Tevbe Kapısı Kapanır.
Ali Radiyallâhû Anh, Rasül-u Ekrem Aleyhisselâm’dan Sorup, “Yâ Rasülullah... Tevbe Kapısı Nasıl Şeydir?” Dedi. Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu ki, “Yâ Ali! Allahû Teâlâ Mağribten Ötede Tevbe İçin İki Kanatlı Bir Kapı Yapmıştır; Her Kanadı Cevherden ve İnciden. Bir Kanadından Diğer Kanadına Kırk Yıllık Yoldur. Tevbe-i Nasûh ile Tevbe Eden Her Kulun Tevbesini O Kapıdan Allahû Teâlâ Dergâhına Getirirler...” Muaz İbn Cebel Dedi ki, “Yâ Rasülullah... Tevbe-i Nasûh Nedir?” Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Buyurdu ki, “Tevbe-i Nasûh Odur ki, Kul Kendi Günâhına Öyle Bir Pişmân Ola ki, Bir Daha Hiç O Günâha Avdet Etmeye; Sağılmış Süt, Memeye Avdet Etmediği Gibi...” ve Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Yine Buyurdu ki, O Kapı, El’ân Halk Üzerine Açıktır. Tâ Hakk Teâlâ Ayı ve Güneşi Mağribten Doğduracağı Zamana Kadar. O Kapıyı Allahû Teâlâ’nın Emri ile O Zaman Halk Üzerine Kapayalar. Ondan Sonra Hiçbir Günâhkârın Tevbesi Kabûl Edilmez ve Hiçbir Kâfirin İslâm’ı da Artık Kabûl Edilmez. Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Burada, Şu Âyet-i Kerîmeyi Okudu [...Arapça Metin...] Übey İbn Ka’b Radiyallâhû Anh Dedi ki, “Yâ Rasülullah... Ondan Sonra Bu Cihân Ne Olacak? Ayın ve Güneşin Hâli Nice Olur?” Peygamber Aleyhisselâm Buyurdular ki, “Ondan Sonra Aya ve Güneşe Yine Allahû Teâlâ Nûrunu Feyz Eder, Evvelki Gibi Meşrikten Doğarlar ve Mağribte Dolanırlar. O Vakitten İtibâren Kıyâmete O Kadar Kalır ki, Bir At Yavrusu Doğsa, Henüz Binilecek Hâle Gelmeden Kıyâmet Kopar ve İsrâfil Aleyhisselâm Sûru Üfürür. Bütün Halk Ölürler. Kimse Bilmez ki, Hâl Nedir? Hiç Kimsenin Haberi Yokken ve Bütün İnsanlar Gâflette iken Ânsızın Sûr Sesini İşitirler. Nitekim Allahû Teâlâ Buyurur [...Arapça Metin...] Yani, “Ânsızın Gelir...” ve Bir Âyet-i Kerîmede de Buyurulur ki, [...Arapça Metin...] ve Başka Bir Âyette de Şöyle Buyurulur [...Arapça Metin...] Yani, Kıyâmet O Şekilde Erişir ki, İki Kişi Oturup Konuşmakta iken Ânsızın Biri Bir Yana, Biri Bir Yana Düşer; İkisi de Can Verirler. Ondan Sonra Bu Cihân Kırk Yıl Hâlî Kalır. Yer ve Gök ve Hava ve Yıldızlar Olduğu Yerde Kalırlar ve Yine Ay ile Güneş Doğup Dolanırlar. Gökten Yağmurlar Yağar, Yerden Nebâtlar ve Ağaçlar ve Yemişler Bitip Dökülür. Kimse Bulunmaz ki Onlardan Faydalana? Ne İnsanlardan Ne Vahşi Hayvan ve Ne de Kuşlar ve Ne de Yırtıcı Hayvanlardan Hiçbirisi Bulunmaz. Ondan Sonra Allahû Teâlâ Emredip, Bütün Feriştehlerin Canını Kabzeder. Yerde ve Gökte Cebrâil Aleyhisselâm, Azrâil Aleyhisselâm ve İblisden Aleyhillâne Başka Hiç Kimse Kalmaz. Ondan Sonra Allahû Teâlâ Cebrâil Aleyhisselâm’a Buyurur, “Yere İn Gör ki, Yerin Hâli Nicedir?” Cebrâil Aleyhisselâm Yere İnip Görür ki, Cihân Mamûrdur; Yemişler, Bitkiler Bitip Sular Akmakta, Bostanlar Tazelenmiş, Altın ve Gümüş Ne Kadar Varsa Yerden Dışarı Çıkmış, Taş, Toprak Gibi Dökülmüş Yatıyor Amma Mahlûkâttan ve Hayvanlardan Hiç Kimse Yoktur ki, Bunlardan Faydalansın? Cebrâil Aleyhisselâm Yine Göğe Yükselir ve Allahû Teâlâ Buyurur ki, “Yâ Cebrâil, Ne Gördün?” O da, “Yâ Rabbi, Sen İyi Biliyorsun; Halkı Gördüm, Hepsi Kırılmışlar ve Cihân ise Mamûr Kalmış...” Allahû Teâlâ Buyurur ki [...Arapça Metin...] Yani, “Ben Bu Yeri ve Bu Yerde Ne Varsa Yarattım, Yine Sonunda Bana Mirâs Kalacaktır ve Bu Halkın Hepsinin Dönüşü Benim Dergâhımadır. Dünyâdan Ötürü Bana Âsi Oldular, Emrime Muhâlefet Ettiler, Kanları Döktüler, Türlü Türlü Fesâdlar İşlediler. Bugün O Nizâ Ettikleri Dünyânın Bütünü Bana Kaldı. Onları Ölümle Kahrettim! Yok Oldular...” Ondan Sonra Allahû Teâlâ İblisi Aleyhillâne ve Cebrâil’i Aleyhisselâm ve Melek’ül-Mevt’i Aleyhisselâm Öldürür Kendisi Hayy ve Bâkîdir. Hayatı O Celle Celâlühû Yaratır, Hayata İhtiyacı Yoktur. Mevti de O Azze ve Celle Yaratır, Kendisine Mevtten Zarar Yoktur. Ondan Sonra Hakk Teâlâ Kendi Azâmet ve Saltânatından Sual Eder ve [...Arapça Metin...] Yani, “Padişâhlık Bugün Kimindir?!” Buyurur, “Hani Padişâhlık Davâsı Edenler? Birbirini Yağma Edip Birbirini Dünyâ Padişâhı İçin Öldürürlerdi...” Cevap Verecek Herhângi Bir Kimse Bulunmadığından Kendi Azâmeti ve Ceberutu ile Kendine Cevap Verip Buyurur ki, “Mülk ve Padişâhlık Yalnız Allah’ındır ki, Vahîd’dir. O’nun Asla Şerîki Yoktur. Hep Mahlûkâtı Ölümle Kahreder..!” Cihân Bu Hâl Üzere Tamam Kırk Yıl Kalır. Allahû Teâlâ Bütün Mahlûkâttan Evvel İsrâfil Aleyhisselâm’ı Dirilterek Yine Sûr’u Üfürür ve Bütün Halk Dirilirler ve Hesap Yerine Gelirler. Ondan Sonra Allahû Teâlâ Bunlara Hesap Sorar ve Dahi Ayı ve Güneşi Kendi Heybeti ile Çağırır. Ay ve Güneş Korkudan Kapkara Olarak Toplanırlar. Bir Top Gibi Olurlar; Allahû Teâlâ’nın Hışmından... Hakk Teâlâ’nın Buyurduğu Gibi [...Arapça Metin..] Şimdi İkisi de Arş Altında Secde Ederler ve Derler ki, “Yâ Rabbi... Bizi Bu Halkın Mâsiyeti Sebebiyle Azâb Etme. Zirâ Sen Bilirsin. Gerçi Halk Mâsiyeti Bizim Şûlemizle İşlediler ve Lâkin Mâsiyette Biz Bunlara Müttefik Değiliz ve Bunları Mâsiyetten de Men’ Etmek Elimizden Gelmezdi...” Bunlar Böyle Deyince Hakk Teâlâ Buyurur ki, “Gerçek Söylersiniz; Siz Benim Mutî’ Kullarımsınız. Arş Nûrundan Yarattım, Yine Arş Nûruna Reddedeceğim...” Ay ve Güneşi Yine Arş Nûruna Reddeder, İkisi Beraber Fânî Olurlar.
Hazreti İkrime Der ki; Abdullah İbn Abbas Bu Hadîsi Tamamlayınca Ben O Kişi ile Ka’bul-Ahbar’a Vardım. Ben Ona Dedim ki, “Bu Kişi Geldi, Abdullah b. Abbas’a Senden Ay ve Güneş Ahvâlinde Şu Gibi Sözler Nâkletti. Abdullah b. Abbas Darıldı. Hazreti Peygamberden Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Ay ve Güneş Hakkında Hadîs Rivâyet Etti. Tâ Onlar Yaratıldığından Fânî Oluncaya Kadar Bütün Hâllerini Beyân Etti...” Ka’bul-Ahbar Kalkıp, Abdullah b. Abbas Yanına Geldi, Özür Diledi ve Dedi ki, “Ben Söylediğim Bu Sözü Bir Eski Kitaptan Söyledim. Olabilir ki Yahudiler Değiştirmiş ve Bozmuş Olalar Amma Senin Anlattığın Bu Hadîs Doğrudur. Hadîsi Benim Yanımda Tekrar Takrir Et ki Senden Hıfzedip Bellemiş Olayım...”
[Tarih-i Taberî Tercemesi; Cit: 1]
Not:
Ferişteh Vâzifeli Melek demektir
Seyyâre Gezgin Yıldızlar (Gezegenler) demektir
Gezegenler Birer Yıldızdır Diğer Tüm Yıldızlar Sabit Duran Kuzey Yıldızı (Polaris) Etrafında Doğudan Batıya Deverân Ediyorken Seyyâre Yörüngeleri Diğer Yıldızlardan
Farklılık Gösterir.
( Seyyâre Denmesinin Bir Sebebi de Budur )
Elbette;
En Doğrusunu Allah Azze ve Celle Bilir.
► Ay ve Güneş Hakkında İbn-i Abbas’dan (Radıyâllahu ânh) Rivâyet Olunan Uzun Hadîs-i Şerifin İzâhı:
Abdullah İbn-i Abbâs ’ın Rivâyet Ettiği O Uzun Hadîs ki, Mukatil İbn-i Hibbân, İkrime’den Rivâyet Eder. İkrime Der ki; Abdullah İbn-i Abbâs'ın Yanında Bir Gün Oturmuştum. Bir Kişi Geldi ve “Ben Bugün Ka’bul-Ahbar’dan Ay ve Güneş Sıfatında Bir Söz İşittim; Çok Teâccüb (Hayret) Ettim!” Dedi ve Ka’bul-Ahbar Yahudilerden İlm-i Tevrât’ta Gâyet Kâmil idi. Önceki Kitapları Müteâla Etmişti. Ömer İbnu'l-Hattâb Hattab Radiyallâhû Anh Zamanında Müslüman Oldu. Her Gün Medîne’de Onun Yanına Halk Toplanırlar, Tevrât’tan ve Daha Önceki Kitaplardan Halka Söz Söylerdi. Onun Yanından Abdullah İbn-i Abbas Radiyallâhû Anh’ın Yanına Gelen Kimse Der ki; Ka’bul-Ahbar,
“Kıyâmet Gününde Ay ve Güneşi İkisini Beraber Getirecekler; Kapkara, Nûrları Gitmiş Olduğu Hâlde, İki Sığır Suretinde Halkın Üzerinde Durdurulacaklar. Bütün Mahşer Halkı Onları Görürler. Ondan Sonra Cehenneme İletirler, Tâ Cehennemde Ay ve Güneş Ateş Olurlar. Zirâ Allahû Teâlâ Önceden de Bunları Ateşten Yaratmıştır...” Dedi. Abdullah İbn-i Abbas Radiyallâhû Anh Darılıp Dedi ki,
“O Ne Söylerse Yahudilerin Kitabından Söyler. Allahû Teâlâ Buyurur ki [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Bu İki Mahlûk Olan Ay ve Güneş Allahû Teâlâ’nın Emri ile Gök Altında Dönerler. Bunların Ne Günâhları Vardır ki, Allahû Teâlâ Bunları Cehenneme Bıraksın?” Abdullah İbn-i Abbas Devâmla,
“Ben Size Ayın ve Güneşin Sıfatını Beyân Edeyim. Şöyle ki; Hazreti Peygamber Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem’den İşitmiştim, Buyurdu ki,
“Hakk Sübhânehû ve Teâlâ Ay ve Güneşi Nûrundan Yarattı. Öyle ki, İkisinin Nûru Beraberdi ve Güneşin Cürme Bu Cihânın Cürmüncedir. Ayınki, Biraz Eksikçedir Amma Görünüşte Küçük Gözüktükleri, Çok Uzakta Olduklarındandır ve Eğer Allahû Teâlâ Ayı İlk Yarattığı Gibi Kalsa idi Gece Gündüzden Seçilmezdi ve Ay ve Yıl Hesabı Malûm Olmazdı. Allahû Teâlâ Halka Şefkâtinden Dolayı Emretti, Cebrâil Aleyhisselâm Onu Kanadı ile Üç Kerre Sildi Tâ ki Nûru Eksildi. Ay'da Şimdi Görünen Lekeler Cebrâil Aleyhisselâm’ın Kanadı İzidir. Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Bu Hususta Şu Âyet-i Kerîmeyi Okudu [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Peygamber Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Buyurdu ki,
“Hakk Teâlâ Çünkü Güneşi Yarattı ve Ona Arş Nûrundan Bir de Elbise Yarattı ve O Elbisesinin Üç Yüz Altmış Köşesi Vardır. Her Bir Köşesinde Dördüncü Gök Feriştehlerinden Bir Ferişteh Müekkel Kıldı. O Feriştehler Dâima Güneşi O Elbise Üzerinde Meşrikten Mağribe ve Mağribten Meşrike Çekerler ve Hakk Teâlâ Yüz Seksen Pınar Meşrikin Bir Tarafında ve Yüz Seksen Pınar Bir Tarafında Yaratmıştı. Mağribin de İki Tarafında Yüz Seksen Pınar Yaratmıştır; Meşrikteki Pınar Gibi. Her Gün Bir Pınardan Doğar, Karşısında Olan Pınarda Dolanıp Gider. İki Kerre Yüz Seksen Üç Yüz Altmış Ettiğinden, Her Yıl Boyunca Güneş Her Gün Bir Pınardan Doğar ve Bir Pınarda Dolanır. Bu Meşrikleri ve Mağribleri Allahû Teâlâ Kur’an’da Zikretmiştir; Şöyle ki [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] ve Peygamber Aleyisselâtû Vesselâm Buyurur ki; Her Gök Altında Havada Bir Deniz Vardır, Meşrikten Tâ Mağribe Kadar. Allah’ın Emri ile Şöyle Muallâk Durup Bir Katresi Yere Dökülmez. Bu Ay ve Güneş O Denizlerin İçinden Yürürler ve Beş Seyyâre Yıldızları da Böyledir... Nitekim Hakk Sübhânehû ve Teâlâ Şöyle Buyurur [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Ay ve Güneş Gibi Birer Elbise (Urba) Üzerinde Yürürler. Meşrikten Doğarlar ve Mağribten Dolanırlar. Onlar da Bu Denizlerde Yürürler. Peygamber Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu; Yani, “O Hakk Teâlâ Hakkı İçin ki Muhammed’in Canı O’nun Kudreti Elindedir, Eğer Güneş O Su İçinden Gitmese idi ve Sudan Doğmasaydı, Üzerine Doğduğu Her Şey; İnsandan ve Bitkilerden ve Ağaçtan Güneşin Hararetinden Yanıp Helâk Olurdu ve Eğer Ay O Su İçinden Geçmese idi Halk Ona Güzelliğinden ve Letâfetinden Dolayı Secde Ederdi...”
Ali b. Ebi Talib Radiyallâhû Anh, Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimizin Yanına Oturmuştu. Dedi ki, “Yâ Rasülullah... O Yıldızlar ki, Allahû Teâlâ Onları Şu Âyette Zikretmiştir [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Hangi Yıldızlardır?” Peygamber Aleyhisselâm Buyurduki
“Şu Beş Yıldızdır ki; Zuhal, Müşteri, Merih, Zühre ve Utarid’dir...” Peygamberimiz Aleyhisselâtû Vesselâm, “Bu Beş Yıldız, Ay ve Güneş Gibi Meşrikten Doğarlar ve Mağribte Dolanırlar ve Her Birinin Birer Urba (Elbise)si Vardır. Ay ve Güneşte Olduğu Gibi ve O Urbalar O Havadaki Sular İçinde Yürürler. Hakk Teâlâ Bu Hususta Şöyle Buyurur [...Arapça Ayet-i Kerime Metin...] Eğer Su İçinde Yürümeselerdi, Hakk Teâlâ, “Yürürler...” Demezdi. Zirâ, “Yesbehûne...” Demek, Suda Yürürler(Yüzerler) Demek Olur ve Dâhi Bütün Yıldızlar Bu Beşten Başka Havada, Her Birisi Yerli Yerince Dururlar...” ve Rasülullah Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem, “Güneş Her Gün Urba Üzerinde Bir Pınardan Doğar ve Urbayı Üç Yüz Altmış Ferişteh O Suyun İçinden Çekerler. Her Bir Ferişteh, O Urbanın Bir Köşesine Yapışmıştır. Allahû Teâlâ Kullarına İnâyet Buyuracağı ve Onlara Kendi Âyetini Göstereceği Günde Güneşe Buyurur, Tâ ki Urbadan Dışarı Çıksın. O da Suya Düşer. O Urbayı Çeken Feriştehler Hayret İçerisinde Kalırlar. O Vakit İnsanlar, “Güneş Tutuldu...” Derler ve Cihân Karanlık Olup Bir Saat yâhut İki Saat Hakk Teâlâ’nın Dilediği Kadar Gündüz, Gece Gibi Olur. Sonra Hakk Teâlâ Feriştehlere Emreder, Güneşi Sudan Çıkarırlar. Yine Urbaya Koyarlar. O Vakit İnsanlar Yine, “Güneş Tutulmaktan Kurtuldu...” Derler...”
Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu ki, “Güneş O Çeşmelerden Birisinde Dolanınca, Feriştehler Onu Gökten Göğe, Arş Altına İletirler. Nitekim Hakk Teâlâ Şöyle Buyurur [...Arapça Metin...] Güneşin Müstakarrı Arş Altındadır. Allahû Teâlâ Meşrikte Karanlıktan Bir Hicab (Perde) Yaratmıştır ve Ona Bir Ferişteh Müekkel Kılmıştır. Her Gece Güneş Dolanınca, O Ferişteh O Karanlıktan Bir Avuç Alır ve Avcunu Biraz Açar. O Kadar ki, O Karanlıktan Pâre Pâre Parmakları Arasından Cihâna Saçılır. Şafak Kaybolunca Avcunu Tamam Açar. O Feriştehin Kanadı, Meşrikten Mağribe Kadar Yetişir ve Kanadı ile Karanlığı Meşrikten Tâ Mağribe Kadar Sürer. Dünyâyı Karanlık Tutar. Sabah Vakti Yaklaşınca O Ferişteh O Karanlığı Yine Kanadı ile Sürer. Meşrik Tarafından Mağrib Tarafına İletir ve Kendi Mağribe Gelir. O Karanlığı Yine Eline Alır, Mağribe Bırakır; Yedinci Denizin Bulunduğu Arada. Dâima O Ferişteh Her Gece Meşrikte O Zulmet Hicabından Bir Avuç Mağribe İletir. Bu Hicab-ı Zulmet Tamamen Meşrikten Mağribe Gelince O Vakit Kıyâmet Kopar...”
Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Buyurdu ki, “Güneş Arş Altında Secde Kılar ve O Güneşe Müekkel Olan Feriştehlerin Hepsi Sabah Vakti Olunca Hakk Teâlâ’dan Onlara Fermân Gelir ki, Güneş Yine Meşrike Varsın ve Ondan Doğsun Diye. O Feriştehler de Güneşi Urbaya Korlar. Gökten Göğe Götürürler; Meşrike Gelinceye Kadar. Güneş Meşrike Gelince, Yine Meşrikten Doğar...” Ay da Doğmasında ve Dolanmasında Güneş Gibidir. Tâ Kıyâmet Yakın Oluncaya Kadar Bu Anlattığımız Şekildedir.
İmdi, Kıyâmet Kopmaya Yakın Olup, Halk Fıska ve Fesâda Düşünce ve Hâkimler Emr-i Ma’rûf ve Nehy-i Münker Etmez Olunca, Allahû Teâlâ Halk Üzerine Tevbe Kapısını Kapar. Güneş Arş Altına Gelince Bir Gün Kadar Secdede Eğlenir. Yine Döneceği Vakit Olunca, Allahû Teâlâ Dergâhından Destur Gelmez. Ay ve Güneş Arş Altında Üç Gün Üç Gece Miktarı Kalırlar. Bu Cihân Zulmet İçinde Kalır, Yıldızların Nûrundan Başka Nûr Olmaz. İnsanlara O Gece Gâyet Uzun Gelir ve Hiç Kimse Bu Hâlin Ne Olduğunu Bilmez. Bu Hâdise Nedir? Ancak Teheccüd Namazını Vâzife Edinmiş Olan Âbidler Bileler. Vâzifelerini Tamam Ederler ve Sabah Namazına Muntâzır Olurlar. Sabah Olmadığını Görünce Bilirler ki, Şu Korktukları Geceye Uğramışlardır. Varırlar Camilere Girerler Ağlaşırlar, Duâ ve Tadarrû’la Meşgûl Olurlar. Üç Gün Miktarı Olunca Allahû Teâlâ Cebrâil Aleyhisselâm’a Emreder, Ayı ve Güneşi Alıp Mağribten Yana Götürür. Yine Ayla Gün, Mağribten Doğarlar; Nûrsuz Kara Kalkan Gibi. Göğün Ortasına Gelince Zevâl Yerine Gelirler. Cihân Halkı Onları Görürler. İkisi de Giderler, Mağribten Dolanırlar ve O Her Gün Dolandıkları Pınara Giderler. Hakk Teâlâ’nın Emri ile Feriştehler Bırakmazlar, Ondan Sonra Tevbe Kapısı Kapanır.
Ali Radiyallâhû Anh, Rasül-u Ekrem Aleyhisselâm’dan Sorup, “Yâ Rasülullah... Tevbe Kapısı Nasıl Şeydir?” Dedi. Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Buyurdu ki, “Yâ Ali! Allahû Teâlâ Mağribten Ötede Tevbe İçin İki Kanatlı Bir Kapı Yapmıştır; Her Kanadı Cevherden ve İnciden. Bir Kanadından Diğer Kanadına Kırk Yıllık Yoldur. Tevbe-i Nasûh ile Tevbe Eden Her Kulun Tevbesini O Kapıdan Allahû Teâlâ Dergâhına Getirirler...” Muaz İbn Cebel Dedi ki, “Yâ Rasülullah... Tevbe-i Nasûh Nedir?” Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Buyurdu ki, “Tevbe-i Nasûh Odur ki, Kul Kendi Günâhına Öyle Bir Pişmân Ola ki, Bir Daha Hiç O Günâha Avdet Etmeye; Sağılmış Süt, Memeye Avdet Etmediği Gibi...” ve Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Yine Buyurdu ki, O Kapı, El’ân Halk Üzerine Açıktır. Tâ Hakk Teâlâ Ayı ve Güneşi Mağribten Doğduracağı Zamana Kadar. O Kapıyı Allahû Teâlâ’nın Emri ile O Zaman Halk Üzerine Kapayalar. Ondan Sonra Hiçbir Günâhkârın Tevbesi Kabûl Edilmez ve Hiçbir Kâfirin İslâm’ı da Artık Kabûl Edilmez. Sallallâhû Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Burada, Şu Âyet-i Kerîmeyi Okudu [...Arapça Metin...] Übey İbn Ka’b Radiyallâhû Anh Dedi ki, “Yâ Rasülullah... Ondan Sonra Bu Cihân Ne Olacak? Ayın ve Güneşin Hâli Nice Olur?” Peygamber Aleyhisselâm Buyurdular ki, “Ondan Sonra Aya ve Güneşe Yine Allahû Teâlâ Nûrunu Feyz Eder, Evvelki Gibi Meşrikten Doğarlar ve Mağribte Dolanırlar. O Vakitten İtibâren Kıyâmete O Kadar Kalır ki, Bir At Yavrusu Doğsa, Henüz Binilecek Hâle Gelmeden Kıyâmet Kopar ve İsrâfil Aleyhisselâm Sûru Üfürür. Bütün Halk Ölürler. Kimse Bilmez ki, Hâl Nedir? Hiç Kimsenin Haberi Yokken ve Bütün İnsanlar Gâflette iken Ânsızın Sûr Sesini İşitirler. Nitekim Allahû Teâlâ Buyurur [...Arapça Metin...] Yani, “Ânsızın Gelir...” ve Bir Âyet-i Kerîmede de Buyurulur ki, [...Arapça Metin...] ve Başka Bir Âyette de Şöyle Buyurulur [...Arapça Metin...] Yani, Kıyâmet O Şekilde Erişir ki, İki Kişi Oturup Konuşmakta iken Ânsızın Biri Bir Yana, Biri Bir Yana Düşer; İkisi de Can Verirler. Ondan Sonra Bu Cihân Kırk Yıl Hâlî Kalır. Yer ve Gök ve Hava ve Yıldızlar Olduğu Yerde Kalırlar ve Yine Ay ile Güneş Doğup Dolanırlar. Gökten Yağmurlar Yağar, Yerden Nebâtlar ve Ağaçlar ve Yemişler Bitip Dökülür. Kimse Bulunmaz ki Onlardan Faydalana? Ne İnsanlardan Ne Vahşi Hayvan ve Ne de Kuşlar ve Ne de Yırtıcı Hayvanlardan Hiçbirisi Bulunmaz. Ondan Sonra Allahû Teâlâ Emredip, Bütün Feriştehlerin Canını Kabzeder. Yerde ve Gökte Cebrâil Aleyhisselâm, Azrâil Aleyhisselâm ve İblisden Aleyhillâne Başka Hiç Kimse Kalmaz. Ondan Sonra Allahû Teâlâ Cebrâil Aleyhisselâm’a Buyurur, “Yere İn Gör ki, Yerin Hâli Nicedir?” Cebrâil Aleyhisselâm Yere İnip Görür ki, Cihân Mamûrdur; Yemişler, Bitkiler Bitip Sular Akmakta, Bostanlar Tazelenmiş, Altın ve Gümüş Ne Kadar Varsa Yerden Dışarı Çıkmış, Taş, Toprak Gibi Dökülmüş Yatıyor Amma Mahlûkâttan ve Hayvanlardan Hiç Kimse Yoktur ki, Bunlardan Faydalansın? Cebrâil Aleyhisselâm Yine Göğe Yükselir ve Allahû Teâlâ Buyurur ki, “Yâ Cebrâil, Ne Gördün?” O da, “Yâ Rabbi, Sen İyi Biliyorsun; Halkı Gördüm, Hepsi Kırılmışlar ve Cihân ise Mamûr Kalmış...” Allahû Teâlâ Buyurur ki [...Arapça Metin...] Yani, “Ben Bu Yeri ve Bu Yerde Ne Varsa Yarattım, Yine Sonunda Bana Mirâs Kalacaktır ve Bu Halkın Hepsinin Dönüşü Benim Dergâhımadır. Dünyâdan Ötürü Bana Âsi Oldular, Emrime Muhâlefet Ettiler, Kanları Döktüler, Türlü Türlü Fesâdlar İşlediler. Bugün O Nizâ Ettikleri Dünyânın Bütünü Bana Kaldı. Onları Ölümle Kahrettim! Yok Oldular...” Ondan Sonra Allahû Teâlâ İblisi Aleyhillâne ve Cebrâil’i Aleyhisselâm ve Melek’ül-Mevt’i Aleyhisselâm Öldürür Kendisi Hayy ve Bâkîdir. Hayatı O Celle Celâlühû Yaratır, Hayata İhtiyacı Yoktur. Mevti de O Azze ve Celle Yaratır, Kendisine Mevtten Zarar Yoktur. Ondan Sonra Hakk Teâlâ Kendi Azâmet ve Saltânatından Sual Eder ve [...Arapça Metin...] Yani, “Padişâhlık Bugün Kimindir?!” Buyurur, “Hani Padişâhlık Davâsı Edenler? Birbirini Yağma Edip Birbirini Dünyâ Padişâhı İçin Öldürürlerdi...” Cevap Verecek Herhângi Bir Kimse Bulunmadığından Kendi Azâmeti ve Ceberutu ile Kendine Cevap Verip Buyurur ki, “Mülk ve Padişâhlık Yalnız Allah’ındır ki, Vahîd’dir. O’nun Asla Şerîki Yoktur. Hep Mahlûkâtı Ölümle Kahreder..!” Cihân Bu Hâl Üzere Tamam Kırk Yıl Kalır. Allahû Teâlâ Bütün Mahlûkâttan Evvel İsrâfil Aleyhisselâm’ı Dirilterek Yine Sûr’u Üfürür ve Bütün Halk Dirilirler ve Hesap Yerine Gelirler. Ondan Sonra Allahû Teâlâ Bunlara Hesap Sorar ve Dahi Ayı ve Güneşi Kendi Heybeti ile Çağırır. Ay ve Güneş Korkudan Kapkara Olarak Toplanırlar. Bir Top Gibi Olurlar; Allahû Teâlâ’nın Hışmından... Hakk Teâlâ’nın Buyurduğu Gibi [...Arapça Metin..] Şimdi İkisi de Arş Altında Secde Ederler ve Derler ki, “Yâ Rabbi... Bizi Bu Halkın Mâsiyeti Sebebiyle Azâb Etme. Zirâ Sen Bilirsin. Gerçi Halk Mâsiyeti Bizim Şûlemizle İşlediler ve Lâkin Mâsiyette Biz Bunlara Müttefik Değiliz ve Bunları Mâsiyetten de Men’ Etmek Elimizden Gelmezdi...” Bunlar Böyle Deyince Hakk Teâlâ Buyurur ki, “Gerçek Söylersiniz; Siz Benim Mutî’ Kullarımsınız. Arş Nûrundan Yarattım, Yine Arş Nûruna Reddedeceğim...” Ay ve Güneşi Yine Arş Nûruna Reddeder, İkisi Beraber Fânî Olurlar.
Hazreti İkrime Der ki; Abdullah İbn Abbas Bu Hadîsi Tamamlayınca Ben O Kişi ile Ka’bul-Ahbar’a Vardım. Ben Ona Dedim ki, “Bu Kişi Geldi, Abdullah b. Abbas’a Senden Ay ve Güneş Ahvâlinde Şu Gibi Sözler Nâkletti. Abdullah b. Abbas Darıldı. Hazreti Peygamberden Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Ay ve Güneş Hakkında Hadîs Rivâyet Etti. Tâ Onlar Yaratıldığından Fânî Oluncaya Kadar Bütün Hâllerini Beyân Etti...” Ka’bul-Ahbar Kalkıp, Abdullah b. Abbas Yanına Geldi, Özür Diledi ve Dedi ki, “Ben Söylediğim Bu Sözü Bir Eski Kitaptan Söyledim. Olabilir ki Yahudiler Değiştirmiş ve Bozmuş Olalar Amma Senin Anlattığın Bu Hadîs Doğrudur. Hadîsi Benim Yanımda Tekrar Takrir Et ki Senden Hıfzedip Bellemiş Olayım...”
[Tarih-i Taberî Tercemesi; Cit: 1]
Not:
Ferişteh Vâzifeli Melek demektir
Seyyâre Gezgin Yıldızlar (Gezegenler) demektir
Gezegenler Birer Yıldızdır Diğer Tüm Yıldızlar Sabit Duran Kuzey Yıldızı (Polaris) Etrafında Doğudan Batıya Deverân Ediyorken Seyyâre Yörüngeleri Diğer Yıldızlardan
Farklılık Gösterir.
( Seyyâre Denmesinin Bir Sebebi de Budur )
Elbette;
En Doğrusunu Allah Azze ve Celle Bilir.
